Evrenin Varoluşu ve Big Bang

Standart

1. Mucize İddiası
2. İddia Metnindeki Bazı Hatalar ve Çarpıtmalar
3. Mucize Yalanının Mantıksal Kurgusu
4. Tarihsel olarak Big Bang ve Yoktan Varoluş
5. Bilimsel olarak Big Bang ve Yoktan Varoluş
6. Sonuç

1. Mucize İddiası

Mucize iddiacılarının sıkça işledikleri meselelerden biri de Enam/101 ayetinin güya Big Bang Teorisine işaret etmesi bahsidir. İlk olarak bu mucize yalanını da kendi kalemlerinden okuyalım:

  • Harun Yahya (Adnan Oktar)’a ait sitelerden:
    20. yüzyılın ortalarına dek hakim olan görüş, evrenin sonsuz boyutlara sahip olduğu, sonsuzdan beri var olduğu ve sonsuza kadar da var olacağı şeklindeydi. “Statik (durağan) evren modeli” adı verilen bu anlayışa göre, evren için herhangi bir başlangıç veya son söz konusu değildi.Materyalist felsefenin de temelini oluşturan bu görüş, evreni sabit, durağan ve değişmez bir maddeler bütünü olarak kabul ederken, bir Yaratıcının varlığını da reddediyordu. Oysa 20. yüzyılda gelişen bilim ve teknoloji, materyalistlere zemin sağlayan durağan evren modeli gibi ilkel anlayışları kökünden yıkmıştır.21. yüzyılın başlarında olduğumuz şu dönemde, evrenin bir başlangıcı olduğu, yok iken bir anda büyük bir patlamayla var olduğu modern fizik tarafından pek çok deney, gözlem ve hesapla ispatlanmış durumdadır. Ayrıca, evrenin, materyalistlerin iddia ettikleri gibi sabit ve durağan olmadığı, tam tersine sürekli bir hareket ve değişim içinde olduğu, genişlediği de saptanmıştır. Bugün bu gerçekler bütün bilim dünyası tarafından kabul edilmektedir.

    Kuran-ı Kerim’de evrenin ortaya çıkışı şöyle açıklanır:
    O gökleri ve yeri yoktan var edendir… (Enam Suresi, 101)

    Kuran’da verilen bu bilgi, çağdaş bilimin bulgularıyla tam bir uyum içindedir. Başta da belirttiğimiz gibi astrofiziğin ulaştığı kesin sonuç, tüm evrenin madde ve zaman boyutlarıyla birlikte, bir sıfır anında, büyük bir patlamayla var olduğudur. “Büyük Patlama”, orijinal adıyla “Big Bang” teorisi, tüm evrenin yaklaşık 15 milyar yıl önce tek bir noktanın patlamasıyla yokluktan meydana geldiğini kanıtlamıştır.

2. İddia Metnindeki Bazı Hatalar ve Çarpıtmalar

Önce yukardaki metindeki hata ve çarpıtmalara kısaca değinelim:

  • Evrenin yaşı (yani Big Bang’den bugüne kadarki süre) günümüz biliminin varsayımına göre 13,7 milyar senedir. İlk bakışta belki önemsiz gibi duran bu hata mucize yalancılarının başka bir mucize bahsinde yapmış oldukları çarpıtmanın temelini oluşturmaktadır. => bkz. Altı Günde Yaratılış
  • ”20. Yüzyılın ortalarına dek hakim olan görüş evrenin sonsuz boyutlara sahip olduğu, sonsuzdan beri var olduğu ve sonsuza kadar da var olacağı şeklindeydi” cümlesi bu şekliyle yanlıştır. Evrenin sonsuzluğu veya başlangıcının olup olmaması felsefe tarihi boyunca tartışılagelmiş bir konudur ve yüzyıllar boyunca konuyla ilgili olarak çok farklı görüşler, hipotezler, teoriler savunulmuştur.
  • ”Statik evren modeli” materyalizmin temelini oluşturmaz. Mucize yalancılarının her fırsatta ”öcü” olarak göstermeye çalıştıkları ”materyalist felsefe”yle ne kastettikleri de bir başka muammadır. Eğer kastedilen “evreni doğaüstüne dair varsayımlarda bulunmadan anlamaya ve açıklamaya çalışan materyalist/natüralist duruş” ise bu zaten günümüz biliminin ana aksiyomlarındandır. Ve statik ve dinamik evren modelleri bu ana aksiyomdan hareket eder. Statik evren modelinden dinamik evren modelini geçişle bu materyalist duruşun yanlışlandığını ima etmek gülünçtür. Aksine her bilimsel yenilik gibi dinamik evren modeline geçiş veya Big Bang Kuramı’nın kabulü de yine materyalist düşünce ile mümkün olabilmiştir.


3. Mucize Yalanının Mantıksal Kurgusu

Şimdi asıl mucize yalanının kurgusunu ele alabiliriz:

(1) O gökleri ve yeri yoktan var edendir… (Enam Suresi, 101) ayetinde evrenin yoktan varedildiği yazmaktadır.

(2) Modern bilimin kabul ettiği Big Bang Teorisi de bunu söylemektedir.

(3) 1400 Yıl önceki insanlar modern bilimin bu bulguları henüz yokken böyle birşey söylemiş olamazlar.

=> Dolayısı ile Kuran’da bu ”gerçeğin” geçmesi bir mucizedir. Dolayısı ile Kuran, Tanrı sözüdür.

Mucize sonucunu çıkarabilmek için sıralanan 3 önermenin ikincisi ve üçüncüsü yanlıştır.

4. Tarihsel olarak Big Bang ve Yoktan Varoluş

  • (3) 1400 Yıl önceki insanlar modern bilimin bu bulguları henüz yokken böyle birşey söylemiş olamazlar.

Böyle bir önermenin yanlışlığını anlamak için biraz olsun akletmek yeterlidir. Big Bang Teorisi mucizecilerin iddia ettiği gibi bilimsel açıdan ”yoktan varoluş” ile ilgili olsa bile (ki aşağıda gösterileceği üzere kesinlikle ilgili değildir) tarihsel açıdan ”yoktan varoluş” düşüncesinin ancak modern ”Big Bang Teorisi” ile mümkün olduğunu söyleyebilir miyiz hiç?

Dikkat ediniz! Burada iddia edilen mucize, Big Bang Teorisi ile -güya- yoktan varoluşun ispatlanmış olması değildir. Bu sözde gerçeğin Kuran’da 1400 yıl önce ve henüz teori ortada yokken yer almış olmasıdır mucize olarak adlandırılan.

Oysa söz konusu ayette modern Big Bang Teorisi ile ilgili somut bir ibare yok. Patlamadan veya benzer şeylerden değil sadece ”göklerin ve yerin yoktan varedildiği”nden söz edilmekte. Yani Kuran’da sadece ”yoktan varoluş” düşüncesi yer almış. Ama bu düşünce zaten o dönemde ve daha önceki medeniyetlerde var olan düşüncelerden biridir.

”Henüz bilim big-bang’i bulmamışken insanlar kendi düşüncesiyle yoktan varolma diye birşeyden bahsetmiş olamaz. Dolayısı ile bu kitap tanrı sözü olmalı” gibi gülünç bir mantık kurmak okuyucu ile dalga geçmek olur.


