Muhammed’in peygamberliğine eleştiri

Standart

Muhammed, kırk yaşındayken kendisini “peygamber” ilan ettikten sonra, on yıllık yaşamını Mekke’de geçirmiştir; bu döneme “birinci Mekke dönemi” adı verilir. Bunu “Medine dönemi” diye bilinen dönem izler ki, o da on üç yıl kadar sürmüştür. Mekke dönemindeyken taraftarlarının sayısı çok az ve güçsüz durumdaydı. Medine’ye geçince yavaş yavaş güçlenerek çete saldırılarına ve savaş yollarına başvurmuş, giderek daha da güçlenmiş, İslamı kılıçla yayma siyasetine yönelmiştir.

Muhammed Mekke’de yaşarken, Yahudilerin ve Hıristiyanların kendilerine özgü kitapları olduğunu ve bu kitapları kendi dillerinde okuduklarını, buna göre ibadette bulunduklarını görür. Bu kitapların Tanrı tarafından bu ümmetlere peygamberler aracılığıyla gönderildiğini öğrenmekle Araplar için neden böyle bir şeyin söz konusu olmadığını düşünür. Bu düşünce onu, Tanrı tarafından seçilip, Araplara gönderilmiş bir elçi gibi görünme hevesine sürükler. Büyük bir sabırla bu işe girişir ve Tanrı’nın Mekkelilere ve civarındakilere kendisi marifetiyle kitap (Kur’an) gönderdiğini söyler. Daha başka bir deyimle, ilk başlangıçta aklından, bütün insanlara ya da hatta bütün Araplara peygamber olarak gönderilmiş olma fikri geçmiş değildir. Bundan dolayıdır ki, Tanrı’dan, “Ey Muhammed! Böyleceşehirlerin anası olan Mekke’de ve çevresinde bulunanları uyarman… için sana Arapça okunan bir kitap vahyettik…” (Şûra Suresi, ayet 7) şeklinde vahiy indi diyerek işe başlar. Buna, “Bu indirdiğimiz, kendinden öncekileri doğrulayan, Mekkelileri ve çevresindekileri uyaran mübarek kitaptır…” (Enam Suresi, ayet 92) şeklindeki ayetleri (ve benzerlerini) ekler.

Fakat, bütün çabalarına rağmen fazla taraftar toplayamaz; toplayabildikleri de Mekke’nin en fakir, en saf ve güçsüz kişileridir. Önemli sayılabilecek kimseleri etkileyemez. Örneğin, kendisine babalık eden amcası Ebu Talib dahil. Mekke’nin ileri gelenlerini (örneğin Kureyşlileri) Müslüman yapabilmiş değildir. Mekke’de bulunduğu 10 yıllık süre içerisinde, kendisine inandırabildiği insanların sayısı, söylendiğine göre seksen ya da yüz civarındadır.
Ancak, az geçmeden Mekke dışındaki Araplarla temas kurar ve onları da kazanmak düşüncesiyle Kur’an’a, “(Bu Kur’an) Ataları uyarılmamış ve bu yüzden kendileri de gaflet içinde kalmış bir toplumu uyarman için indirilmiştir” (Yasin Suresi, ayet 7) ya da “(Ey Muhammed.’)… muhakkak ki (Kur’an) hem senin için hem de kavmin için bir şereftir ve ilende ondan mesul olacaksınız” (Zuhruf Suresi, ayet 43-44) şeklinde ayetler koyar. Böylece, sadece Mekke ve civarındaki Araplara değil, bütün Araplara gönderilmiş “peygamber”miş gibi hareket etmeye başlar. Medine’de ve Taifte yaşayan Arapları bu yoldan elde etmek ister. Mekke’de bulunduğu süre boyunca taraftarlarının sayısı az ve kendisi de güçsüz olduğu için, kendisini “uyarıcı” ya da “öğüt verici” olarak göstermekten başka yapabileceği bir şey yoktur.

