Bilimsel açıklamalar, Evrim teorisi ve Tanrı

Standart

Efendim, biz biliyoruz ki şu anda canlılık var. Ve biliyoruz ki bir zamanlar yoktu. Tam ne zaman oluştuysa o zamanın yakınlarına gidelim. Şimdi diyebiliriz ki, beş dakika önce canlı yoktu ama şimdi var. Evrim olgusu ilk canlıların çok daha basit oluşu, şimdiki düzeye evrile evrile gelişidir. Bu evrilme sürecinde, bildiğimiz kimyasal etkilerin haricinde bir şeye rastlamak mümkün değildir. Bu türden, bilinen etkilerle bilinmeyen bir zaman diliminde neler olduğunu söyleyen teorilere “bilimsel açıklama” denir. Evrim teorisi bir bilimsel açıklamadır.

Yaratılış düşüncesi ise bilimsel olmaktan uzaktır çünkü bilinmeyen bir etkiyi işin içine dahil eder. Bu fikrin savunucuları genellikle argüman olarak doğal süreçlerin canlı gibi kompleks bir yapıyı oluşturma ihtimallerinin düşük olduğunu öne sürerler. Fakat, şu ana kadar gözlemlemediğimiz, bilinmeyen dış etkinin yalnız o zaman için varolma ihtimalini hesaplamazlar. Bu bilinmeyen etkinin yaratıcı olduğunu öne sürmek, hele ki kutsal kitaplarda tariflenen yaratıcının bu olduğunu öne sürmek içinse hiçbir yeterli delil yoktur.

Bu bilinmeyen etkiye her seferinde bilinmeyen etki demek yerine “tanrı” diyelim. Tanrının varlığını ve yokluğunu varsayarak ihtimal hesabını tekrar gözden geçirelim.

1. Tanrı var ise: Etki bilinmeyen birşey olduğundan tam olarak mahiyeti, ne işe yaradığı hakkında bir şey söylenemez. Belki bu etki evrenin oluşumu esnasında bir kez işe müdahil olmuş ve evrim gibi düşük ihtimalli bir olayın gerçekleşmesini sağlamış, veya herşey seyrinde giderken olaya müdahil olmuş ve pat diye “Adem”i yaratmıştır. Hangisini tercih edeceğini bilemediğimizden bu olasılıklardan hangisinin olduğu hakkında bu bilgilerle teorik olarak bir şey söylenemez.

2. Tanrı yok ise: Bu durumda herşey bildiğimiz etkilerle gerçekleşmiş ve o düşük ihtimalli durum olmuş demektir. Ne gözlemsel açıdan ne teorik olarak sorun yoktur.

Bir benzetme yapacak olursak, Ali evde tek başınadır. Evin ilk durumunu bildiğimizi farzedelim. Eve geldiğimizde masanın üzerinde bir bardak görüyoruz ve evden çıkarken orada olmadığını biliyoruz. Bu örnek için bilinmeyen etki olan tanrının varlığını ve yokluğunu varsayıp tekrar düşünelim.

1. Tanrı var ise: Ne düşündüğü ve olaylara nerede ne zaman karışacağı bilinmediğinden, Ali doğmadan çok önce evreni Ali’nin bardağı masanın üzerine koymasını olanaklı kılacak şekilde programladığı mı yoksa Ali evdeyken bizzat bardağı kendisinin mi masanın üstüne koyduğu hakkında bir şey söylenemez.

2. Tanrı yok ise: Ali bardağı masanın üzerine koymuştur. Çünkü evde Ali’den başka kimsenin olduğu bilinmemektedir. Peki neden Ali durduk yere bardağı masanın üzerine koysun? Belki su içmiştir. Veya başka bir şey de içmiş olabilir. Belki de canı sıkılmış, veya içinden bardağı alıp masanın üzerine koymak gelmiştir. Bunların hepsi olabilecek şeylerdir ve bilimsel açıklama sınıfına girer. Şimdi sorsak, Ali’nin evde bu zaman zarfında yapabileceği pratikte sonsuz sayıda işten bardağı masanın üzerine koyma seçeneğinin tutma olasılığı kaçtır? Çok düşük olduğu kesindir.

Bilimsel açıklamalarda olasılığı hesaplamanın yanlışlığı (istatistikteki bir şey olduktan sonra onun olasılığını hesaplamanın yanlış olduğu ilkesi) ortadadır. Çünkü ne kadar düşük olursa olsun öyle bir şeyin olduğu durumların varlığı bir yerlerde hata olduğunu gösterir.

Bunun asıl nedeni teorik olasılık ve deneysel olasılığın işin içine girmesi, bir de yapılan hiçbir deneyin bir diğerinin olasılığını etkilememesi ilkesidir.

Teorik olasılıkta değişkenler bellidir, varsayımlar vardır. Bunun üzerinden hesaplamalar yapılır. Deneysel olasılıksa şakaya gelmez, bütün değişkenleri hesaba katar. Çünkü o deneydir. Ölçtüğümüz şeydir. Yani, teorik olasılıkta ihmal edilen şeyler vardır. İstatistik yapmak bu şeyleri bulmak yerine, birçok deneme yaparak sonuç olarak olasılığın ne olduğunu bilmeye yarar. İstatistik bilimiyse kaç tane deney yaparsak, bulduğumuz sonucun ne kadar kesin olduğu gibi şeylerle ilgilenir. Ali’nin masaya bardak koymasının gerçek ihtimalini bulmak için belki bin tane gözlem yapmak gerekecektir. Bilimsel açıklamaların tipik özelliklerini gösteren bu örnekten de anlaşılacağı gibi olasılık hesaplamak faydasızdır.

Bunun ikinci nedeni, hesapladığımız olasılığın bir işe yaramamasıdır. Çünkü diyelim ki çok geniş bir araştırma ile hileli bir zarın, belli bir odadaki 6 gelme ihtimalini 3/4 bulduk. Sonra odanın tavanından bir delik açtık ve zarı içeri attık. İhtimal kaçtır? Hesapladığımız üzere 3/4’tür. Ama biz ne geldiğini görmedik. İçerde neler olduğunu bilmiyoruz. İçeri girip baktığımızda 4 geldiğini görürsek bunu neye bağlayacağız? Bilinmeyen bir etkiye yukarıdaki iki örnekte bağladığımız gibi aynı şekilde 4 gelme işini yükleyebilir veya doğal süreçlerle, 3/4’ten geriye kalan ihtimallerin bunu yaptığını öne sürebiliriz.

“Tanrı yok ise” seçeneğindeki olasılığın düşüklüğünün bir anlam ifade etmediğini gördüğümüze göre “tanrı var ise” seçeneğini inceleyebiliriz. Herşeyden önce bu, tanrı gibi birşeyin varlığını kabul eder ki bu şey şu ana kadar kontrollü deneylerde karşımıza hiç çıkmamıştır. Doğrudan gözlemlediğimiz vaki değildir bu mahiyeti ve keyfiyeti bilinmeyen etkiyi.

Eğer var ise seçeneğini ikiye böldük, birincisinde tanrının bardağın masaya intikal etmesi anında hiçbir etkisinin olmadığını ve diğerinde doğrudan etki ettiğini belirttik. Eğer birinci seçenek doğru ise, bardağı masaya koyan yine Ali olmalıdır. Tanrının olması olaya yalnızca anlam katar. Tanrı, değişikliği işin başında yapmıştır. Ne kadar başında dersiniz? Ali masaya bardağı koymadan yarım saat önce olabilir mi? Bunun ikinci seçecekten farkı var mıdır? Yoktur, gene işlere doğrudan müdahil olan bir etkiden bahsedilmektedir. O halde bu deistik tanrı, evrenin dışında, evreni yaratmış ve gerisini doğa yasalarına bırakmış bir tanrı olmalıdır.

Bu seçenekte, proses olarak, Ali’nin bizzat kendisinin bardağı alıp masaya koyması ve tanrının olmaması ile empirik açıdan çelişir bir yanı yoktur. Eklenen şey olgusal olmadığından bilimsel olarak incelenemez ve varlığı ya da yokluğu hakkında bir şey söylenemez. Varlığına gerek yoktur denir.

İkinci seçenekte eve gizlice girip bardağı masaya koyan bir tanrı vardır. Bilimde, olan şeylerin sürekli olması beklenir ki “ben arkamı döndüğümde buzdolabı nanik mi yaptı” gibi sorular sorulamasın. Esas olan ölçümdür, gözlemdir. Eğer tanrı sadece biz evde yokken eve girip bardağı masaya koyuyorsa bu tanrı da sınanamazdır denir. Sadece dolaylı etkisi sınanabilmektedir. Doğrudan gözlemlenmemiş bir şeyin fiziksel gerekliliğinden bahsedilemez. “Tanrı nedir?” diye sorulduğunda verilecek cevap empirik olmalıdır ki bu örnekteki tanrının bardağı masaya koymaktan başka bir işlevi yoktur. O halde, tanrı biz evde yokken bardağı masaya koyan etkidir denir. Bunun sınanabilir sonuçları nedir? Bardağın masada olması. Bakarız ve bardağın masada olduğunu görürüz, o halde tanrı vardır deriz. Ama bir dakika! Bu semantik bir probleme dönüştü bu haliyle. Tanımı bu şekilde yapılmış bir tanrıya vardır demek, bardak masanın üzerinde demekten öte bir şey değildir. Oysa ki biz bardağın oraya nasıl geldiğiyle ilgili prosesi öğrenmek istiyorduk. Bu seçenekte de açıkca görüldüğü gibi, Ali’nin ismini “tanrı” olarak değiştirmekten ibarettir.

Tıpkı elmanın yere düşmesindeki etken meleklerdir demek gibi… Eğer bizim yerçekimi dediğimiz şeye birileri melek demek istiyorsa desinler. Bu, anlaşmazlıktan öte bir şeye neden olmaz.