5. Bilimsel olarak Big Bang ve Yoktan Varoluş

Big Bang Teorisi’nin ”yoktan varoluş” ile bir ilgisi yoktur. Günümüz biliminin hiçbir alanda birşeyin yoktan varolduğu (hatta var edildiği) gibi bir bulunmamaktadır.

Herşeyden önce ‘big bang’in kendisi (gözlem ve hesaplara dayanır) bir kuramdır ve aşırı bir biçimde yoğunlaşmış değişik bir enerjinin kendisini dışa vurduğunu ayrıca madde-enerji eşitliği temelinde bugünkü maddenin oluştuğunu söyler. Yani başlangıçta bir “yokluk” durumu söz konusu değildir. Başlangıçtaki, var olan bir enerjinin dışa vurumudur.

Big Bang Kuramı’nın ilk döneminde (belli bir süre) birçok bilim insanının, bilimin bu andan geriye gidemeyeceğini düşündükleri ve araştırmalarını bu andan sonrasıyla kısıtlamış oldukları doğrudur. Fakat bu dönemde bile bilimin ”yoktan varoluş” gibi bir iddiası olmamıştır.

Bizim bildiğimiz anlamdaki zaman’dan öncesini bilemeyiz” demek başka birşeydir ”Demek ki big bang anında birşeyler yoktan varoldu (hatta var edildi)” demek başka birşeydir. Birincisi sadece “bugünkü bilgi ve verilerimizle big bang öncesi hakkında sıhhatli varsayımlar ve kuramlar üretemeyeceğimiz” anlamına gelir. İkincisi ise tamamen keyfi, gerekçesiz ve bilimsel açıdan değeri olmayan boş bir iddia niteliğindedir. Üstelik zamanla ‘big bang’in öncesi ile ilgili çok sayıda bilimsel hipotez oluşmuştur. Bunlardan biri de (Amerika’da çalışan Astrofizikçi Martin Bojowald‘in hesaplarına dayanan) evrenin her zaman varolduğu ve ‘big bang’in sadece bir geçiş evresi olduğu hipotezidir.

Buna benzer başka bir hipotez de Alman Astronomlar Wolfgang Priester ve Hans-Joachim Blome‘a aittir. Bu varsayıma göre ‘big bang’den önce başka bir evren vardı; fakat bu evrende bildiğimiz anlamda madde yoktu. Bu ilk evren salt enerjinin oluşturduğu ‘quanten’ alanlarından ibaretti. Bu enerji zamanla tek bir noktada yoğunlaştı ve patlamaya yol açtı.

Kanadalı Astrofizikçi Lee Smolin‘in hipotezine göre içinde bulunduğumuz evren aslında sadece sayısızca evrenden oluşan kompleks bir ağın parçasıdır. Kendi gravitasyonunun etkisi altında kendi içine çöken dev yıldızların bu evrende açtığı kara delikler aslında başka bir düzlemde yeni bir evrenin ‘big Bang’ini oluşturmaktalar.

Bunların yanısıra çok sayıda farklı bilimsel hipotez de var.*

Belki bunlardan biri doğrudur belki de hepsi yanlıştır (zamanla yanlışlanacaktır). Fakat bilimin şu an net olarak açıklayamadığı her alanda (bilimsel anlamda destekleyici hiçbir zemin olmadığı halde) ”Tamam, işte bu noktada yoktan varoluşu devreye koyalım” demek bir açıklama yapmak değil bilimsel araştırmaya bu noktada son vermek anlamına gelir.

Big Bang Kuramı’nın ve günümüz biliminin herhangi bir alanının ”yoktan var olma” (hatta var ediliş) gibi bir iddiası yoktur.


6. Sonuç

Mucize iddiacılarının Big Bang Teorisi’yle ilişkilendirmek istedikleri Enam/101 ayeti ne bir patlamadan ne ‘big bang’le ilgili diğer somut birşeyden bahseder. Ayette sadece ”göklerle yerin yoktan varedildiği” bahsi geçmektedir. “Yoktan vardilme” düşüncesi de zaten 1400 yıl önceki toplumlarda da ondan önceki medeniyetlerde de varolan düşüncelerdendir; birçok farklı medeniyetin kutsal kitabında, efsanelerinde, destanlarında yer almıştır.

Mucize yalancılarının iddia ettiği gibi Big Bang Kuramı “yoktan varediliş” düşüncesini destekliyor olsaydı bile Kuran’da ”yoktan varediliş”ten bahsedilmesini bir mucize olarak adlandıramazdık.

Kaynak: http://www.mucizeyalanlari.com/evrenin-varolusu-ve-big-bang/

Altı Günde Yaratılış

Standart

1. Mucize İddiası
2. İddianın Geçersizliği
3. ”Altı Günde Yaratılış”ın Çarpıklığı
4. Sonuç


1. Mucize İddiası

Mucize arayacıları Kuran’daki “altı günde yaratılış” ifadesinin bir mucize olduğunu öne sürerler:

  • Harun Yahya (Adnan Oktar)’a ait sitelerden:
    Gerçekten sizin Rabbiniz altı günde gökleri ve yeri yaratan sonra arşa istiva eden Allah’tır (Araf Suresi, 54)Kuran ile modern bilim arasındaki uyumun bir örneği evrenin yaşı konusudur. Kozmologlar evrenin yaşını 16-17 milyar yıl olarak hesaplamışlardır. Kuran’da tüm evrenin 6 günde yaratıldığı açıklanmaktadır. İlk bakışta farklı gibi görünen bu zaman dilimleri arasında aslında çok şaşırtıcı bir uyum vardır. Gerçekte evrenin yaşı ile ilgili olarak elimizdeki bu iki rakamın her ikisi de doğrudur. Yani evren Kuran’da bildirildiği gibi 6 günde oluşmuştur ve bu süre bizim zaman algımıza göre 16-17 milyar yıla karşılık gelmektedir. 1915 Yılında Einstein zamanın göreceli olduğunu; mekâna, seyahat eden kişinin süratine ve o andaki yerçekimi kuvvetine bağlı olarak zamanın akış katsayısının değiştiğini öne sürmüştür. Kuran’da 7 farklı ayette bildirilen evrenin yaratılış süresinin zamanın akış katsayısındaki bu farklılıklar göz önünde bulundurulduğunda bilim adamlarının tahminleri ile büyük bir paralellik içinde olduğu görülür. Kuran’da bildirilen 6 günlük süreyi 6 devre olarak da düşünebiliriz. Çünkü zamanın göreceliği dikkate alındığında “gün” sadece bugünkü koşullarıyla Dünya üzerinde algılanan 24 saatlik bir zaman dilimini ifade etmektedir. Ancak evrenin bir başka yerinde, bir başka zamanda ve koşulda “gün” çok daha uzun süreli bir zaman dilimidir. Nitekim bu ayetlerde (Secde Suresi, 4; Yunus Suresi, 3; Hud Suresi, 7; Furkan Suresi, 59; Hadid Suresi, 4; Kaf Suresi, 38; Araf Suresi, 54) geçen 6 gün (sitteti eyyamin) ifadesindeki “eyyamin” kelimesi “günler” anlamının yanı sıra “çağ, devir, an, müddet” anlamlarını da içermektedir.

    Evrenin ilk dönemlerinde zaman, bugün alışık olduğumuz akış hızından çok çok daha hızlı akmıştır. Bunun nedeni şudur: Big-Bang anında evren çok küçük bir noktaya sıkıştırılmıştı. Bu büyük patlama anından bu yana evrenin genişlemesi ve evrenin hacminin gerilmesi evrenin sınırlarını milyarlarca ışık yılı uzağa taşıdı. Nitekim Big-Bang’den bu yana uzayın geriliyor olmasının evren saatinin üzerinde çok önemli sonuçları oldu.