Karısı Hatice’nin ve kendisine babalık etmiş olan, kendisini her zaman için koruyan amcası Ebu Talib’in ölümleri üzerine koruyucusuz kalır; bu yüzden taraftarlarıyla birlikte Medine’ye göç eder. Oradan Mekke kervanlarına karşı çete saldırılarına girişir. Böylece ganimetler edinip taraftarlarının sayısını artırarak yavaş yavaş güçlenmeye başlar.
Ticaret merkezlerinden biri sayılan Mekke’yi kendileri için bir bakıma rakip bilen Medineli Yahudiler, Muhammed’in Mekke’ye karşı saldırılara geçmesini kendileri bakımından yararlı buldukları için, ilk başlarda ona para ve silah yardımında bulunurlar. Bu sayede Muhammed, çeteler yollayarak Mekke kervanlarına karşı saldırılara geçer. Ele geçirdiği ganimet mallarını paylaşma siyaseti yoluyla kısa zamanda güçlenmeye başlayınca, etki sahasını genişletme fikrine yönelir. Özellikle, Mekkelilere karşı kazandığı Bedir Savaşı’ndan sonra, artık İslamı kılıç yoluyla yayma olasılığını kazanmıştır. Yavaş yavaş kendisini, sadece Araplara değil, Yahudilere, Hıristiyanlara ve bütün insanlara gönderilmiş peygamber olarak gösterir ve İslamdan başka din olmadığı fikrine sarılır. Anlatmak ister ki, Tanrı İslam dinini, daha önceki “peygamberler” aracılığıyla (Tevrat’ı ve İncil’i indirerek) Yahudilere ve Hıristiyanlara göndermiştir. Kur’an’a bu doğrultuda ayetler koyarken, kendisini peygamber olarak kabul etmediler, Tevrat’ı ve İncil’i değiştirdiler diye, Yahudileri ve Hıristiyanlar! suçlamaya başlar; örneğin, Kur’an ü. şu mealde ayetler koyar: “İşte Allah, inkarları yüzünden onlara lanet etmiştir” (Nisa Suresi, ayet 46-47). Öte yandan onlara daha önceleri gönderilmiş olan peygamberlerin “Müslüman” olarak gönderildiklerini söyler: örneğin, İbrahim’i, Müslümanlıkla emrolunmuş ilk “peygamber” olarak gösterir ve Kur’an’a, “İbrahim, ne Yahudi ne de Hıristiyan idi: fakat o, Allah’ı bir tanıyan dosdoğru bir Müslüman idi; müşriklerden değildi” (Ali İmran Suresi, ayet 67) şeklinde ayetler koyar. İbrahim’den sonra gelen “peygamberlerin”hepsini de Müslüman olarak tanımlar: örneğin, “İbrahim’e, İsmail’e, İshak’a, Yakub’a ve torunlarına, Musa ve İsa’ya verilene (Islama)… inandık… deyin…” (Bakara Suresi, ayet 136, 140) şeklinde ayetler koyar. Ve kendisinin, aynı zamanda “kitab ehli”ne (Yahudilere, Hıristiyanlara vd…) peygamber olarak gönderildiğini anlatmak ve Kur’an’ı onlara kabul ettirmek için şu tür ayetler ekler: “Ey kitab ehli! Peygamberlerin arası kesildiğinde, ‘Bize müjdeci ve uyarıcı gelmedi’ dersiniz diye size açıkça anlatacak peygamber geldi” (Maide Suresi, ayet 19); “…önlerinde de Musa’nın kitabı önder ve rahmet olarak bulunanlardır ki, işte onlar Kur’an’a inanırlar” (Hûd Suresi, ayet 17).

Bir yandan bunları yaparken, diğer yandan da, “İslam’dan başka gerçek din yoktur; başka dinlere yönelenler sapıktırlar” deyip “cihat’la. insanları Müslüman yapma yoluna gider. Medine’de bulunduğu on üç yıllık süre boyunca, Müslüman olmayan toplumlara (Yahudilere, Hıristiyanlara, putperestlere vd…) karşı kırktan fazla çete saldırıları ve yirmi dokuz savaş düzenler. Yeryüzünü “Dar-ül İslam” (yani “Müslümanların yaşadıkları yerler”) ve “Dar-ül Harb” (yani “savaşılması gereken kafirlerin yaşadıkları yerler”) olarak ikiye ayırır ve yeryüzü “Dar-ül islam” olana kadar savaş parolasını yerleştirir. İşte Muhammed’in yaşamının ve Kur’an olarak yerleştirdiği kitabın bütün insanlara yönelik olduğunun en kısa hikayesi budur.

Kaynak: İlhan Arsel (Kuran’ın Eleştirisi s.24-25)

Reklamlar

Çelişkili Ayetler

Standart

Kur’an ‘da, Secde Suresi’nde Tanrı’nın şöyle konuştuğu yazılıdır:

“Biz dileseydik, herkesi doğru yola eriştirirdik. Ne var ki, ‘An-dolsun ki, cehennemi, cinlerle ve insanlarla dolduracağım’ diye kesin bir söz çıkmıştır benden” (Secde Suresi, ayet 13).

Bu ayeti okurken bir de Enam Suresi’nin şu ayetine göz atalım:

“Allah kimi doğru yola iletmek isterse onun kalbini Islama açar; kimi de saptırmak isterse… kalbini iyice daraltır… “ (Enam Suresi, ayet 125.)