Ali örneği bütün bilimsel açıklamalar için tipik bir örnektir. Gördüğümüz üzere bilimsel olarak kabul edilebilecek tek yaklaşım tanrının yani bilinmeyen bir etkinin varlığının gereksiz olduğunu kabul etmektir. Aynı şeyi ilk örnek olan evrime uygularsanız, pat diye “Adem”in oluşmasının mı yoksa olasılığı düşük de olsa dış etkiye ihtiyaçsız olarak oluşumun mu daha olası olduğunu görürsünüz.

Kaynak: “Dehri Man

Reklamlar

32 thoughts on “Bilimsel açıklamalar, Evrim teorisi ve Tanrı

  1. SENİN ÖNERİN NEDİR BU KADAR BİLGİLİSİNİZ DE BU KADAR CANLI VE CANSIZLAR NASIL VAR OLDU BUNLAR HEPSİ KENDİ KENDİNİ Mİ VAR ETTİ YOKSA SONSUZDAN BERİ VARLARDI YANİ BUNLARIN HEPSİ Mİ TANRI ? YOKSA UYDURUK TEORİLERİ BİLİM DİYE İNSANLIĞA MI YUTTURMAYA ÇALIŞACAKSINIZ GEÇMİŞTEKİLERİN YAPTIĞI GİBİ

  2. Bu ateizm web sitesindeki ,tasarım,harfler .iletişim bilgileri nasıl kendiliğinden düzenli,sanatlı ve bir gayeye göre oluşmuş ki???!!!
    Bir tasarımcısı olmalı muhakkak…hiç mümkün müdür ki bir yapımcısı olmasın…

    Öyle de, şu koca kâinat sarayının bir ustası var. O usta onu bilir, görür, yapar, idare eder,” ve hâkezâ…

    İnsana verilen nümuneler nev’inden cüz’î ilim, kudret, basar, sem’, mâlikiyet, hâkimiyet gibi cüz’iyatla, Kâinat Mâlikinin ilmine ve kudretine, basarına, sem’ine, hâkimiyet-i rububiyetine âyinedarlık eder, onları anlar, bildirir. Meselâ, “Ben nasıl bu evi yaptım ve yapmasını biliyorum ve görüyorum ve onun mâlikiyim ve idare ediyorum. Öyle de, şu koca kâinat sarayının bir ustası var. O usta onu bilir, görür, yapar, idare eder,” ve hâkezâ…

  3. Mükemmel bir eczahanenin her kavanozunda, harika ve hassas ölçülerle hazırlanmış ilaçlar vardır. O eczahanedeki ilaçlar, maharetli, kimyager, maksatlı bir eczacının varlığına ve özellik­lerine şahittir.
    Bitkileri, hayvanları, havası, suyu, gıdası ile bu dünya ecza-hanesi, çarşıdaki eczaneden ne kadar büyük ve mükemmel ise, o derecede kendi eczacısı olan Hakîm-i Zülcelâl’e şahittir. Onu ta­nıtır ve tarif eder.
    Binlerce çeşit kumaşı basit bir fabrikadan dokuyan makine nasıl maharetli makinistini ve fabrikatörünü tanıtırsa, yüz bin başlı, her başında binlerce mükemmel fabrika bulunan bu sey­yar makine-i Rabbani de, ustasını ve sahibini bildirir, tarif eder.
    Gayet mükemmel bir erzak deposunun, sahibini; onun güç ve kuvvetini tanıtması gibi, bir senede yirmidört bin senelik mesa­fede seyahat eden ve yüz binlerce çeşit ayrı ayrı erzak isteyen misafirlerinin ihtiyaçlanna cevap veren, bahan büyük bir vagon gibi binlerce çeşit ayrı ayrı yiyeceklerle doldurarak kışta erzakı biten biçarelere getiren bu Rahmani iaşe amban da, Sahibini, Mutasarrıfını, Müdebbirini bildirir, tanıttırır.
    İçerisinde yüz bin çeşit milletten; silahlan, elbiseleri, talimle­ri, terhisleri ayrı yüz binlerce askerin hiçbirisinin hiç bir ihtiya­cım şaşırmadan ve karıştırmadan yerine getiren bir ordu, onun muhteşem kumandanına şahittir ve o kumandam taktirlerle sevdirir.
    Öyle de, bu zemin yüzü ordugahında bitkilerden ve hayvan­lardan müteşekkil milletlerin, yüz binlerce ayrı nevinin, hiç biri­sinin elbise, erzak, silah, talim ve terhisinin hiç karıştırılmadan, şaşınlmadan yapılması ve her baharda yeniden silah altına alı­nan milyonlarca askerden hiç birinde, hiçbir karışıklık çıkma­ması, küre-i arzın Kumandan-ı Azam’ım hayretler ve takdislerle bildirir, hamdler ve teşbihlerle sevdirir.
    Muhteşem elektrik lambalarının elektrikçiyi göstermesi gibi, dünyadan milyon defa daha büyük ve süratli, yanmak maddele­ri tükenmeyen lambalar da Sanii’ni tanıtır ve hayran bırakır. Bir satınnda, bin kitap kadar bilgi bulunan, ince kalemlerle yazılan bir kitabın yazarına şehâdeti gibi, her biri bir harf, bir kelime, bir sayfa, bir kitap olan mahlukat da Katibine, Nakkaşı­na şahittir.
    Fenler ve ilimler Allah’dan bahseder, onlara kulak veren sa­hibiNİ bulur.

  4. ECZAHANE
    Bir eczahanedeki ilaçlar, o ilaçlan meydana getiren maddele­rin her birisinden çok ince bir hesapla, bir iki dirhem bundan, üç dört dirhem ötekinden alınarak yapılır. Eğer, birinden bir iki dir­hem fazla veya noksan alınsa o ilaç hususiyetini kaybeder, belki zehir olur.
    Hiç mümkün müdür ki, o ilaçlan meydana getiren maddeler, garip bir tesadüfle, içinde bulundukları şişelerin devrilmesi ile oluşsun. Her birinden belli bir miktar aksın. Zerre kadar idraki olan bir insan ‘Bu fikri kabul etmem/ diyecektir.
    işte o ilaçlar ve eczahane, maksatlı, bilgili, serveti olan bir ec­zacıya şahitlik ettiği gibi, bu dünya eczahanesi de, o eczahane-den ne kadar büyük ve mükemmelse, o kadar kendi eczacısını ta­nıttırır, sevdirir, hayran bırakır. “Kör, sağır, hudutsuz, sel gibi akan unsurlann, tabiatın ve sebeplerin işidir.” diyen adam, “O ilaçlar ve ambalajlar şişelerin devrilmesi ile olmuş.” diyen adam­dan daha ahmaktır.

      • .................

        Olmayacaği gayet rahat kanitlanir. Birden bine kadar sayi yaz. Bir torbaya at. Kariştir. Torbadan sayi çek. Sirayla sirasini asla şaşirmadan birden bine kadar olacak şekilde çekilişi tesadüf ettir. Bin kere bin yil ömrün olsa böyle bir tesadüf mümkünmudur.
        Kainatta asla tesaduflere bağlanamayacak kadar muazzamdir. Düzgün yollarla yaşar iken hasta olanin tedavisini veriyor yuce Allah. Şaşirarak yaşayan ilahi kanunlarin dışına çikarak yaşayanlar hastalandiği zaman çoğunlukla tabipler çaresiz kaliyor. Onlar erken gidiyor.

  5. 0 SARAYI YAPAN
    En mükemmel cevherler kullanılarak muhteşem bir saray yapılır. 0 cevherlerden bir kısmı sadece Çin’de, diğer kısmı En­dülüs’te, bir kısmı Yemen’de, bir kısmı Sibirya’da ve hakeza dün­yanın değişik yerlerinde bulunur. Bina yapılırken, aynı gün içe­risinde dünyanın şarkından, garbından, şimalinden, cenubun­dan o cevherler ve kıymetli taşlar kolayca getirilse, katiyen an­laşılır ki o sarayın sahibi bütün dünyaya sözü geçen mucizekâr bir hakimdir.
    işte, her bir hayvan, öyle İlâhî bir saraydır. Özellikle insan, o saraylann en güzeli ve o kasırlann en hayranlık uyandıranıdır. Ve bu insan denilen sarayın cevherlerinin bir kısmı ruhlar âle­minden, bir kısmı misal âleminden ve Levhî Mahfuzdan, bir kıs­mı hava âleminden, nur âleminden, unsurlar âleminden geldiği gibi, ihtiyaçlan ebede kadar uzanmış, emelleri göklerin ve yerin her menzil ve tabakasına yayılmış, ilgi ve irtibatı dünya ve ahirete dağılmıştır.
    Madem insanın mahiyeti böyledir, onu yapan ancak, dünya ve ahirete birer menzil, yere ve göğe birer sayfa, ezel ve ebede dün ve yarın gibi hükmeden bir Zat olabilir. Öyleyse insanın ma­budu, kurtancısı yere ve göğe hükmeden, dünya ve ahiretin diz­ginlerini elinde tutan 0 Zat olabilir. (17.Lem’a 14.Nota l.Remiz)

  6. OLMAYAN VEREMEZ
    Birisi, bir başkasına para veriyorsa, kendisinde para olması lazımdır, olmasa veremez. Işık verenin, ışıklı olması, nurlandıranın nurlu olması gerekir. İhsan gınadan, lütuf latiften gelir. Aynen öyle de, var olmayan varlığı, görmeyen gözü, işitmeyen
    kulağı, güzel olmayan güzelliği veremez. O, Basir’dir ki, biz gö­rüyoruz, O, Semi’dir ki, biz duyuyoruz.
    Suyun üzerinde parıldayan ışıklar gibi, gelip geçici güzellik­ler, Şems-i Sermediye, Ezelî olan Allah’a şahittir. (32.Söz 3. Maksat 3. Remiz 4.Hüccet)

  7. aklını imanla başına al, Kur’anı dinle.Ey insan!