2. İddianın Geçersizliği

Onların izahatına göre büyük patlamadan bu yana geçen süre 16-17 milyar senedir ve evren azalan biz hızla genişlemektedir. Dolayısıyla dünyanın yaratılmasının ilk gününde 8 milyar sene geçmiştir. Altıncı gün geçen toplam süre 15,75 milyar senedir. O halde bu bir Kuran mucizesidir ve önceden bildirilmiştir.

Bu argümana göz attığımız vakit “Bir insan kendi inancını karalamak ve küçük düşürebilmek için bu kadar çok uğraşabilir mi?” diye düşünmeden edemiyoruz. İddiaların bilimsel ve matematiksel çarpıtmalardan oluşmasını bir kenara bıraksak bile bilimin bu gün geldiği nokta bile “altı günde yaratılış” iddiasını yalanlamaktadır.

Her şeyden önce bugün büyük patlamadan bu yana geçen sürenin 13,7 milyar sene olduğunu biliyoruz. Burada hata payı 200 milyon yıldır. Bilim için 200 milyon yıl olan bir hata payının bir tanrı için 2 milyar sene olması düşünülemez. Bu iddianın baştan çöküşü demektir.

Mucizecilerimiz savlarını kanıtlamak için nereden çıktığı belli olmayan bir “8 milyar sene” ortaya atmışlardır. Birinci gün 8 milyar seneye eşitmiş. Bu eşitligin nedeninin ne olduğunu bilebilmek mümkün değil. Ama biraz düşünülürse bilimsel sonuç olan 15,75 seneye ulaşabilmek için 8 milyar rakamından başka bir değer kullanmanın mümkün olmadığı görülecektir. Yani önce minare çalınmış sonra da kılıf uydurulmuştur.

Şayet niyet bir şeyi illa da ispatlamaya çalışmaksa artık yapılamayacak çarpıtma ve hile yok demektir. Mucizecilerimiz her geçen sene evrenin genişleme hızının yarıya düştüğünü bulmuşlardır. Bu hesaplamayı neye göre yaptıkları belli değildir ve üstelik evren hakkındaki bilgilerimizle uyuşmamaktadır. Hiçbir bilimsel tespit evrenin ilk 8 milyar sene sabit bir hızla genişlediğini söylemez. Aksine kurama göre evren ilk anlarında ışık hızını çok çok aşan bir hızla genişlemiş olmalıdır. Bunun aksi bir hız tanımlamasının sadece iddiayı kanıtlamak için uydurulduğu aşikârdır.

Biz bu çarpıtmalara göz yumalım ve sanki hiçbir şey olmamış gibi bunların doğru olduğunu varsayalım. Buna rağmen vardıkları sonuç kendileri için bir hüsrandır ve yalanlarını ortaya çıkarmaktadır.

Eğer ilk gün 8 milyar sene geçmişse ve evrenin yaşı da 13,7 milyar sene ise bu “Biz şu anda üçüncü günün içinde bulunmaktayız” demektir. O zaman ortaya iki sonuç çıkar: Birincisi Kuran’a göre evrenin iki günde, dünyanın da 4 günde yaratılmış olduğudur. Bu evren/dünya yaratımındaki zamansal çarpıklığı şimdilik bir kenara bıraksak bile şu anda henüz dünyanın yaratımının ilk aşamasındayız demektir. Çünkü mucizecilerin anlatımı uyarınca üçüncü günün sonunda 14 milyar sene geçmiş olacaktır ve biz hala oraya varamamış durumdayız.

İkinci sonuç burada bir anlatım hatası olduğudur. Ayet indiği anda “yaratma” eylemi tamamlanmamış olduğu için orada “altı günde yarattık” değil “yaratacağız” denmeliydi. Öyle ya, bitmemiş bir eylem için böyle bir kesinlik kullanmak doğru mudur? Daha yaratma eyleminin tamamlanmasına mucizecilerimizin anlatımına göre 3 gün ya da 1,25 milyar sene vardır.

Ayrıca nakledilen hadislere göre insanlık son günde yaratılmıştır. Altı gün masalınının açıklanışını böyle ele alırsak henüz insanlık yaratılmamıştır.

Gördüğümüz gibi asıl mucize -muhtemelen- iddiacılardır. Eski toplumun inanış ve geleneklerinin anlatmlarından başka bir şey olmayan Kuran’ı bilimsel yapmak için düştükleri durum gerçek bir mucize olarak görülebilir. Çünkü aklı başında hiçbir insan kendini bu kadar komik bir duruma düşürmeyi beceremez.


3. ”Altı Günde Yaratılış”ın Çarpıklığı

Kuran, Tevrat’tan devralmış olduğu(1) evrenin altı günde yaratılışı hikayesine Araf/54‘ün yanı sıra diğer birçok ayetinde de yer verir.
bkz. Yunus 3, Furkan 59, Kaf/38, Hadid/4, Hud/7, Secde/4.


Fussilet 9-12
ayetlerinde ise bu altı günlük süreç farklı aşamalara tasnif edilir.

  • De ki: “Siz mi yeri iki günde (iki evrede) yaratanı inkar ediyor ve O’na ortaklar koşuyorsunuz? O, âlemlerin Rabbidir.” O, dört gün içinde (dört evrede), yeryüzünde yükselen sabit dağlar yarattı, orada bolluk ve bereket meydana getirdi ve orada rızık arayanların ihtiyaçlarına uygun olarak rızıklar takdir etti. Sonra duman halinde bulunan göğe yöneldi; ona ve yeryüzüne, “İsteyerek veya istemeyerek gelin” dedi. İkisi de, “İsteyerek geldik” dediler. Böylece onları, iki günde (iki evrede) yedi gök olarak yarattı ve her göğe kendi işini bildirdi. En yakın göğü kandillerle süsledik ve onu koruduk. İşte bu, mutlak güç sahibi ve hakkıyla bilen Allahın takdiridir.

Bu ayette zikredilen günleri toplayınca yaratılış sürecinin sekiz gün sürdüğü çıkmakta, bu da diğer ayetlerle çelişmektedir. Ancak İslam alimleri bu meseleyi de şöyle çözme yoluna giderler: ”Zikredilen dört günün içerisinde ilk iki gün de vardır. Yani iki günde yer, iki günde yeryüzündeki dağlar, bolluk ve bereket (yani yer ile gök arasındakiler), son iki günde de gökler yaratılmıştır.”(2) Biz burada ”8 gün mü, 6 gün mü?” tartışmasına girmeden ayetler arasında çelişki olmadığını varsayarak İslam alimlerinin bu yorumunu esas alalım.