Dikkat edileceği gibi bu ayetlere göre Tanrı, eğer dilemiş olsa bütün insanları Müslüman yapabilecekken yapmıyor; bir kısmını “Müslüman” yapıp bir kısmını “kafir” kıldığını bildiriyor. Sebep olarak da cehennemi insanlarla dolduracağına dair kendi kendine kesin bir söz verdiğini söylüyor. Daha başka bir deyimle insanların tümünü doğru yola sokabilecekken böyle yapmadığını, çünkü böyle yapmış olsa, bu takdirde cehennemi insanlarla dolduracağına dair kendi kendine verdiği sözü yerine getirememiş olacağını “apaçık” bir şekilde açıklıyor! Olacak şey midir bu? Hiç “Yüce”bir Tanrı, hiç yoktan insanları cehenneme atmak gibi bir davranışa yönelmekten zevk alıyormuş gibi konuşabilir mi?

Yukarıdakine benzer olmak üzere, Kur’an’ın Hûd Suresi’nin 118. ve 119. ayetlerinde Tanrı’nın şöyle konuştuğu yazılıdır:

“Rabbin dileseydi bütün insanları bir tek millet yapardı. (Fakat) onlar ihtilafa düşecekler. Ancak, Tanrı ’nın merhamet ettikleri müstesnadır. Zaten Rabbin onları bunun için yarattı. Rabbinin, Andolsun ki cehennemi tümüyle insanlar ve cinlerle dolduracağım’ sözü yerini buldu” (Hûd Suresi, ayet 118-119).

Görülüyor ki, bu ayetler anlaşılmazlıklarla, uyuşmazlıklarla ve birbiriyle çelişir satırlarla, fakat bütün bunlardan başka bir de Tanrı’nın “yüceliği” fikriyle bağdaşmazlıklarla dolu.

Kaynak: İlhan Arsel (Kuranın Eleştirisi s. 55-56)

Muhammed’in Başarıları

Standart

Başarı için kriterlerimiz nelerdir, öncelikle onları kontrol edelim

Toplumsal anlamda başarı, idealist bir devlet adamı ve lider olmaksa,

* Köleliği kaldırmamış,köle edinmiş, kötü örnek olmuş.
* Cariyeliği kaldırmamış, cariye sahibi olmuş, hatta teşvik etmiş.
* Kadına toplumda hak ettiği değeri vermemiş, mirasta ve şahitlikte eşit görmemiş.
* Ganimeti, talanı Allah kelamı olarak göstermiş, kendi de talanın içinde bulunmuş, İslam’ı yaymak adı altında talana katılmış. ganimetler Allah’ın ve peygamberin diyerek ganimet düşkünü olduğunu göstermiş.
* İnsanlarına din adına savaşı emretmiş.
* Hayvanlara değer vermemiş, Kuran da insanları hayvan lakapları ile aşağılamış, sözde kutsal kitabında hakaret dolu sözler yazmıştır.
* Çevre, doğa, hayvan ve insan sevgisi geliştirmemiş.
* Sayısız kadınla evlenerek tek eşliliği yok etmiş, çok eşliliği teşvik etmiş.
* 9 yaşındaki Aişe ile evlenerek, insanların çocukları yaşındaki kızlara cinsel obje olarak bakmalarına neden olmuş.
* Yine akraba evlilikleri ile akraba ilişkilerini zedelemiş, sakat yavruların doğmasına sebep olacak evliliklerin önünü açmış,
* Cehennem ayetleri ile insanlar üzerine korku salmıs, Cennet ayetleri ile rüşvet mantığını ortaya çıkarmış.
* Küfür eden, önüne gelene yemin eden, binlerce yıl yaşayan peygamber masalları ile 240.000 adet peygamber gönderen bir Tanrı yaratarak Tanrılık müessesesini zedelemiş.
* Takiyye ayetleri ile yalanı meşrulaştırmış.
* Hülle ayeti ile insanların ahlak sınırlarını zorlamış.
* Din için ölmek ve öldürmeyi Kuran’a sokarak bugün din adına akan kandan sorumludur.
* Açlık ve yoksulluk içinde yaşayan Müslümanların bu durumda olmalarında rolü büyüktür..

İstediğini elde eden hırslı bir kişilik olarak ise, çok başarılı…

* 25 yaşına kadar esamesi okunmuyorken, bölgenin en güçlü kadınlarından ve tüccarlarından biri olan 40 yaşındaki Hatice ile evlenerek ekonomik olarak güç elde etmiş..
* 30 erkeğe eşit gücünü, sayısız eş ve cariye alarak tatmin etmiş.
* Kervanlar yağmalayarak talanlarla yaşamış.
* 9 yaşından 65 yaşına kadar olan her kategorideki kadın ile zevklerini tatmin etmiş, yetmemiş, hala kızı, dayı kızı, amca kızı, kimi bulursa götürmüş.
* Açlıktan karnına taş bağlayıp uyurdu masalı ile milyarları uyutmuş..

Daha çok sayabilir, yüzlerce bulabiliriz.

Muhammed saydığımız bu alanlarda, kendisinin bile tahmin edemeyeceği kadar başarılıdır.. Kendisini saygı ile anıyor, büyük “peygambere” şükran diliyoruz..