    Aklını başına al.

    Hiç mümkün müdür ki:

    Bütün enva’-ı mahlukatı sana müteveccihen muavenet ellerini uzattıran

    ve senin hacetlerine “Lebbeyk!” dedirten

    Zât-ı Zülcelal seni bilmesin, tanımasın, görmesin?

    Madem seni biliyor,

    rahmetiyle bildiğini bildiriyor.

    Sen de onu bil, hürmetle bildiğini bildir
    Ey hayata çok müştak
    ve ömre çok talib
    ve dünyaya çok âşık
    ve hadsiz emeller ile
    ve elemler ile mübtela bedbaht nefsim!

    Uyan, aklını başına al!

    Nasılki yıldız böceği, kendi ışıkçığına itimad eder;
    gecenin hadsiz zulümatında kalır.

    Bal arısı, kendine güvenmediği için,
    gündüzün güneşini bulur.

    Bütün dostları olan çiçekleri, Güneşin ziyasıyla yaldızlanmış müşahede eder.

    Öyle de:
    Kendine, vücuduna ve enaniyetine dayansan;
    yıldız böceği gibi olursun.

    Eğer sen, fâni vücudunu,
    o vücudu sana veren Hâlıkın yolunda feda etsen,
    bal arısı gibi olursun.

    Hadsiz bir nur-u vücud bulursun.

    Hem feda et.

    Çünki şu vücud, sende vedia ve emanettir.

    • OLMAYAN VEREMEZ
      Birisi, bir başkasına para veriyorsa, kendisinde para olması lazımdır, olmasa veremez. Işık verenin, ışıklı olması, nurlandıranın nurlu olması gerekir. İhsan gınadan, lütuf latiften gelir. Aynen öyle de, var olmayan varlığı, görmeyen gözü, işitmeyen
      kulağı, güzel olmayan güzelliği veremez. O, Basir’dir ki, biz gö­rüyoruz, O, Semi’dir ki, biz duyuyoruz.
      Suyun üzerinde parıldayan ışıklar gibi, gelip geçici güzellik­ler, Şems-i Sermediye, Ezelî olan Allah’a şahittir. (32.Söz 3. Maksat 3. Remiz 4.Hüccet)

  8. Kat’iyen bil ki, hilkatin en yüksek gayesi ve fıtratın en yüce neticesi, iman-ı billâhtır. Ve insaniyetin en âli mertebesi ve beşeriyetin en büyük makamı, iman-ı billâh içindeki marifetullahtır. Cin ve insin en parlak saadeti ve en tatlı nimeti, o marifetullah içindeki muhabbetullahtır. Ve ruh-u beşer için en hâlis sürur ve kalb-i insan için en sâfi sevinç, o muhabbetullah içindeki lezzet-i ruhaniyedir.

  9. Gerek yok

    TANRI YOKTUR. OLMASI MÜMKÜN DE DEĞİLDİR.
    kuranda cok fazla sorgulamamiz emredilir cunku ne kadar sorgularsak o kadar akla yatkin cevaplar buluruz. Bilimi kesfederiz. Bu yuzden kuran yazilanlari, din konusunu sorgulamayin der. Islama gore kiz cocuklari okula gitmemelidir inanci vardir. Islam dini bilimin onunu her zaman kapatmis ve islamcilari yobazlastirmistir. Bugun bu ulkenin gelisememesinin asil nedeni de bu bagnaz dusuncedir. Pakistanda kiz cocuklari okula gitmesin diye okullari yakip yikiyorlar. Cunku okula gitse aklini calistiricak bilimi ilimi ogrenicek dogru yolu bulucak. Suan bu ulkede bilmem farkinda misiniz ama din hocalari hacilar kiz cocuk erkek cocuk fark etmeden tecavuz ediyor. Ve bunun sebebi ise islam dini. Gittikce igrenclesiyoruz ve butun dindoslarin bunlara gozu kapali. Siz dindarlar allah allah diye dua edenler hani nasil gerceklesiyor o dualar.. Ulkenin durumuna bakin hele. Kanit gostermeye yalnizca mucizelerden ornek verirsiniz. Cami yaptirmaya para toplayacaginiza okul yaptirin okul. Cocuklar okusun ilim bilim sahibi olsun ve sorgulasinlar. Islam dini yuzunden yobazlasiyor ve cahil kaliyorsunuz. Kendinizi gelistirmiyosunuz. Batının bizden daha ileride olma sebebi sacma sapan bagnaz dusuncelerle ugrasmiyor olmasi iste. Adamlar genc nesil icin ugrasiyoe bilimi destekliyorlar. Ateist olmaktan gurur duyuyorum. Hayattaki basarin ne kadar caliatigin ile dogru orantilidir dualara gerek yoktur.

    • muhammed

      Sn.GEREK YOK,

      Evrenin varlığı,evrendeki hassas denge ve tasarım Yaratıcının varlığını kesin olarak gösteren delillerdir.

      Evren ve oluşumundaki hassas denge ve tasarımın tesadüf ve rastlantılarla açıklanamaz.!!! Bu evren ancak madde üstü üstün bir akıl,zeka,bilinç,irade sahibi YARATICI BİR KUDRET’in eseri olabilir..!!! Bu evrenin oluşumunu şans ve tesadüflere bağlamak insanın aklını,mantıkını ve pozitif ilmi yok saymaktır. Evrenin yaratıcısını inkar etmek ancak bir cinnetlik olabilir.Bir gecekondu bile,tesadüflerle,rastlantı sonucuyla kendiliğinden oluşması mümkün değilse,şu koca kainatin de kendiliğinden meydane gelmesi aklen,mantken ve ilmen mümkün değildir.
      !
      Evren ve Oluşumdaki Bazı Hassas Ayarlar.