Yer (yani gezegenimiz olan Dünya) üstünde barındırdığı dağ-taş ile birlikte toplam 4 günde (veya evrede) yaratılmış; gökler (yani uzay) ise 2 günde (veya evrede)… Sadece bu anlatım bile Kuran’dan günümüzün varmış olduğu bilim ve bilgi düzeyine dair herhangi bir mucizevi işaret çıkarma girişiminin başlı başına zorlama olduğunu göstermektedir. Bugün biliyoruz ki üstünde yaşadığımız gezegen uçsuz bucaksız uzayda herhangi bir gökcismidir. Kuran’daki evren algısına göre ise evren Dünya’dan ve işte bu Dünya üzerine kurulmuş, ”kandillerle süslenmiş” göklerden ibarettir. Dünya ve Dünya’nın üstündekilerinin yaratılmasına toplam 4 gün, göklerin (yani sayılarla ifade edemeyeceğimiz kadar galaksi, yıldız, gezegen barındıran uzayın) yaratılmasına ise sadece iki gün ayrılmış olması yalnızca bu ilkel evren anlayışı bağlamında anlaşılabilir (ayrıca bkz. ”Evrenin Genişlemesi” – ”3. Kuran’daki Evren Algısı”).


4. Sonuç

Evrenin altı günde yaratılışı hikayesi Kuran’a daha eski mitolojilerden girmiş bir efsanedir. Bu efsaneyle bilimsel bulgular arasında bir ilişki kurmak yukarda gösterildiği gibi en zorlama yorum ve en açık çarpıtmalarla bile mümkün değildir. Aksine -Kuran’daki altı günde yaratılış hikayesi ciddiye alındığında- bu anlatımların ancak o dönemdeki ilkel ve yanlış evren anlayışı bağlamında anlaşılabilir olduğu görülmektedir.

Dipnotlar

(1) bkz. Eski Antlaşma, Tevrat 1:1 – 2:4.

(2) Fahruddin Er-Râzi, Tefsir-i Kebir Mefâtihu’l-Gayb, Akçağ Yayınları: 19/355-356, Fussilet 9-12

  • Günlerin Toplamı
    Birinci Soru: Allah Teâlâ yeri iki günde yarattığını belirtmiş ve bahsettiği bu üç şeyi de diğer dört günde ıslah ettiğini belirtmiş, daha sonra da gökleri iki günde yarattığını ifade buyurmuştur. Böylece bu günlerin toplamı sekize baliğ olmuştur. Ancak ne var ki O, diğer ayetlerinde gökleri ve yeri altı günde yarattığını ifade etmiştir. Böylece bir tenakuz (çelişki) ortaya çıkar. (Ne dersiniz?)Bil ki alimler buna şu şekilde cevap vermişlerdir: “Yeryüzünde, yeryüzündekilerin azıklarını, ilk iki gün ile birlikte dört günde takdir etmiştir” şeklinde olup bu tıpkı, bir kimsenin “Basra’dan Bağdat’a on günde, Kûfe’ye de onbeş günde gittim” demesi gibidir. Bu son cümlesi ile Basra-Bağdat ve Bağdat-Kûfe mesafelerini kastederek böyle söylemiştir.

Fakat besbelli ki alimlerin yapmış olduğu bu açıklama metnin Arapça orijinalinden net olarak çıkan bir sonuç değildir. Nitekim müfessirimiz, ikinci bir soruya da cevap vermeyi gerekli bulmuş:

  • Bu Müphemliğin (Belirsizliğin, Bulanıklığın) Hikmeti
    İkinci Soru: Cenâb-ı Hak yeri iki günde yarattığını belirtmiştir. Binâenaleyh şayet O, geriye kalan bu üç şeyi de diğer iki günde yaratmış olduğunu belirtmiş olsaydı durum karışık ve yanılgıdan da iyice uzak olmuş olurdu. Öyleyse niçin Cenâb-ı Hak böylesi bir sarih (açık) ifadeyi terketmiş de bu mücmel (kapalı, izaha muhtaç) sözü getirmiştir?Cevap: Cenâb-ı Hakk’ın “arayanlar için dört günde müsavi…” İfadesinde O’nun “Ben bu üç şeyi iki günde yarattım…” demesinden daha kuvvetli bir manâ vardır. Zira O “Ben bu üç şeyi iki günde yarattım” demiş olsaydı bu söz o iki günün bütünüyle o işlerle dopdolu olarak geçirilmiş olduğunu ifade etmezdi. Çünkü Arapça’da o iş o iki günü kaplamadığı halde “Ben bu işi iki günde yaptım..” denebilir. Ama Cenâb-ı Hak yerin yaratılmasından bahsedip bu şeyleri yaratıp bundan sonra “arayanlar için tam dört günde…” buyurunca bu dört günün herhangi bir fazlalık ya da noksanlık olmaksızın o işlerle dopdolu geçmiş olduğuna delâlet etmiştir.

Yukardaki makaleyle ilgili görüşlerinizi, öneri ve eleştirilerinizi
>burada<
paylaşabilirsiniz.

Kaynak: http://www.mucizeyalanlari.com/alti-gunde-yaratilis/

Kur’an’ın Olmayan Mucizeleri: Deniz Sularının Karışmaması ve Cebelitarık Mucizesi(!)

Standart

Bir diğer zorlama mucizemiz; deniz sularının birbirine kesinlikle karışmadığı ve bunu Kur’an’ın 1400 sene önceden bildirmesidir. Tabiki her zaman olduğu gibi bu bilgiyi modern bilim daha yeni keşfetmiş, ama kur’an bunu 1400 sene önceden vermiş. Mucizenin ayrıntılarına Kur’an’daki dayanak noktasına göz atalım ve mucize var mı, yok mu hep birlikte analiz edelim:

‘(Suları acı ve tatlı olan) iki denizi salıvermiştir; birbirine kavuşuyorlar’(Rahman Suresi 19. ayet)
‘ (Fakat) aralarında bir engel vardır, birbirine geçip karışmıyorlar.’ (Rahman Suresi 20. ayet)

Başka bir ayette şöyle demektedir;

‘ O, birinin suyu lezzetli ve tatlı, diğerininki tuzlu ve acı olan iki denizi salıverip aralarına da görünmez bir perde ve karışmalarını önleyici bir engel koyandır.’(Furkan Suresi,53.ayet)


(Not: Ayetler diyanet’in sitesinden alınmıştır.)

İddia’ya göre modern bilim yakın bir zamanda farklı denizlerin sularının birbirinine karışmadığını keşfetmiş. Hatta bazıları bu mucizeyi abartıp keşfeden kişinin(Jacques Cousteau) bu keşiften sonra müslüman olduğunu iddia ediyorlar.
Bu müslümanlar gerçekten beni şaşırtıyor. Yanlış anlaşılmasın Kur’an’dan mucize çıkartmak için bilimsel bilgileri çarpıtan, insanları kandıran bu sahtekarlardan söz ediyorum.
Öncelikle jacques Cousteau müslüman değildir ve müslüman olduğuna dair elimizde öyle bir bilgi yok. Müslümanlar kendisini pek yakından tanıdıkları için olsa gerek kaynaksız sallıyorlar. Buyurun bakın:
http://tr.wikipedia.org/wiki/Jacques-Yves_Cousteau
Şimdi iki farklı denizin sularının birbirine karışıp karışmadığına bakalım:
Aynı cins iki sıvı(Türdeş) fizik yasaları gereğince birbirlerine karışmak zorundadır. İster tuzlu,ister tuzsuz olsun karışmak zorundadır. (bkz. karışımlar ve karışımın özkütlesi) Bu konuyu ilkokulda fen bilgisi derslerinde bile verilmektedir, ama sanırım mucizeperestler bu konuda ya sahtekarlık yapıyor ya da bu konu hakkında bilgileri yok. Büyük ihtimalle fen bilgisi ve fizik konularında kötüler.
Deniz sularının birbirlerine karışmadığını ‘yüzey gerilimi’ denilen kanunla alakalı olduğunu da iddia ediyorlar. Evet fizikte ‘yüzey gerilimi’ denilen bir kanun vardır, ama bahsettikleri konuyla alakası yoktur. Sıvıların arasındaki perde felanda değildir.
Yüzey gerilimi, fizikokimyada bir sıvının yüzey katmanının esnek bir tabakaya benzer özellikler göstermesinden kaynaklanan etkiye verilen addır. Bu etki böceklerin su üzerinde yürümesine olanak verir.
Kaynak: http://tr.wikipedia.org/wiki/Y<<>>C3<<>>BCzey_gerilimi