      İnsancı İlke’nin geçerliliğini gösteren delillerin hepsi kâinatın uzak kısımlarından derlenmiş değildir. Güneş sistemimiz ve yakın çevremizdeki birçok fiziksel, kimyasal ve biyolojik özellikleri de Antropik Kozmolojik Kanunu’nun evrenselliğini ortaya koyar. Örneğin Dünyamız bir yandan kendi ekseni çevresinde saniyede yaklaşık 500 metre hızla dönerken diğer taraftan saniyede 30 km kadar bir hızla Güneş’in etrafında dolaşmaktadır. Bunun sonucunda oluşan merkezkaç kuvvet etkisiyle Dünya, Güneş’ten hayat için en uygun mesafe olan 149.500.000 km uzaklıkta tutulur. Dünya’nın dönüş hızı daha az olsaydı, güneşe yaklaşır ve aşırı derecede ısınırdı. Gündüzler de uzayacağından bu etki daha da artardı.Aksi durumda ise Dünya buz kitleleriyle tamamen kapanacak kadar soğuyabilirdi. Bütün gök cisimleri gibi Dünya ve Güneş de belirli miktarlarda elektrik yüküne sahiptirler. Bu elektrik yükleri, bugünkü değerlerinden sadece trilyonda bir oranında farklı olsaydı, Dünya-Güneş arası mesafe, yerkürenin tamamen ergimesine yol açacak kadar azalabilir veya tamamıyla donmasına sebep olacak kadar artabilirdi. Dünya’nın Güneş’ten belirli bir uzaklıkta tutulmasına vasıta olan merkezkaç kuvvetin etkisiyle, Dünya’nın kendi ekseniyle dönüş ekseni arasında 0 veya 90 derecelik bir açı oluşması beklenirdi. Oysa, bu açının 23 derece olması sağlanmıştır. Bunun sağlanması sonucunda kutupların sürekli karanlıkta kalması sonucu okyanuslardan yükselecek buharların buralarda dev buz tabakaları oluşturması önlenerek, dünyanın kuzey ve güney yarıkürelerinde buzdan kıtalar, Ekvator bölgesinde aşırı sıcak bir kuşak ve aralarında sürekli yağışlar ve sellerin tesiriyle oluşmuş derin vadilerden ve kayalıklardan müteşekkil, hayata elverişsiz üç bölgeden ibaret korkunç bir gezegene dönüşmesi engellenmiştir.
      “Ay da Dünya’dan en uygun mesafede bir yörüngeye oturulmuştur. Dünya-Ay arası mesafe 380.000 km. den az olsaydı, gelgit olayları şiddetlenir ve kıtalarla üzerindeki dağların silinmesiyle bütün yeryüzü ortalama 25 km yüksekliğinde sularla kaplanabilirdi. Jeolojik veriler, geçmişte yerkürenin tamamen ergimiş cevherden ibaret bir küre olduğunu göstermektedir. O dönemde, şimdi okyanusları teşkil eden sular, atmosfer içinde buhar halinde bulunmaktaydı. Zamanla yerkürenin soğumasıyla yerkabuğu ve içindeki çukurlarda okyanuslar oluştu. Eğer yerkabuğu ortalama birkaç metre daha kalın teşekkül etmiş olsaydı, atmosferin bitki ve hayvan hayatı için son derece önemli unsurlarının tamamına yakını, oksitler, karbonatlar ve nitratlar halinde absorbe edilirdi. İlk atmosferdeki su buharı miktarı da tam okyanus çukurlarını doldurarak ‘buharlaşma, bulut teşkili, yağış, akarsu’ devr-i dâimi için yeterli miktarda suyun sirkülasyonunu sağlayacak, ayrıca yeryüzü sıcaklığını belirli sınırlar içinde tutacak seviyede ayarlanmıştır. Su buharının tamamına yakınının yoğunlaşarak okyanusları teşkil etmesinden sonra atmosfere bırakılan gazların miktarı daha az olsaydı, kozmik ışınlar ve şimdi her gün atmosfere girdiğinde yanıp, eriyen irili-ufaklı milyonlarca meteorun çarpmasıyla yeryüzündeki ve denizlerdeki fotosenteze yetecek miktarda Güneş ışını bize ulaşamazdı. Uzayın vakumuna, en dış iyosfer tabakasındaki atomların elektriksel olarak birbirlerini itmelerine, milyarlarca yıldır yerkabuğu kırıklarından, volkanik faaliyetlere yüz milyarlarca ton zehirli gaz çıkmış olmasına ve hayvanların solunum faaliyetleriyle oluşmuş milyarlarca tonluk karbondioksitine rağmen, atmosferin kalınlığı ve bileşimi, hayata en uygun sınırlar içinde sabit tutulmaktadır. Oksijenin hayati olaylarda özel bir yeri ve önemi vardır. Bu gazın atmosferde yaklaşık % 21 oranında bulunması sağlanmıştır. Şayet bu oran daha yüksek olsaydı, yıldırım veya şimşek gibi âmillerle oksijen yanar ve her şey tutuşur, kül olurdu. Daha az olması halinde ise, oksidasyona bağlı solunum fonksiyonları, patlamalı motorların çalışması, maden cevherlerinin saflaştırılması,kaynama,pişirme ve ısınma gibi faaliyetler kısmen veya tamamen aksardı.”
      Evrende bu kadar fazla boşluk olması ve evrenin büyüklüğü karşısında dünyanın bir toz zerresi kadar olması bazı kesimler tarafından dünyanın evren karşısındaki önemsizliğinin delili olmuştur. Ancak son yıllarda yapılan gözlem ve deneylerin sonucunda dünyada yaşamın oluşabilmesi için evrenin bu büyüklüğüne ve bu kadar fazla boşluğa sahip olmasının gerekliliği anlaşılmıştır. Şayet evren bu kadar boşluğa ve büyüklüğe sahip olmasaydı daha sıcak olurdu ve ısı yeterince yayılamadığından dünyada yaşam oluşamazdı. Dünyanın güneş sistemindeki konumu da yaşamın oluşabilmesi için son derece hassas ayarlanmıştır. Şayet dünyamız güneş sisteminde üçüncü değil de ikinci yada dördüncü sırada olmuş olsaydı içinde yaşamı ve canlılığı barındıracak özelliğe sahip olamazdı. Dünyanın etrafındaki gezegenlerin varlığı da yaşam için son derece gereklidir. Örneğin Jüpiter gezegeninin varlığı dünyanın yörüngesinin istikrarını sağlamakta, dünyanın dengesini ve güneşe olan mesafesini korumakta ve ayrıca dünyayı meteor ve kuyruklu yıldız çarpmalarına karşı en az bin defa fazla hedef olmaktan koruyarak bir kalkan vazifesi görmektedir. Dünya, atmosferiyle, ısısıyla, konumuyla, kütlesi ve manyetik alanıyla ve daha pek çok özelliği ile adeta yaşam için donatılmıştır.
      Bu şekilde hayata en uygun fizikî şartlarla donatılan yeryüzü daha sonra, iç içe geçmeli milyarlarca canlı üniteden oluşan bir ekolojik kanaviçe ile bezenmiştir. Bu dinamik ekolojik yapı bünyesine bitkiler, diğer bütün canlıların beslenmesi ve solunumu için gerekli gıdayı ve oksijeni imal eden üreticiler; otçullar, protein fabrikaları; etçiller, sistemin zoolojik ünitelerini keyfiyet ve kemiyetçe belirli sınırlar içinde tutmakla mükellef kontrolörler olarak yerleştirilmiştir. Bu ekopiramidal tahtın üzerinde ‘insan’ bulunur. İnsanın bütün eko sistemler üzerinde tasarruf kabiliyeti mevcuttur; oysa diğer canlıların türlerine has davranışları genellikle yaşamakta oldukları lokal ekosistem içinde belirli kalıplar ve sınırlar dışına çıkamaz. İnsanoğlunun biyolojik âlemde böyle müstesna bir yere sahip oluş keyfiyeti ‘Antropik Ekolojik Prensip’ in esasını teşkil eder. Bu prensip, “bütün canlılar bir yana, insan bir yana” veya “bitki olsun hayvan olsun, her canlı türü neticede, yeryüzünde insanın yaşamasına en uygun biyolojik şartları sağlayacak tarzda fonksiyon gören eko-üniteler olarak yaratılmıştır” şeklinde ifade edilebilir.[160]

      A. GALAKSİ-GÜNEŞ-DÜNYA-AY SİSTEMİNDEKİ YAŞAMI DESTEKLEYEN BAZI HASSAS AYARLARIN LİSTESİ [161]

      1. galaksi büyüklüğü eğer daha büyük olsaydı: gaz akması ve yıldızlar, güneşin yörüngesini bozardı ve çok fazla galaktik püskürmeyi ateşlerdi.eğer daha küçük olsaydı: yeterli bir zaman diliminde, yıldız oluşumunu sağlamaya yeterli olmayacak miktarda gaz galaksimize akardı.
      2. galaksi tipi eğer daha eliptik olsaydı: yaşam kimyası için yeterli ağır elementlerin oluşmasından önce, yıldız oluşumları dururdu.eğer daha düzensiz olsaydı: ışınıma maruz kalma çok şiddetli olacak ve yaşam kimyası için gerekli ağır elementler bulunmayacaktı.
      3. galaksinin yeri eğer zengin bir galaksi kümesine daha yakın olsaydı: galaksinin çekim gücü bozulacaktı.eğer büyük bir galaksiye/galaksilere daha yakın olsaydı: galaksinin çekim gücü bozulacaktı.
      4. süpernova püskürmeleri eğer daha yakın olsaydı: ışınım gezegendeki yaşamı yok ederdi.eğer daha uzak olsaydı: kayalık gezegenlerin oluşması için yeterince ağır element külü olmazdı.
      eğer daha sık olsaydı: ışınım gezegendeki yaşamı yok ederdi.eğer daha seyrek olsaydı: kayalık gezegenlerin oluşması için yeterince ağır element külü olmazdı.eğer daha geç olsaydı: ışınım gezegendeki yaşamı yok ederdi.eğer daha erken olsaydı: kayalık gezegenlerin oluşması için yeterince ağır element külü olmazdı.
      5. beyaz cüce ikilileri eğer daha az olsaydı: yaşam kimyasının işlemesi için yeterince flor üretilemezdi.eğer daha çok olsaydı: yıldız yoğunluğundan gezegen yörüngeleri bozulurdu; gezegendeki yaşam yok olurdu.eğer daha erken olsaydı: etkin flor üretimi için yeterince ağır element yapılmazdı.
      eğer daha geç olsaydı: proto-gezegendeki birleşimde flor daha geç yapılırdı.
      6. galaksi merkezinden ana yıldız uzaklığı eğer daha uzak olsaydı: kayalık gezegenlerin oluşması için yeterli miktarda ağır element olmazdı.eğer daha yakın olsaydı: galaktik ışınım çok büyük olurdu; yıldız yoğunluğu, gezegenlerin yörüngesini bozardı.
      7. ana yıldızın doğum tarihi eğer daha yakın bir zamanda olsaydı: yıldız hala kararlı yanma fazına geçememiş olurdu; yıldız sistemi çok fazla ağır element içerirdi.eğer daha eski bir zamanda olsaydı: yıldız sistemi yeterince ağır element içermezdi.
      8. ana yıldızın kütlesi eğer daha büyük olsaydı: yıldızın parlaklığı çok çabuk değişirdi; yıldız çok çabuk yanardı.eğer daha küçük olsaydı: yaşam için gezegen uzaklıkları kapsamı çok dar olurdu; gel git kuvvetleri, gezegenin dönme süresini bozardı; morötesi ışınımı, bitkilerin oksijen ve şeker yapması için yetersiz kalırdı.
      9. H+ üretimi eğer daha küçük olsaydı: gezegenin oluşması için gerekli basit moleküller ve yaşam kimyası oluşamazdı.eğer daha büyük olsaydı: gezegenler yaşam için yanlış zaman ve yerde oluşurdu.
      10. yüzey çekimi eğer daha güçlü olsaydı: gezegenin atmosferi çok fazla amonyak ve metan tutardı.eğer daha zayıf olsaydı: gezegenin atmosferi çok fazla su kaybederdi.
      11. ana yıldıza uzaklık eğer daha uzak olsaydı: kararlı bir su döngüsü için gezegen çok soğuk olurdu.eğer daha yakın olsaydı: kararlı bir su döngüsü için gezegen çok sıcak olurdu.
      12. yörüngenin eğimliliği eğer daha büyük olsaydı: gezegendeki sıcaklık farkları çok büyük olurdu.
      13. yörüngenin dışmerkezliliği eğer daha büyük olsaydı: mevsimsel sıcaklık farkları çok büyük olurdu.
      14. dönme süreci eğer daha uzun olsaydı: günlük sıcaklık değişimleri çok büyük olurdu.eğer daha kısa olsaydı: yaşam için gerekli yüzey sıcaklığı kapsamı sağlanamazdı.
      15. gezegenin yaşı eğer daha genç olsaydı: gezegen çok çabuk dönerdi.eğer daha yaşlı olsaydı: gezegen çok yavaş dönerdi.
      16. manyetik alan eğer daha güçlü olsaydı: elektromanyetik fırtınalar çok şiddetli olurdu.eğer daha zayıf olsaydı: ozon tabakası, yıldız ve güneş ışınımından yeterince korunamazdı.
      17. yerkabuğu kalınlığı eğer daha kalın olsaydı: atmosferden yerkabuğuna çok fazla oksijen transfer edilirdi.eğer daha ince olsaydı: volkanik ve tektonik aktivite çok büyük olurdu.
      18. yansıtılan ışığın yüzeye çarpan toplam ışığa oranı eğer daha büyük olsaydı: buzullaşma etkisi artardı.eğer daha küçük olsaydı: sera etkisi artardı.
      19. göktaşı ve kuyrukluyıldız çarpışma oranı eğer daha büyük olsaydı: birçok tür var olmazdı.eğer daha küçük olsaydı: yerkabuğu yaşam için gerekli olan maddelerden yoksun kalırdı.
      20. dünyanın ilk haliyle çarpışan kitlenin zamanlaması eğer daha erken olsaydı: dünyanın atmosferi çok kalın olurdu; ay çok küçük olurdu.eğer daha geç olsaydı: gelişmiş yaşam çağı için güneş çok parlak olurdu.
      21. atmosferdeki nitrojen oksijen oranı eğer daha büyük olsaydı: gelişmiş yaşam fonksiyonları çok çabuk ilerlerdi.eğer daha küçük olsaydı: gelişmiş yaşam fonksiyonları çok yavaş ilerlerdi.
      22. atmosferdeki karbondioksit düzeyi eğer daha büyük olsaydı: sera etkisi artardı.eğer daha küçük olsaydı: bitkiler etkili şekilde fotosentez yapamazdı.
      23. atmosferdeki su buharı düzeyi eğer daha büyük olsaydı: sera etkisi artardı.eğer daha küçük olsaydı: karadaki yaşam için yeterli miktarda yağmur yağmazdı.
      24. atmosferdeki ozon düzeyi eğer daha büyük olsaydı: yüzey sıcaklıkları çok düşük olurdu.eğer daha küçük olsaydı: yüzey sıcaklıkları çok yüksek olurdu; yüzeyde çok fazla morötesi ışınım olurdu.
      25. atmosferdeki oksijen miktarı eğer daha büyük olsaydı: bitkiler ve hidrokarbonlar kolayca yanardı.eğer daha küçük olsaydı: gelişmiş hayvanlar, çok az soluyabilirdi.
      26. sismik aktivite eğer daha büyük olsaydı: bir çok yaşam biçimi yok olurdu.eğer daha küçük olsaydı: nehirlerin sürüklediği, okyanus tabanındaki zengin besinler, tektonik hareketlerle tekrar karalara geri dönüştürülemezdi; karbonatlardan yeterince karbondioksit bırakılamazdı.
      27. volkanik aktivite eğer daha düşük olsaydı: atmosfere dönen su buharı ve karbondioksit miktarı yetersiz kalırdı; yaşam için gerekli toprak mineralizasyonu çok düşük kalırdı.
      eğer daha yüksek olsaydı: en azından gelişmiş yaşam tahrip olurdu.
      28. buzul çağlarının sıklığı ve kapsamı eğer daha küçük olsaydı: çeşitli ve gelişmiş yaşam formları için yeterli verimlilikte, genişlikte ve iyi sulanan vadiler oluşamazdı; çeşitli ve gelişmiş yaşam formları için yeterli mineral konsantrasyon olmazdı.eğer daha büyük olsaydı: gezegen kaçınılmaz olarak tamamen donardı.
      29.toprak mineralizasyonu eğer besin açısından daha fakir olsaydı: yaşam biçimlerinin çeşitliliği ve karmaşıklığı sınırlanırdı.eğer besin açısından daha zengin olsaydı: yaşam biçimlerinin çeşitliliği ve karmaşıklığı sınırlanırdı.
      30. Jüpiter’in uzaklığı eğer daha büyük olsaydı: dünyaya çok sayıda göktaşı ve kuyrukluyıldız çarpardı.eğer daha küçük olsaydı: dünyanın yörüngesi kararsız hale gelirdi.
      31. Jüpiter’in kütlesi eğer daha büyük olsaydı: dünyanın yörüngesi kararsız hale gelirdi.eğer daha küçük olsaydı: dünyaya çok sayıda göktaşı ve kuyrukluyıldız çarpardı.
      32. atmosfer basıncı eğer daha küçük olsaydı: sıvı haldeki su çok çabuk buharlaşır, nadiren yoğunlaşırdı.eğer daha büyük olsaydı: sıvı haldeki su, karadaki yaşam için gerekli olduğu gibi kolayca buharlaşmaz; yeryüzüne yeterince güneş ışığı gelemez; yeryüzüne yetersiz miktarda morötesi ışınım gelirdi.
      33. atmosfer şeffaflığı eğer daha küçük olsaydı: güneş ışınımının yetersiz kapsamdaki dalga boyları gezegen yüzeyine ulaşırdı.eğer daha büyük olsaydı: güneş ışınımının çok geniş kapsamdaki dalga boyları gezegen yüzeyine ulaşırdı.
      34. atmosferdeki klor miktarı eğer daha küçük olsaydı: erozyon oranları, nehirlerin, göllerin, toprağın asitlilik oranları ve bazı metabolik oranlar, çoğu yaşam formu için yetersiz kalırdı.
      eğer daha büyük olsaydı: erozyon oranları, nehirlerin, göllerin, toprağın asitlilik oranları ve bazı metabolik oranlar, çoğu yaşam formu için yükselirdi.
      35. okyanuslardaki ve topraktaki demir miktarıeğer daha küçük olsaydı: gelişmiş yaşamı destekleyecek, yaşam çeşitliliği ve miktarı çok sınırlanır; eğer çok küçükse hiçbir yaşam mümkün olamazdı.eğer daha büyük olsaydı: en azından gelişmiş yaşamda demir zehirlenmesi kaçınılmaz olurdu.
      36. troposfer ozon miktarı eğer daha küçük olsaydı: biyokimyasal dumanlar yeterince temizlenemezdi.eğer daha büyük olsaydı: gelişmiş hayvanlarda soluma zorluğu görülür, ürün hasatları düşer ve ozona duyarlı türlerin yok olmasıyla sonuçlanırdı.
      37. stratosfer ozon miktarı eğer daha küçük olsaydı: gezegenin yüzeyine, cilt kanserlerine ve bitki yetişme miktarında azalmaya yol açacak çok miktarda morötesi ışınım gelirdi.
      eğer daha büyük olsaydı: gezegenin yüzeyine çok az morötesi ışınım ulaşabilir, bitki yetişme miktarında azalmaya yol açar ve hayvanlar için yetersiz vitamin üretimi görülürdü.
      38.mezosfer ozon miktar ıeğer daha küçük olsaydı: mezosfer gazlarının sirkülasyonu ve kimyası bozulur, atmosferin alt tabakalarındaki yaşam için gerekli gazların izafi bolluğu da tahrip olurdu.eğer daha büyük olsaydı: mezosfer gazlarının sirkülasyonu ve kimyası bozulur, atmosferin alt tabakalarındaki yaşam için gerekli gazların izafi bolluğu da tahrip olurdu.
      39. orman ve çalı yangınlarının miktarı ve kapsamıeğer daha küçük olsaydı: toprakta yetişmeyi engelleyici maddeler birikir; toprağın nitratlaşması yetersiz olur; toprağın yeterli miktarda su geçirmesi ve bazı zararlıların absorbe edilmesi için gerekli odunkömürü üretimi yetersiz olurdu.eğer daha büyük olsaydı: çok fazla bitki ve yaşam biçimi yok olurdu.
      40. toprak kükürtünün miktarı eğer daha küçük olsaydı: bitkiler bazı proteinlerden yoksun kalır ve ölürlerdi.eğer daha büyük olsaydı: bitkiler kükürt toksinlerinden zehirlenip ölürler; suyun ve toprağın asitliliği yaşam için çok fazla olurdu; nitrojen döngüleri bozulurdu.