Aynı türden olan iki sıvının fizik kanunları gereğince birbirlerine karışmak zorunda olduğunu ve bir ortamala yoğunluğa sahip olması gerektiğini söyledim. Peki bu konuda kaynağım nedir? Şimdi kaynağımı vereceğim;
Bu konuyla cebelitarık boğazı arasında da bağlantı kurduklarından dolayı her ikisinide kapsayacak bir kaynak veriyorum. Üstelik Tübitak’tan ve Türkçe
http://www.biltek.tubitak.gov.tr/merak_ettikleriniz/index.php?kategori_id=11&soru_id=1545
Demek ki neymiş:
İki aynı türden sıvı birbirlerine karışıyormuş(Karışmak zorundaymış) ve Allah’ın kitabı bu konuda yanılıyormuş.

Gelelim Kur’an’ın bu konu hakkında diğer bir yanılgısına/Yanlışına:

İkinci bir yanlış ise;  Kur’an’ın ilgili ayetinin kullandığı ‘suları tatlı ve acı olan iki deniz’ tabiri.
Genel olarak herkes tarafından bilinen bir olgudur aslında, ama Allah bilmiyor sanırım. Denizin suları tatlı olmaz, tuzludur. Hatta deniz sularından içme suyu elde etmek çok masraflıdır. Çünkü tuzlu sudur.
Kaynak: http://tr.wikipedia.org/wiki/Deniz
Sonuç olarak:
1- Allah tarafından indirildiği/vahy edildiği söylenen Kur’an’da bilimsel bir yanlış bilgi vardır.Deniz sularının karışmaması. Ama müslümanlar bunu insanlara mucize gibi lanse etmektedir. Sanırım yanlışlığının farkında vardıklarından dolayı böyle bir sahtekarlığa gidiyor birileri. (Kur’an’ın mucizelerinin altında nedense hep bilimsel bilgilerle çelişen ifadeler olduğundan dolayı, belkide bunların farkedilmemesi için mucize diye insanları kandırıyorda olabilirler. Çünkü baktığımız her Kur’an mucizesi nedense, bi şekilde bilimle çelişiyor. Bu bahsettiğim konu için 3. maddeye bakabilirsiniz.)
2- Kur’an’da 2. yanlış bir bilgi vardır. (Denizin sularının tatlı olması). Deniz suları tuzludur. Allah denizleri yaratıyor, ama deniz hakkında en cahil insan kadar bilgisi yok yahu!(?)
3- Kur’an’da bilim’e ters bir yığın bilgi bulunmaktadır ve ne tuhaftır ki bu bilgilerin hepside mucize diye insanlara gösterliyor.Uyanın arkadaşlar. Mucize var dediğiniz kitaptaki tüm mucizeler uydurmadır, hepsi bilime ters bilgilerdir.
4- Sonuç itibariyle, Kur’an’da ki ‘iki denizin sularının birbirine karışmaması’ mucize olamamakla birlikte, yanlış bir bilgidir.


Ayrıca, Şüpheci Meleğin blogundan bu konuyla ilgili yazılmış, daha ayrıntılı ve farklı bir yazıyı da okuyabilirsiniz:

http://suphecimelek.wordpress.com/2009/10/20/kurandaki-bilimsel-mucizeler-iki-denizin-karismamasi/


-Okan-

Konuyla ilgili olarak, yukarda Tübitak’ın sitesinden vermiş olduğum kaynağı bir daha veriyorum, gözden kaçmış olabilir:

http://www.biltek.tubitak.gov.tr/merak_ettikleriniz/index.php?kategori_id=11&soru_id=1545

Kur’an’ın Olmayan Mucizeleri: Yeryüzünün 7 Kat Oluşu Mucizesi(!)

Standart

Bu mucizemiz Kur’an’da ki Atmosfer’in 7 kat oluşu mucizesinin devamı niteliğinde aslında. İddiaya göre Kur’an yerin içindeki katmanların Atmosfer’in katmanlarına benzer olmuduğu ve 7 tane olduğunu haber veriyormuş. Kur’an’nın haber verdiği bu bilgiyi, bilim daha yeni bulmuş. İşin mucizevi tarafıysa şu; bilimin yeni keşfettiği bu bilgi, Kur’an’da 1400 yıl önceden yazılıymış. İşte Allah katından geldiğinin en büyük kanıtlarından biri olduğunu söylüyorlar. Kur’an’ın bir mucizesiymiş. Bakalım ve görelim gerçekten öylemiymiş.


İddianın ne olduğunu yazdım. Şimdi iddia’nın dayandırıldığı ayeti yazıyorum;

‘Allah, yedi göğü ve yerden de onların benzerini yarattı. Emir, bunların arasında durmadan iner; sizin gerçekten Allah”ın herşeye güç yetirdiğini ve gerçekten Allah”ın ilmiyle herşeyi kuşattığını bilmeniz, öğrenmeniz için. (Talak Suresi, 12)

Bahsedilen yerin 7 katmanı:

1. Kat: Litosfer (su)
2. Kat: Litosfer (kara)
3. Kat: Astenosfer
4. Kat: Üst manto
5. Kat: Alt manto
6. Kat: Dış çekirdek
7. Kat: İç çekirdek

Kaynaklar: http://www.harunyahya.net/V2/Lang/tr/Pg/WorkDetail/Number/4158
http://www.kuranvebilim.com/k_mucizeleri/yer1.htm

Kur’an’dan mucize çıkartacağız diye Atmosfer’in 7 kat olduğunu iddia edip, sonra bu ayetede dayanarak yerin katmanlarının da 7 katmandan olduştuğunu iddia ediyorlar.


Daha önceki bir yazımda Atmosferin 7 değil 5 katmandan oluştuğunu ve bahsedilen diğer 2 katmanın Atmosfer’in katmanları olarak bilimde yer almadığını, Atmosfer’in özellikleri olduğunu yazmıştım.


Şimdi de yerin katmanlarının 7 tane olup olmadığına bakalım:


Yerin iç yapısını bilim dünyası 7 değil 5 katmana ayırmıştır.Bu katmanlar kimyasal yada mekanik özelliklerine göre tanımlanabilir.
Mekanik olarak;
1- Litosfer
2-Astenosfer
3-Mesozfer
4- Dış çekirdek
5-İç Çekirdek
Kimyasal olarak;
1-Crust(Sanırım türkçede yer kabuğuna denk geliyor)
2-Üst Manto
3-Alt Manto
4-Dış Çekirdek
5-İç Çekirdek

Görüldüğü üzere müslümanlardan mucize peşinde koşanlar(ben mucizeperestler diyorum)’ın yapmış olduğu bir sahtekarlıktan başka bir şey değildir bu. Bilimsel bilgileri Kur’an’la ilişkilendirmek için bilimi çarpıtıyorlar, üstüne üstlük insanlara yanlış bilgiler veriyorlar.