      B. EVRENDEKİ DİĞER HASSAS AYARLARIN LİSTESİ

      1. güçlü nükleer kuvvet sabiti eğer daha büyük olsaydı: hidrojen olmazdı; yaşam için önemli olan çekirdek istikrarsız olurdu.eğer daha küçük olsaydı: hidrojenden başka element olmazdı.
      2. zayıf nükleer kuvvet sabiti eğer daha büyük olsaydı: Big Bang’de çok fazla hidrojen helyuma çevrilirdi, bundan dolayı yıldızların yanmasıyla, çok fazla ağır element malzemesi ortaya çıkardı; yıldızlardan ağır elementler yayılmazdı.eğer daha küçük olsaydı: Big Bang’de çok az hidrojen helyuma çevrilirdi, bundan dolayı yıldızların yanmasıyla, çok az ağır element malzemesi ortaya çıkardı; yıldızlardan ağır elementler yayılmazdı.
      3. çekim kuvveti sabiti eğer daha büyük olsaydı: yıldızlar çok sıcak olur, yıldızlar çok çabuk ve düzensizce yanarlardı.eğer daha küçük olsaydı: yıldızlar nükleer füzyon ateşleyemeyecek kadar soğuk kalırlardı, bundan dolayı ağır element üretimi olmazdı.
      4. elektromanyetik kuvvet sabiti eğer daha büyük olsaydı: yetersiz kimyasal bağlar olurdu; boron elementinden daha büyük olan elementler bölünme için çok istikrarsız olurlardı.eğer daha küçük olsaydı: yetersiz kimyasal bağlar olurdu; karbon veya oksijen yetersiz miktarlarda olurdu.
      5. elektromanyetik kuvvet sabitinin çekim kuvveti sabitine oranı eğer daha büyük olsaydı: 1,4 güneş kütlesinden daha küçük yıldızlar olmazdı, bundan dolayı yıldızların ömrü kısa olur ve parlaklıkları düzensiz olurdu.eğer daha küçük olsaydı: 0,8 güneş kütlesinden daha büyük yıldızlar olmazdı, bundan dolayı ağır element üretimi olmazdı.
      6. elektron kütlesinin proton kütlesine oranı eğer daha büyük olsaydı: yetersiz kimyasal bağlar olurdu.eğer daha küçük olsaydı: yetersiz kimyasal bağlar olurdu.
      7. proton sayısının elektron sayısına oranı eğer daha büyük olsaydı: elektromanyetizma, çekim gücüne hakim olur, galaksi yıldız ve gezegen oluşumlarını engellerdi.eğer daha küçük olsaydı: elektromanyetizma, çekim gücüne hakim olur, galaksi yıldız ve gezegen oluşumlarını engellerdi.
      8. evrenin genleşme oranı eğer daha büyük olsaydı: galaksi oluşumu olmazdı.eğer daha küçük olsaydı: yıldız oluşumlarından önce evren çökerdi.
      9. evrenin dağınım-entropi seviyesi eğer daha küçük olsaydı: galaksi oluşumları olmazdı.eğer daha büyük olsaydı: galaksiler içerisinde yıldız yoğunlaşmaları olmazdı.
      10. evrenin ağır tanecik – baryon ve nükleon yoğunluğu eğer daha büyük olsaydı: Big Bang’de çok fazla döteryum açığa çıkar, bundan dolayı yıldızlar çok çabuk yanardı.eğer daha küçük olsaydı: Big Bang’de ortaya çıkan helyum yetersiz kalır, bundan dolayı çok az ağır element oluşurdu.
      11. ışık hızı eğer daha hızlı olsaydı: yıldızlar çok parlak olurdu.eğer daha yavaş olsaydı: yıldızlar yeterince parlak olmazdı.
      12. evrenin yaşı eğer daha yaşlı olsaydı: kararlı bir yanma halinde güneş tipli yıldızlar, galaksilerin doğru yerlerinde olmazdı.eğer daha genç olsaydı: kararlı bir yanma halinde güneş tipli yıldızlar oluşmazdı.
      13. galaksiler arasındaki ortalama uzaklık eğer daha büyük olsaydı: yeterli bir zaman diliminde, yıldız oluşumunu sağlamaya yeterli olmayacak miktarda gaz galaksimize akardı.eğer daha küçük olsaydı: güneşin yörüngesi kökten alt üst olurdu.
      14. protonun azalma oranı eğer daha büyük olsaydı: ışınımın serbest kalmasından yaşam yok olurdu.eğer daha küçük olsaydı: evrende yaşam için gerekli maddeler yetersiz kalırdı.
      15. 12 karbon (12C)’ dan 16 oksijen (16O)’ e enerji düzeyi oranı eğer daha büyük olsaydı: yetersiz oksijen olurdu.eğer daha küçük olsaydı: yetersiz karbon olurdu.
      16. 4 helyum (4He) enerji düzeyieğer daha büyük olsaydı: yetersiz karbon ve oksijen olurdu.eğer daha küçük olsaydı: yetersiz karbon ve oksijen olurdu.
      17. nötronun protona göre kütle fazlası eğer daha büyük olsaydı: nötron azalımı, yaşam için gerekli olan ağır elementlerin oluşması için çok az nötron bırakacaktı.eğer daha küçük olsaydı: nötron azalımı, yaşam için gerekli olan ağır elementlerin oluşması için çok az nötron bırakacaktı.
      18. nükleonların anti-nükleonlara göre fazlası eğer daha büyük olsaydı: gezegenlerin oluşumu için çok fazla ışınım olurdu.eğer daha küçük olsaydı: galaksilerin ve yıldızların oluşması için gerekli yeterince madde olmazdı.
      19. su molekülünün polaritesi eğer daha büyük olsaydı: füzyon ısısı ve buharlaşma, yaşamın varlığı için çok büyük olurdu.eğer daha küçük olsaydı: füzyon ısısı ve buharlaşma, yaşamın varlığı için çok küçük olurdu; yaşam kimyasının işlemesi için gerekli olan su kalitesiz olurdu; buz yüzmezdi, kaçarak donardı.
      20. süpernova püskürmeleri eğer daha yakın olsaydı: ışınım gezegendeki yaşamı yok ederdi.eğer daha uzak olsaydı: kayalık gezegenlerin oluşması için yeterince ağır element külüolmazdı.eğer daha sık olsaydı: ışınım gezegendeki yaşamı yok ederdi.eğer daha seyrek olsaydı: kayalık gezegenlerin oluşması için yeterince ağır element külü olmazdı.eğer daha geç olsaydı: ışınım gezegendeki yaşamı yok ederdi.eğer daha erken olsaydı: kayalık gezegenlerin oluşması için yeterince ağır element külü olmazdı.
      21. egzotik maddenin sıradan maddeye oranı ğer daha küçük olsaydı: galaksiler oluşmazdı.eğer daha büyük olsaydı: güneş tipi yıldızlar oluşmadan evren çökerdi.
      22. galaksi kümeleri eğer daha yoğun olsaydı: galaksi çarpışmaları ve birleşmeleri, yıldız ve gezegen yörüngelerini bozardı; çok fazla ışınım olurdu.eğer daha gevşek olsaydı: yeterli bir zaman diliminde, yıldız oluşumunu sağlamaya yeterli olmayacak miktarda gaz galaksilere akardı.
      23. erken evrende etkili olan ölçüler eğer daha küçük olsaydı: kuantum mekaniği, çekim gücü ve izafiyet birlikte var olmazdı ve yaşam mümkün olmazdı.eğer daha büyük olsaydı: kuantum mekaniği, çekim gücü ve izafiyet birlikte var olmazdı ve yaşam mümkün olmazdı.
      24. şimdiki uzayda etkili olan ölçüler eğer daha küçük olsaydı: elektron, gezegen ve yıldız yörüngeleri kararsız olurdu.eğer daha büyük olsaydı: elektron, gezegen ve yıldız yörüngeleri kararsız olurdu.
      25. neutrino kütlesieğer daha küçük olsaydı: galaksi kümeleri, galaksiler ve yıldızlar oluşmazdı.eğer daha büyük olsaydı: galaksi kümeleri ve galaksiler çok yoğun olurdu.
      26. Big Bang dalgacıkları eğer daha küçük olsaydı: galaksiler oluşmazdı; evren çok çabuk genişlerdi.eğer daha büyük olsaydı: galaksi kümeleri ve galaksiler çok yoğun olurdu; kara delikler hüküm sürer; evren çok çabuk çökerdi.
      27. toplam kütle yoğunluğu eğer daha küçük olsaydı: güneş tipi yıldızlar oluşmadan evren çok çabuk genişlerdi.eğer daha büyük olsaydı: kararsız yörüngelere ve çok fazla ışınıma yol açacak şekilde evren çok yavaş genişlerdi.
      28. uzay enerji yoğunluğu eğer daha küçük olsaydı: kararsız yörüngelere ve çok fazla ışınıma yol açacak şekilde evren çok yavaş genişlerdi.eğer daha büyük olsaydı: güneş tipi yıldızlar oluşmadan evren çok çabuk genişlerdi.
      29. izafi genişleme faktörünün boyu eğer daha küçük olsaydı: yaşam için önemli kimyasal fonksiyonlar tam anlamıyla gerçekleşemezdi.eğer daha büyük olsaydı: yaşam için önemli kimyasal fonksiyonlar tam anlamıyla gerçekleşemezdi.
      30 Heisenberg Belirsizlik Prensibi’ndeki belirsizliğin büyüklüğü eğer daha küçük olsaydı: vücut hücrelerine oksijen taşınması çok yavaş olurdu; yaşam için önemli elementler kararsızlaşırdı; yaşam için önemli kimyasal fonksiyonlar tam anlamıyla gerçekleşemezdi.eğer daha büyük olsaydı: yaşam için önemli elementler kararsızlaşırdı; yaşam için önemli kimyasal fonksiyonlar tam anlamıyla gerçekleşemezdi. (alıntıdır)

      Ayrıca ateistlerin durumu şu örnekteki adamın durumuna benziyor…

      Bir adam dev bir tesisi,fabrikayı geziyor.İşleyen bu fabrikanın çarklarını görünce bakınız bu çarklar nasıl kendi kendine çalışıp dönüyor.? diyor.Halbuki bu adam söz konusu bu mükemmel farikayı bu sistemde kuran teknik mühendisleri ile fabrikanin düğmesini basıp çalıştıran elemanı görmezden geliyor,yani her şeyi fabrikanın işleyen çarkına bağlıyor, böylece söz konusu fabrikanın çarklarını işleyecek durumda kuran ve dizayn eden teknik elemanları yok sayıyor.!!!

      İşte ateistler de bunun gibi çarkları işleyen kainat gibi dev bir tesisin (tabir caiz ise) teknik mühendisi olan madde üstü bir akıl,zeka,bilinç ve irade sahibi YARATICIYI GÖRMEZDEN GELİYORLAR.!!

      Özetle,bütün bunlar üstün bir akıl,zeka,kudret,bilinç ve irade sahibi madde üstü yüce bir YARATICININ varlığını zorunlu kılmaktadır.

      Saygılarımla.

  10. ismail

    Yok nerede birakacağiz böyleleriyle uğraş dur işin yoksa. Kurani Kerimin ilk ayeti oku ile başlar. Okumak anlamak öğrenmek içindir.Kurani kerimde sık sık aklinizi kullanmiyormusunuz denir. Yani insanlardan sorgulamalari istenir. Senin dediğinin tam tersi. İslamda kiz çocuklari okula gitmesin inanci yoktur kiz erkek ayri okullarda okusun inanci vardir. Kizlar maalesef bedenen zayiftir. Kendilerini tehlikeye karşi koruyamadiklari açiktir. Erkeklerle ayni ortamda bulunmalari risk demektir. Kimse kiz delisi değil o kadar ama binde birde olsa bu risk var demektir. Oran binde birden fazlamidir bilmem az değildir. Batinin gözunu açan islamdir. Bilimde bati taş devrinde iken islam teleskoplarla gökyuzunu izliyordu. Tecavuz her sahada var. Sadece din adina görev yapanlarin adi öne çikariliyor. Buda din ile değil o kişinin akil hastasi olmasiyla alakalidir. Lezbiyen gey biseksüellere trandantenlere özgürlük isteyen sizler iğrençleşen müslümanlar öylemi. Bak batiyi ben sana şöyle anlatayim. Devletler vatandaşi öyle bir beceriyorki kimse çocuk yapmayi göze alamiyor. Evlerine hayvan kapatanlarla dolu Avrupa, artik Türkiyede öyle. Öyle rezil durumdaki bati. Batakta olmasinin sebebine Allahin var olduğunu istemiyorlar. En az yarisi ateist bu sebeple. Orta çagda şeytan diye kedi kesen bati şimdi vebadan kiriliyordu. Şimdi evlere kapatilan hayvanlardan sebep şızofrenden kiriliyor. Dişaridan davulun sesi hoş gelebilir. Ama öyle değil işte. 18 yaşina geleni anne babalar evden atiyor kendi duzenini kuramayan bekarlar kiraladiklari evlerde erkek erkeğe kari kariya ilişkiye giriyorlar. Dualarin kabul olmamasinin sebebini söyleyeyimmi çok azi hariç hiçbir musluman gerçek anlamda musluman değil. Sistem ahlaksiz soygun uzerine kurulu. herkesi faize borçbatağina faize bulamiş. Ama muslumanlarin bir duasi varki o kabul göruyor. Allahim sen dinsiz imansizlari bu devletin başina getirme. Bu dua kabil olduğu için dinsizler bu ülkede iktidar olamiyor. Mühım olanda bu.

  11. kadin dövme meselesi

    Dün işe gidiyorum yol üzerinde kadinin birisi yaşli bir adama öyle bir bağiriyorki ortalik inliyor. Adam tacizmi etmiştir. Yok adam acizin teki, yaşlida. Kadinin karşisinda esas duruşta resmen. Kadinin bağirmasini çevredeki adamlar izliyor. Kimse ses çikartamiyor kadina, biri birşey dese üzerine saldirir. O derece kuduruk. Kadin başi açik, vucut hatlarini baştan aşagiya belli eden bir giyimi var. Ben seyretmedim yoluma devam ettim. Olay yerinden yüzmetreden fazla uzaklaştiğim halde kadinin bağirma sesleri halen duyuluyordu. Kurani Kerimde şirret kadini dövme izni verilmişmidir. Böylelerine evet. Bağlayacaksin hemde kizilcik sopasiyla. Bu kadar açik.

  12. ateler özellikle okusun

    Halen tecavuzcu pedofilci çocukla evlenen ve hayvana tecavuz eden bir ateist bulunmamaktadir. Ate sitelerden birisinde var bu yazi. Kimliklerini gizleyip maskeyle yaşiyor sadece internette Allah yok diyerek şeytanlik yapiyorlar. Dediklerimi yapiyorlar yada yapmiyorlar nasil belli olacakki.
    Belli olan birşey varki biz onu hemen yazalim. Evlerde kedi besliyorlar. Muhakkakki besledikleri kediden sebep günaha girerek bu sebeple dinden çikanlari vardir. Gunahtan kasit en ileri boyutunu demiş olmayalimda ayip kaçmasin. Bakin o evde kedi besleyen kimi ateistler iş şizofren başlangicina gelip bu durumu kendileride fark edince sokağa atiyorlar o kedileri. Bunlar evcil kedi olduğundan insandan kaçmiyor. Birileride kuytulara çekerek beceriyor onlari. Kimisini öldürüyorlar. Kimisini sağ birakiyorlar. O sağ birakilanlarin durumunu bilmeyip başkalari sahipleniyor. İyi niyetli sahiplenmenim cezasini çekiyor gunahsiz insanlar. Daha yazayimmi neler oluyor. Devlet bunlari numaralandirsin. Sahipli kedileri atanin kiçina büyukce bir kazik soksun. Sebep olmak yapmaktan farksizdir. Bu arada hiç kimse sokakta gezen evcil kediyi evine almasin.

    • Fatih

      RATE THİS… Bak ben fatih kont. Zonguldak ereğli rehberlik araştırma merkezinde memurum. daha açık adres istersen bağlık mah. eser sokak. No 74. Kendimi gizleyecek bir durum yok ortada. Sen kaçıncı yüz yıldan geldin. gelecek olamaz ışık hızı teknoloji çağında olman gerek ki buda zeka yapının işlevinin yüzdelik hesabını yapar ne kadar akılsızca söylemlerde bulunduğunu fark ederdin. E geçmiş üzerine senden çokça var nesilden nesile virüs gibi yayılan gereksiz bilgile batmış olmalısın o demek ki. Senin beynindeki nöron sayısı ya çocuk olduğundan yada doğuştan az olduğu için bu kadar saçmalamış olmasılın. Sen allahın kulu değil şeytanın elçisi olmalısın. Allah bile utanıyordur sizden ama iyi ve kötüyü anlamak için böyle sizi yaratıyor işte. Sizde müslümanım diye geziyorsunuz. Not ben allaha inanmam!

    • öylesine

      Şu konuya açiklik getirelim. 2006 da evcil bir kedi gelip yemek istiyordu işyerime. Bir iki verdik. Sonra adamin birisi bu hayvanin gozleri sapsari herkese hastalik yayar dedi. Dadanmiş kedi kovmakla gitmez. Hemen kilitlenebilen delikli bir sepete koyduk önüne et atarak. Goturduk kenar mahallelerden birisinin kirsal alanina attik. Bir dahada gormedik. O kedi evlerden birisinden atilma olmasa o kadar evcil olmazdi.

  13. fatih iyi oku

    Hayir asla hedef göstererek yazmiyorum. Olani söyluyorum. Daha yeni sokağa atilmiş bir kediye yiyecek veriyordum. İşyerinde. 2 ay baktim. Hatta biraz daha fazla. 3-5 gun evvel birisi halletmiş arkasi patlak bağirsaği gözükuyordu. Attim. Dün ben yolda gezerken bizim inşaata yan binadan kadinin biri bakimli evcil bir kedi birakti. Ben olay yerine gelene kadar girdi en az 8- 10 daireli binaya. Ben gunduz 12 saat evdeyim. Ve o kedi savunmasiz. 3 gun beş gun birşey olmadi diyelim. İlle olacak. Kardeşim bu inşaatin işini aldiğinda aralik 2014 te sahipleri binayi boşaltti. Birkaç hafta içinde biz binayi temizletirken odanin birinde eski dolabin altinda ölü bir kedi bulmuştuk. Sen ustune alinmayacaksin, devlet yetkilileri görecek bunu. Basit gibi gözüken bazi meseleler aslinda hayati önem taşiyabilir.

    • Fatih

      Ne saçma bir yaklaşım bu. Ateistler kadar hoş görülü insan tanımadım ben daha. Onlardan biri olmadığımı hatırlatarak. Olabilir bunu bir yada 3-5 kişide yapmış olabilir. Böyle bir olaydan hepsini sorumlu tutmanız bile bir kenera burada hayvan hakları örgütü var gibi mi görünüyor. Hakkı, hakkaniyeti yanlış yerde arıyorsunuz. Çokça hayvan hakları savunucu örgütleri mevcut. Burası pozitifataizm başlıklı bir internet ortamı. İnsanları öngörüsüz yargısız suçlamayın diye Adalet bakanlığı sistemi kuruldu. Yoksa böyle bir kuruma bile ihtiyacı yok insanın. O yüzden iki kez düşünün ve temellendirin. Ben dinsiz olarak içlerinde en korktuğum ve en tehlikeli din olarak gördüğüm ilk islam gelir… Kitaplardaki bilim kurgu şifreleri üzerinde duracağınıza Erdemli olmanın ne olduğuna ve ona nasıl ulaşacağınıza bakın…

  14. kizil düşmanliklar

    Bugünku sabah gazetesinde ıspartada, vanda kirklarelinde gaziantepte taciz haberleri ayrica adanada fuhuşa zorlama haberi var. Hiçbirisi hacihoca değil bunlarin. O sebeple ate sitede yer bulmuyor.kizillarin derdi islam duşmanliği olduğu için bunlari görmezden geliyorlar. Kendileriyle ilgili ağir bir tesbit yapildiği zaman en ağir kufurleri ediyorlar.ah osmanli ah merhametten maraz doğar. İsteseydin bitirirdin şunlari. Bizde bu dönmelerle uğraşmak zorunda kalmazdik. Zevkine islam düsmanliği yapiyorlar. Hoca çiziyorlar elinde yalama şekeri olan ve çocuk avi peşinde. Zevkine islamla dalga geçiyorlar.

  15. abzurt konu

    Ateist cafede var. Kenyada keçiye tecavuz eden biri on yil hapis cezasi almiş. Ben internette daha orjinal bir haber yakaladim. Mucurda herhalde yine bir hayvana tecavuz etmiş 18 kişi. Peki ne var bunda. Hayvan kuduz çikmiş. Olay çok eskiden olmuş haberdede 18 kişi kuduz oldu diyor.
    Hani geçen ay bahsini yaptik kecinin bağirsaklari gözukuyor tecavuze ugradi diye kovduk demiştik. Biz öyle zannetmişiz. Hayvanin doğumu gelmiş. Biz kovduktan sonra az ötede bir bahcede yavrulamiş. Yanliz bu tür haberler bu tür olaylarin artmasina sebep olabilir. Eşeğin aklina karpuz kabuğunu getirmek hesabi.

  16. Şimdi, diyelim ki bugünkü canlıların var olması için bütün şartlar mevcuttur. Dört çeşit çekirdek asidi vardır ve yirmi çeşit de aminoasidimiz uzayda doludur. Bunlar birbirleri ile çarpışmaktadır. Bu çarpışmalar saniyede bir yapılmaktadır. Bugünkü canlıların oluşması ihtimali 10^1000’den azdır. Eğer Kâinat var olduktan sonra geçen saniye bundan fazla ise o zaman Tanrı’sız olma ihtimali ihtimal içindedir ama geçen zaman azsa o zaman Tanrı’sız tesadüflerle oluşma ihtimali hiç yoktur, imkânsızlık içindedir.