Şimdi onların söylemiş olduğu 7 katman nelermiş bakalım:


‘1.Kat: Litosfer(su) ve 2.Kat: Litosfer(kara)’ Hakkında:

Yerkabuğuna verilen bir diğer isim ‘litosfer’dir. Yerkabuğu, taşküre veya litosfer, yerkürenin en dış kısmında bulunan yapıdır.
Litosfer, su ve kara olarak ayrı ayrı katman değildir.İkisi birliktedir. Üzerinde yaşadığımız kara parçası ve yeryüzündeki deniz, göl, okyanus,…gibi su kaynakları litosfer katmanında yer alır.Kara için ayrı,su için ayrı bir litosfer tanımlaması yoktur bilimde.
‘Karalarda daha kalın (35-40 km), Tibet Platosunda ise 70 km, deniz ve okyanus tabanlarında ise daha ince (8-12 km) olan yer kabuğunun ortalama kalınlığı 33 kilometre kadardır.’

(Kaynak: http://tr.wikipedia.org/wiki/Yerkabu<<<<>>>>C4<<<<>>>>9Fu -Wikipedia türkçede bu konunun kaynağı belirtilmemiş, sayfayı ingilizceye çevirip ilk paragrafı okuyabilirsiniz)

Anlaşıldığı üzere Kur’an’dan mucize çıkartmak uğrana yapılmış bir sahtekarlıktır bu. Eğer halen bu konuda şüpheleriniz varsa, size en yakın üniversiteye ve/ya kütüphaneye gidip coğrafya ile alakalı bu konunun detaylarına bakabilirsiniz.

Kısacası yerkabuğu kara ve su diye iki katmandan değil, litosfer olarak tek katmandan oluşuyor.


‘3. Kat: Astenosfer,4. Kat: Üst manto ve 5. Kat: Alt manto Hakkında’


Yer’in katmanları olduğu doğru. Fakat bir eksik var burada. O da; Bu sınıflandırmada kimyasal ve mekanik özelliklerine göre ayrılmadan eklenmiş. Kimyasal ve mekanik özelliklerini ayrımadan yerin katmanlarını yazarsakta 7 tane değil 9 tane katman elde ederiz ki bilim dünyası ya kimyasal yada mekanik olarak yer’in katmanlarını ayırıyor.
(1-Litosfer,2-Crust(türkçede yer kabuğuna denk geliyor sanırım),3-Mezosfer,4-Astenosfer,5-Üst manto,6-Alt manto,7-Orta manto(veya manto),8-Dış çekirdek,9-İç çekirdek)

(Kaynak: http://en.wikipedia.org/wiki/Structure_of_the_Earth )

O halde burada mucize peşinde koşanların bir sahtekarlığını daha yakalamış oluyoruz. İnsanlara yanlış bilimsel bilgiler sunmasının yanısıra onları Kur’an’da mucize varmış diye kandırıyorlar. Bu sahtekarlar içinde ne yazık ki Türkiye yönetimi göz yumuyor. Dini eleştirince cezalandıran yönetim, bilimsel bilgileri çarpıtanları gözetiyor ve koruyor. Böylesi bir ülke ileriye doğru değil geriye doğru bir gelişim geçirir.

İnsanlara yanlış bilgilendirmenin yanında, dinin etkisiyle bir güzel uyutmayı başarıyorlar.Bizde uyanın,araştırın,sorgulayın diye kendimizi yırtıyoruz.

Sonuç olarak,verdiğim bilgilerin kaynaklarını sizlere aktaracağım. Eğer halen yazdıklarımdan şüphe ediyorsanız daha öncede dediğim gibi size en yakın üniversitede Coğrafya bölümüne gidin yada en yakın kütüphanede coğrafya ile alakalı kitapları alın ve araştırın. İnternette bu konularda ne yazık ki türkçe kaynak bulmak zor, eğer ingilizce biliyorsanız internette bilgi deryası var sizin için. Türkçe dilinde Kur’an’da mucizelerden başka ve çarpık bilimsel verilerden başka pek birşey yok.

Bizim gibi bilime sahip çıkan ve sizi bilinçlendirmeye çalışan diğer insanlar sayesinde internette türkçe dilinde yavaş yavaş bilimsel kaynaklar olmaya başladı….

Kısacası, Kur’an’da mucize YOKTUR.Kur’an’da çelişki ve yanlış ÇOKTUR.


Kaynaklar;

Türkçe wikipedia: http://tr.wikipedia.org/wiki/Yerk%C3%BCre

http://scign.jpl.nasa.gov/learn/plate1.htm
http://www.physicalgeography.net/fundamentals/10h.html
http://www.hayat8.8m.com/jeolgir.htm
http://www.moorlandschool.co.uk/earth/earths_structure.htm
http://www.washington.edu/burkemuseum/geo_history_wa/

-Okan-

KURAN’DAN ÇOK DAHA ÖNCE HAZIRLANMIŞ OLAN EFSANEVİ GÖKYÜZÜ TAYFI

BUNLARDA GERÇEK KATMANLARIN AÇIKLANMASI

——-

Not: Wikipedia’ya güvenmeyenler içinde akademik kaynaklar belirttim. Sonrasında sadece Wikipedia’dan kaynak veriyor şeklinde düşünmemeniz için. Akademik kaynakların İngilizce olmasının sebebini de yazımın son paragraflarında açıkladım. Düşünen ve sorgulayan, ve korkmayan insanlar içi yeteri kadar açık ve net bir yazı olduğunu düşünmekteyim. Kaynak konusunda hala şüpheleriniz varsa, aynı şğpheleri dininiz içinde beslemenizi rica edeceğim. Ayrıca, kendiniz de üniversitelerin sayfalarına girerek bu konularda araştırma yapabilirsiniz.

Kur’an’ın Olmayan Mucizeleri: Dağların Hareket Etmesi Mucizesi(!)

Standart

Bir diğer Kur’an mucizemiz; dağların hareket ettiği ve Kur’an’da bunun 1400 sene öncesinden bildirilmesi. Tabiki vazgeçilmez cümlemiz bilimin bunu yakın bir zamanda keşfetmiş olması.
Gelelim mucizenin ayrıntılarına ve Kur’an’daki ilgili ayetine;

Dağları görürsün, onları hareketsiz sanırsın. Halbuki onlar bulutların geçişi gibi hareket ederler. Bunu, her şeyi sağlam ve yerli yerince yapan Allah yapmıştır. Şüphesiz O yaptıklarınızdan hakkıyla haberdardır.’(Neml Suresi,88.Ayet)

(Not: Ayet diyanetin sitesinden alınmıştır.)


Bu ayette ki ‘dağların hareket etmesi’ ifadesinden yola çıkıp bilimin yakın zamanlarda keşfetmiş olduğu kıtaların hareket etmesi ve ‘levha teknoniği kuramına bağlarlar.

İlk önce ‘Levha Tektoniği’ nedir,ne değildir onun hakkında bilgi veriyim:

Levha tektoniği, Litosfer’in yapısını ve bu yapının değişimini inceliyen jeoloji dalıdır diyebiliriz. ’Kıtaların kayması’ kuramının gelişmesi sonucu oluşmuştur.

Kurama göre başlangıçta ‘pangea’ denilen tek bir kıta vardı sonradan parçalarak ayrıldı ve ayrılma devam etti ve günümüzdeki kıtların şekli oluştu.

Şimdi dağların hareket etmesiyle ne alakası var yada yok onun üzerinde duralım:

Yukarıda bahsetmiş olduğum üzere ‘kıtaların kayması kuramı’ kıtalarla alakalıdır. Dağlar ile alakası yoktur. Dağların hareket ettiğini söylemez.

Ama müslümanlar şöyle düşünüyor:

Kıtalar hareket ediyor evet, ama dağlarda kıtaların üstünde olduğundan; dağlarda kıtalarla birlikte hareket etmekte, ondan dolayı bu bir kur’an mucizesidir.


Düşünceleri tamamen budur. Başka artısı eksisi dahi yoktur. Dağların kıtaların üstünde yer alması dolayısıyla, kıtalar hareket ettikçe dağlarında hareket ettiğini söylüyorlar. Belkide Kur’an’ın bir yanlışını örtme çabasıdır ki bence öyle!

Kur’an’a göre doğrudan dağlar hareket ediyor. Kıtaların hareket ettiğinden bahsetmiyor Kur’an. Dolayısıyla Kur’an’ın bir yanlışı ortaya çıkıyor. Tabi bunu müslümanlar tefsirler ve daha başka kıvırtma yollarıyla ört-bas etmek istiyorlar. Bana göre ki gerçek bu; mucizeperest müslümanların Kur’an’daki yanlış ve çelişkili bilgilerden mucize çıkartma amacıda budur.

Bir şeyin dolaylı ve doğrudan hareket etmesi farklıdır. Ben size; ’beni duruyor sanıyorsunuz oysaki ben topaç gibi dönmekteyim’ desem. Bu cümlemden ne anlarsınız ?

Bir mantık hatası vardır. Ben sabit olduğum halde döndüğümü iddia ediyorsam ve bu gerçeklerle yanlışlanıyor ve çelişiyorsa o halde benim iddiam yalandır/yanlıştır.

Ben size açıklama yapmasam ve birileri kalkıp desem ki;
O kişi öyle demek istemedi(nerden biliyorsa,avukatım ya), o aslında dünyanın döndüğünü ve o sebeple dolaylı olarak kendininde döndüğünü iddia ediyor dese ve aslında bu onun bilge olduguna bir mucizedir dese ne dersiniz?

Ben ne diyeceğinizi söyleyim;  ‘Eğer gerçekten bilge olsaydı, sen onun yerine ‘aslında öyle demek istiyorda,böyle demiş’ demezdin. Ayırca gerçekten bilge olsaydı; Dünya’nın döndüğünü doğrudan söyler bu sebeple bilimle çelişmezdi.’ Derdiniz.


Sonuç olarak:

1- O halde Allah Kur’an’da bilimle çelişen bir yanlış yapmış mıdır? Evet yapmıştır.

2- Peki Kur’an’ın bu iddiası bir mucize midir yoksa insanlar Kur’an’ın çelişkilerini görmesin diye onları uyutmak için yapılmış bir sahtekarlık mıdır? Evet öyledir.

3- Ortada bir mucize mi vardır yoksa Allah’ın sözlerinde bir tutarsızlık mı?
Elbette bir tutarsızlık vardır.

4- Peki neden halen müslümansın?
Ben cevap veriyim müslüman arkadaşlar yerine; din afyon olduğundan dolayı, Allah ’ın yerine düşünüyorlar. Allah aslında böyle demiş,ş öyle demek istemiş.
Apaçık bir kitap indirdiğini söyleyen bir tanrı, belirsizliğe yol açıyorsa ve indirdiği kitap tutarsızsa o halde öylesi , böylesi yoktur.


Sorgulamalısınız!

Konuyla ilgili kaynaklar:


Levha tektoniği konusunda türkçe wikipedia ; http://tr.wikipedia.org/wiki/Levha_hareketleri
http://www.cografya.gen.tr/egitim/fiziki/levha-tektonigi.htm
http://www.istanbul.edu.tr/yerkure/Jfzlev.htm , http://www.yerbilimleri.com/levha-tektonigi-kurami/

Kur’anda mucize YOKTUR,Kur’anda çelişki ve yanlış ÇOKTUR!

-Okan-

Kur’an’ın Olmayan Mucizeleri: Atmosfer’in 7 Kat Oluşu Mucizesi(!)

Standart

Müslümanlardan mucizeperest olanları(Ömer Çelakıl, Harun Yahya…) Kur’an’da ki bir mucizelerden bahsederler sürekli. Bunlardan biride Atmosfer’in 7 kat oluşu mucizesidir. İddiaya göre Kur’an, bilimin daha yeni keşfetmiş olduğu Atmosfer’in katlarını 1400 sene önceden bildirmiş. Tabiki bunu dayandırdıkları temelde mükemmel hayalgüçleri ve kelime oyunları.
Şimdi belirtilen ayet’e bakalım;

Bakara suresi-29.ayet
29. O, yeryüzünde olanların hepsini sizin için yaratan, sonra göğe yönelip onları yedi gök halinde düzenleyendir. O, her şeyi hakkıyla bilendir.

Ve

Fussilet suresi-12. ayet
12.Böylece onları, iki günde (iki evrede) yedi gök olarak yarattı ve her göğe kendi işini bildirdi. En yakın göğü kandillerle süsledik ve onu koruduk. İşte bu, mutlak güç sahibi ve hakkıyla bilen Allah’ın takdiridir.

Ayetleri de verdikten sonra mucizenin ne olduğu kafanızda daha iyi şekillenmiş olmalı diye düşünüyorum. Bu ayetlerde geçen yedi gök kelimesinin Atmosfer’in 7 katmanı olduğunu ve bunun Kur’an’ın bir mucizesi olduğunu iddia ediyorlar.
Atmosfer’in 7 katı da şöyleymiş:

1- Troposfer
2- Stratosfer
3- Mezosfer
4- Termosfer
5- Ekzosfer
6- İyonosfer*
7- Manyetosfer*

Kaynak: http://www.kuranmucizeleri.com/bilimsel_mucizeler_19.html

Ve/ya bazı yerlerde bu Kur’an mucizesinde ki atomosfer tabakaları şöyle:

1-Traposfer
2-Stratosfer
3-Ozonosfer*
4-Mezosfer
5-Termosfer
6-İyonosfer*
7-Ekzosfer
Kaynak: http://www.islamyeri.net/kuran-mucizeleri/atmosferin-katmanlari.html

Kur’an’ın mucizesi iddiasını açıkladıktan sonra bunun gerçek olup olmadığını açıklayalım.

Öncelikle Atmosfer 7 tabakadan değil 5 tabakadan oluşmuştur.Bu tabakalar sırasıyla:

1-Traposfer
2-Stratosfer
3-Mezosfer
4-Termosfer
5-Ekzosfer

Olmak üzere 5 tabakadır. Peki Kur’an’dan mucize çıkaracağız diye fazladan olan ‘İyonosfer ve Manyetosfer’ nedir? Ayrıca, başka bir kaynakta Atmosfer tabakaları daha değişik verilmişti(sanırım 7’ye tamamlamak için uğraşıyorlar)
O kaynağa göre de fazladan olan ‘Ozonosfer ve İyonosfer’ nedir?