    13,7 milyar yıl geçmiştir.

    Bir yıl 60*60*24*365= 31.536.000 saniyedir.

    3,15*13,7* 10^9 * 10^7=4,32 10^17

    Bunun anlamı şudur ki Tanrı’sız Kâinat olma ihtimali hiç yoktur.

    Sonuç müsbet ilmin metotları içinde matematikle bulunmuştur.

    Kaldı ki biz burada başlangıçta gerekli organik moleküllerin mevcut olduğunu kabul ettik. Asitsiz canlı olamayacağı gibi canlısız da organik asitler olmaz. Tavuktan yumurta çıkar ama yumurtadan da tavuk çıkar. O halde yukarıdaki imkânsızlık, muhallik aynı derecede organik moleküller için vardır.

    Başka imkânsız bir şey daha mevcuttur. Canlının kullandığı moleküller cansız atomlardan oluşmaktadır. En çok 118 kadar tuğlamız var. Bunların yarısını bile kullanmıyoruz. Ama dizilişleri ihtimaliyat dâhilinde değildir. Bunları dizenlere bu cansız atomların verdiği imkân da ancak o ilk atomları üretenin bütün kullanılacak yerleri bilmesi gerekir. Öyle atomlar üretmelidir. Bunun da tesadüflerle oluşması ihtimal dâhilinde değildir.

    Onları bırak, bu canlılar içinde insan da vardır. Canlılar olmadan insan olmaz. Ama canlı demek insan demek değildir. Yani Kâinat yalnız atomlardan ibaret değildir. Bizim bedenimizin nasıl ruhları varsa, Kâinat bedenini ruhsuz kabul ettiğimiz zaman insan ruhunun var edilişini bulamazsınız. Bugün artık Tanrı’nın varlığı tartışılmıyor.(http://www.akevler.org/AkevlerMakaleler/2425/CokYor/10053/Suleyman-Karagulle/Tanri-ve-Olasilik?seoContent_ASPxGridView1=page12)

  17. ismail

    Efendim, biz biliyoruz ki şu anda canlılık var. Ve biliyoruz ki bir zamanlar yoktu… Tam ne zaman oluştuysa o zamanın yakınlarına gidelim. Şimdi diyebiliriz ki, beş dakika önce canlı yoktu ama şimdi var. Evrim olgusu ilk canlıların çok daha basit oluşu, şimdiki düzeye evrile evrile gelişidir. Bu evrilme sürecinde, bildiğimiz kimyasal etkilerin haricinde bir şeye rastlamak mümkün değildir. Bu türden, bilinen etkilerle bilinmeyen bir zaman diliminde neler olduğunu söyleyen teorilere “bilimsel açıklama” denir. Evrim teorisi bir bilimsel açıklamadır.

    Yaratılış düşüncesi ise bilimsel olmaktan uzaktır çünkü bilinmeyen bir etkiyi işin içine dahil eder. Bu fikrin savunucuları genellikle argüman olarak doğal süreçlerin canlı gibi kompleks bir yapıyı oluşturma ihtimallerinin düşük olduğunu öne sürerler. Fakat, şu ana kadar gözlemlemediğimiz, bilinmeyen dış etkinin yalnız o zaman için varolma ihtimalini hesaplamazlar. Bu bilinmeyen etkinin yaratıcı olduğunu öne sürmek, hele ki kutsal kitaplarda tariflenen yaratıcının bu olduğunu öne sürmek içinse hiçbir yeterli delil yok
    ……………..

    Şimdi biz Haticeye cevap verelim. Canlilik yokmuş oluşmuş ve evrile evrile gelişmiş. Timsahlari gosteriyor tv de 80 milyon yildir dunyamizdalar diye, çiyan, kirk ayak türlerini gosteriyor 400 milyon yildir ayni şekilde ayni şartlarda yasıyor diye. Evrilme diye birşeyler varda bunlara ne diye hiç sokulmamiş. Nereye sokulmuşki.
    İşte evrimciler diyor atlar bir zamanlar it kadar bir şeydi diye. Öyle olduğunu duşunelim bir an için. Asya, avrupa ve afrika atlari nasil birbirinden haberi olduda gelisti. Kac sefer yazdik canlilarvar etmediler bu dunyayi kendileri için hazirlanmiş buldular.
    Evrimcilerin kendi soylemlerine kendilerinin bile inanmadiği sadece öyle olmasini istedikleri açiktir. Sebep Allah yok diyebilmek adina.
    Ama butun deliller bizi bir Allaha goturuyor. Burayada delillerini yaziyoruz. Kimileri inanmak istesede istemesede.
    Ha bu arada yaradici tamda Kurani Kerimdeki gibi.

  18. ...............

    Meraklinin guncesi verilen islami cevaplari gormezden geliyor koyduramiyoruz. Denetim diyor o denetim hiç bitmiyor. Sonra yazi silinip gidiyor.

  19. ismail

    Televizyon haberlerinde soylendiğine gore Afrikanin kuzeybatisinda fas da yapilan kazilarda 300 bin senelik insan iskeletleri bulunmuş. Yani bugun dunyada insan ömrunu ortalama 75 sene sayarsak 4000 omurluk bir sure. Haberlerde bulunan insan kafataslari için maymundan gelme demiyor. Sadece bunlar dunyada insan hayatinin ne zaman başladiğina işik tutacak bilgiler deniyor. Yani evrim aslinda hikaye. İnsanin yapisi 300000 yilda değişmiyorsa 300 milyon yildada değişmez gerçeği gün gibi ortada.

  20. ..............

    11. Sinif biyoloji kitabinda sayfa 164 te var. Eylül 2004 te ispanyanin kuzeydoğusunda bulunmus kurbağa fosilleri 10 milyon yillik ve bu gunku kurbağalarla birebir ayni. Yani evrim uydurma.

  21. ismail

    gecen senelerde ateist sitelerde yer alan bir bilgiye göre afrikada yasadışı olarak iş yapan fildişi avcılarının kaçak avları sebebiyle fil sayısı çok azalmış. bu tür kaçak avcılara karşı fillerin kimisi 85-90 senedir türlerinin nesillerini korumak adına evrim geçirerek dişsiz olmaya başlamışlar. ateist siteler sayfalarına birde yetişkin dişsiz bir fil resmi koydumu evrimin delilide tamam olmuş oluyor. gerçek böylemi peki. hayır. geçenlerde bir tv belgeselinde açıklandı bu işin gerçeği. meğer filler ömürleri boyunca 6 sefer diş dökerlermiş. bu dişler sonra yeniden çıkarmış.

  22. ismail

    Müslüman olduğunu ilan eden nobel kimya ödüllü prof Aziz Sancar evrimin turkiyedeki eğitim müfredatindan çikarilmasinin ardindan ” ben Allaha inaniyorum. Evrim olmuş olmamiş fark etmez. İnanan inanir inanmayan inanmaz dediği iddia edilmişti. Evrim ile ilgili sözlerinin yanliş anlaşildiğini ve yansitildiğini söyleyerek yaptiği yeni bir açiklama ile ben müslümanim ve Allaha inaniyorum. Evrime inanmak gibi bir şey yoktur. Evrim bir gerçektir inanç meselesi değildir demiş.
    Şimdir evrim gerçek, Allah inanci ya doğru yada değil. İnanç meselesi denmiyormu burada. Bak sancar efendi sen nobel ödüllüsun ben sıradan vatandaş. Burada cin, melek, şeytan yani kutsal kitapta bahsi geçen bu söylemleri göstere göstere yayinladi. Allahi gostermeme imkan yok. Demişizki evliyalik yolu var. Eren ermişde deniyor bunlara. Allaha erdikleri için. Girersin bu yola sende ulaşirsin bazi sırlara. İnanmak kendi başina maalesef hiç dir. İnanmamak küfür. Allahin dediklerini yapmak sırlara varmaktir aslolan.
    Şimdi gelelim evrim meselesine. Kiliç dişli kaplanmi diyorlar yandan 2 dişi ağzindan taşan kaplana. Diyorlarmi dişleri küçüldü ve hayvan bugünkü halini aldi diye. 10000 sene evvel soyu tükendi deniyor. Kucuk suratli ayiya, evrim geçirdi bu gunku ayilara benzedi diyorlarmi, soyu tükendi deniyor. Mamutlar 3700 sene evvel tuyleri döküldü bugunki file dönüştüler deniyormu.hayir soylari tükendi deniyor. Devasa ejderler varmiş kuçuldu bugunki komodo ejderine dönuştude denmiyor. Soyu tükendi deniyor.Timsahlar 80 milyon yildir ayni timsah, köpek baliklari 400 milyon yildir ayni. 80 milyon yildir kirkayak türleri ayni deniyor. Daha evvelki halleri nasildi ortaya konan birşey yok. Kaç yuz milyonluk fosiller bugunkilerle ayni. Yayinlaniyor çarşaf çarşaf. Evrimin ispati ne dir o halde. 100 milyonlarca yil once canlilar şekil değiştirmişler bu evrimmiş. Ortak atalari varmiş. Delil yok. Faraziye kurgular var.
    Şöyle diyelim bir arkadaş vardi 20 seneyi bir kaç ay geçti öldürüleli. Katiller bulunamadi. Öldürülenin babasini gördüm. Kim öldürdü dedim. Soyledi isimlerini dul bir yakiniyla yasak ilişki var şüphesiyle enişteleri öldürmuş. Peki ispat. Hayir ispat edilemedi. Adamlarda tutuklanmadi. Ölen öldüruldüğünle kaldi.
    İspat edilemeyen bir konudur evrimde. Doğrudur yada yalandir hiç bir önemi yoktur.

  23. Ozcan ÖCÜ BAŞ

    Tek hatamız bizi yaratan Rabbimizi kendimiz gibi özelliklere sahipmiş gibi düşünmek seni yaratan rabbinden bahsediyorsun bir daha düşün derim ben

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s