Aslında fazla söze gerek yok. Kur’an’dan mucize çıkartacağız diye bilimi çöplüğe çevirdikleri ve bilimii kirlettikler gayet açık vw net. Üstelik kendi aralarında da çelişiyorlar; baksanıza birisi ‘Manyetosfer’i almış, diğeri ‘Ozonosfer’i. Ortak noktaları 7’ye tamamlamak. Atmosfer’in tabakalarını 7’ye tamamlayalımda, Kur’an’dan mucize çıkaralımda ne olursa olsun diyorlar…

İyonosfer, Termosfer’in uzantısıdır. Ayrı bir tabaka değildir. Daha detaylı bilgi için buyurun okuyun;
http://en.wikipedia.org/wiki/Ionosphere
http://www.windows.ucar.edu/tour/link=/earth/Atmosphere/ionosphere.html

Şimdi geldik ‘Ozonosfer’e:

Evet tahmin ettiğiniz üzere ‘Ozonosfer’de Atmosfer tabakası değildir. Peki nedir?

Ozonosfer veya Ozon tabakası,güneşten gelen ulturaviyole ışınları emer ve Stratosfer tabakasının içinde yer alır. Atmosfer’in ayrı bir tabakası değildir. Daha ayrıntılı bilgi edinmek için:
http://www.meteor.gov.tr/2006/arastirma/arastirma-ozon-ozontabakasi.aspx
http://en.wikipedia.org/wiki/Ozone_layer
http://www.nas.nasa.gov/About/Education/Ozone/ozonelayer.html

Son olarak Atmosfer tabakası diye uydurulmuş olan Manyetosfer’den bahsedeceğim. Manyetosfer, Atmosfer’in bir tabakası dahi olmayıp, dünyanın manyetik alanını ifade etmek için kullanılır. Ayrı bir tabaka değildir. Manyetosfer ile de ilgili bir kaç kaynak vermeden geçemeyeceğim:
http://science.nasa.gov/ssl/pad/sppb/Edu/magnetosphere/
http://tr.wikipedia.org/wiki/Manyetosfer

Görüldüğü üzere,bazı müslümanların Kur’an’dan mucize çıkartcam diye uydurmuş olduklarını ve bu uydurmalarının bilim ile uzaktan yakından alakası olmayıp, amaçlarının sadece Kur’an’da bahsedilen 7 gök kelime öbeğiyle Atmosfer’in katlarını ilişkilendirmek olduğunu anlıyoruz. Bilimi din ile sınamanın yanında, bilimi işine geldiği gibi kullanan ve başkalarının bulmuş olduğu şeyi, ’aaaa’  bu Kur’an da vardı diyerek sonradan ortaya çıkan bu insanların ne kadar akla zarar olduklarını bir düşünün.
Arkadaşlar kur’an’da mucize YOKTUR.Kur’an’da çelişki ve yanlışlar ÇOKTUR.

Atmosferin tabakalarının 5 tane olduğunu ve hangileri olduğunu belirtmiştim. Elbette içinizde peki sen yalan söylüyorsan, nereden bileceğiz diye şüpheci davranacakların olduğunu bildiğim için -ki şüpheci davranmanızı tavsiye ediyorum- kaynak belirteceğim.

Buyurun size bir tane türkçe kaynak,üstelik ‘Devlet Meteoroloji İşleri Genel Müdürlüğü sitesinden’ :
http://www.meteor.gov.tr/2006/arastirma/arastirma-ozon-atmosferinyapisi.aspx

Bundan sonraki kaynaklar ingilizce dilindedir.Daha ayrıntılı bilgi almak isteyen arkadaşlar bakabilir:
http://en.wikipedia.org/wiki/Atmosphere
http://www.windows.ucar.edu/tour/link=/earth/Atmosphere/layers.html
http://www.allstar.fiu.edu/aero/fltenv2.htm
http://www.nasa.gov/audience/forstudents/9-12/features/912_liftoff_atm.html
ds9.ssl.berkeley.edu/lws_gems/3/graph_1.htm——–>Berkeley üniversitesi
http://www.srh.noaa.gov/jetstream/atmos/layers.htm –>A.B.D Ulusal Hava Servisi

MUCİZENİN(!) BİR DİĞER BOYUTU


Sözü edilen mucizenin(!) sahtekarlık olduğunu ve yanlış olduğunu kaynaklarıyla ve bilimsel verilerle anlattıktan sonra mucizenin(!) bir diğer boyutuna değinmek istedim.


İlk önce ayetleri verelim:

Bakara suresi-29.ayet
29. O, yeryüzünde olanların hepsini sizin için yaratan, sonra göğe yönelip onları yedi gök halinde düzenleyendir. O, her şeyi hakkıyla bilendir.

Ve

Fussilet suresi-12. ayet
12.Böylece onları, iki günde (iki evrede) yedi gök olarak yarattı ve her göğe kendi işini bildirdi. En yakın göğü kandillerle süsledik ve onu koruduk. İşte bu, mutlak güç sahibi ve hakkıyla bilen Allah’ın takdiridir.

‘En yakın göğü kandillerle süsledik’ kısmına odaklanarak tekrar okumanızı rica ediyorum.
Yani sözü edilen mucizevi(!) ayette en yakın gökte yani(mucizecilere göre Traposfer) yıldızlar varmış.
Atmosfer’in en yakın katmanı Traposferdir.Bu katman kutuplarda 6 km,ekvatorda 16 km kalınlıktadır. Yani mucizevi ayet’e göre:
Kutuplarda 6 km yakınında yıldızlar var,ekvatorda 16 km yakınında yıldızlar vardır.
Bilime göre bize en yakın yıldız,Güneş’tir ve uzaklığı yaklaşık 150 milyon km’dir.

Kur’an’dan mucize çıkartcam diye hem bilimi çarpıtıyorlar hem insanlara yalan-yanlış bilgiler veriyorlar hemde kendi kitaplarında çelişkiye neden oluyorlar. Böyleleri için bir atasözümüz var mı bilmiyorum.

ÖNEMLİ NOT: Neden ingilizce kaynak veriyorsunuz diyor bazı arkadaşlar, kendilerini bu şekilde kandırdığımızı v.s düşünüyorlar. Açıklaması şu; Türkçe dilinde bilimsel kaynaklara ulaşmak çok zor hatta internette öyle kaynak siteler çok az sayıda ve var olanlar da bilimi çarpıtıyor. Kur’an da mucize varmış gibi göstermek için internette çoğu site bilimi çarpıtıyor. En basitinden atmosferin katlarına internetten bakın ve sonra sayfayı ingilizceye çevirin(wikipedia’da). Ne kadar gerçekçi olduğumu anlayacaksınız.
Hatta ben linkleri vereyim bakın:

Türkçe dilinde Wikipedia’da atmosfer’in katmanları:

http://tr.wikipedia.org/wiki/Atmosferin_katmanlar%C4%B1

Şimdi aynı wikipedi’a sayfasını ingilizce dilinde görüntüleyin(sizde görüntüleyin,bende hazır link vereyim):

http://en.wikipedia.org/wiki/K%C3%A1rm%C3%A1n_line

Görmüş olduğunuz üzere bilim böyle çarpıtılıyor işte!

Önemli Not: Eskiden yazmış olduğum bu yazıyı, daha sonra tekrar okudum ve kaynaklarını kontrol ettim. En son paragraflarda vermiş olduğm Wikipedia ile alakalı örnek, sonradan düzeltilmiş Wikipedia yazarlarınca.


-Okan-