Pozitif Ateizm

"tanrının varolması mümkün değildir"

Allah Nerededir? Zamandan Ve Mekandan Münezzeh Midir?


Allah nerededir?  Sorusu müslümanlar tarafından da sık sık sorulan bir sorudur. Allah varsa bir yerde olması gerekir mantığıyla hareket edildiğinden dolayı böyle bir düşünce gelir akla.
Biz maddi bir evrende yaşıyoruz. Maddi olmayan ve zekası olan bir varlığın bizi yarattığını söylüyor teistler. İslam inancına göre Allah’ın bir zekası vardır. Düşünür,karar verir ve hatta müslümanlar ne kadar öyle değil dese de Kur’an’a göre Allah fikir bile değiştirir.

Allah’ın nerde konumlandığına Kur’an’dan bakalım:


Tâ-Hâ Sûresinin 5. Ayetinde: Rahmân, Arş’a kurulmuştur.

Furkân Sûresinin 59 . Ayetinde: Gökleri ve yeryüzünü ve ikisi arasındakileri altı gün içinde (altı evrede) yaratan sonra da Arş’a kurulan Rahmân’dır. Sen bunu haberdar olana sor!

Secde Sûresinin 4 . Ayetinde: Allah, gökleri ve yeri, ikisi arasındakileri altı gün içinde (altı evrede) yaratan sonra da Arş’a kurulandır. Sizin için ondan başka hiçbir dost, hiçbir şefaatçi yoktur. Hâlâ düşünüp öğüt almayacak mısınız?

Hadîd(*) Sûresinin 4 . AyetindeO, gökleri ve yeri altı günde (altı evrede) yaratan, sonra Arş’a kurulandır. Yere gireni, ondan çıkanı, gökten ineni, oraya yükseleni bilir. Nerede olsanız, O sizinle beraberdir. Allah bütün yaptıklarınızı hakkıyla görendir.

Hâkka Sûresinin 17 Ayetinde: Melekler onun kıyılarındadır. O gün Rabbinin arşını, bunların da üstünde sekiz taşıyıcı taşır.
(Allah’In katını 8 melek taşıyormuş)

(Not:Ayetler Diyanet”in sitesinden alınmıştır.)

Görüldüğü üzere Allah arşa konumlanmıştır. Müslümanların sık sık dile getirmiş olduğu : ‘Allah zamandan ve mekandan münezzehdir’ cümlesi havada kalıyor. Üstelik müslümanların bu cümleyi kurarken kaynak olarak gösterdikleri hiç bir şeyde yoktur. Kur’an’da Allah’ın bir evi, yaşadığı yer, konumlandığı yer vardır. Ve apaçık dediği kitaptan böylesi bir sonuç çıkmaktadır.

Arş ne demektir?

Tdk sözlüğünden;

‘arş Ar. ¤arş
(I) a. din b. İslam inanışına göre göğün en yüksek katı.
Güncel Türkçe Sözlük ‘

  • Görüldüğü üzere arş Allah’ın katıdır. Allah’ın katı ne demektir?

Allah bir yerde yaşıyor, Allah’ın bir evi var demektir…

  • O halde zamandan ve mekandan bağımsız olduğu iddia edilen Allah ile Kur’an’da ki Allah çelişiyor mu?

Evet çelişiyor.Hangisi doğru?

  • Müslümanların en temel kaynak kabul ettikleri Kur’an tabiki.O halde Allah zamandan ve mekandan münezzeh değildir! Aksini iddia eden zaten müslüman değildir,Kur’an’a göre!

Sonuç:

Mekan ve zaman maddelerin bağlı olduğu bir şeydir. O halde Allah’ta mekana bağlıysa, her yerde olamaz! Ve en önemlisi Allah madde ve/ya maddenin bir başka boyutudur. Bildiğiniz İslamdan tamamen farklı bir Allah modeli çıktı karşınıza. Deizmin tanrı anlayışı bile daha inandırıcı duruyor Allah’dan.

Kendine ait katı olan, katını 8 tane meleğin taşıdığı bir tanrı. Çok egzotik!
(Dalga geçmiyorum, Kur’an’dan çıkan sonuç bu! İnanmıyorsanız, araştırın. Tabiki, özgür ve eleştiren düşünerek, ve korkmadan!)


Bu sonuç bizi başka bir şeye götürüyor belkide(?); İslam öncesi arapların tapmış olduğu ‘el-ilah’ adlı putun(ki dilbilimcilere göre Allah, El-ilah/Al-ilah isminden türetilmiştir) Allah olabileceği.

-Okan-

About these ads

pozitifateizm hakkında

Gerçekler,gerçekten acı olabiliyor.

Allah Nerededir? Zamandan Ve Mekandan Münezzeh Midir?” üzerinde 137 yorum

  1. erhandadas
    29/09/2009

    Gayet güzel ve kendi ideolojinize göre saçmalamışsınız =)asıl merak ettiğim Kuran-ı Kerim i tefsir etme beceriksizliğini nereden kazandığınız. Önce varlığına ve doğruluğuna inanmadığınız bir ALLAH ve O nun gönderdiği ve çelişkili olduğunu iddia ettiğiniz bir kitaptan bahsediyorsunuz sonrada inanmadığınız O kitabı, inanmadığınız ALLAH ı inkar etmek için kullanıyorsunuz bunun tek anlamı zırvalamaktır =)Ayrıca çıkardığınız sonuçta da saçmalama konusunda zirvelere oynamışsınız Kuran Tefsiri hakkında zerre kadar bilginiz olmadığı çok açık zaten bunlar kendi tespitlerinizde değil Turan Dursun ve İlhan Arsel gibi ateistlerin kitaplarından seçilmiş içi boş ve tutarlılığı olmayan bilgiler insanlara kaynak tavsiye edeceğinize bence siz önce Tefsir ilminin incelikleri hakkında bilgi alın ALLAH tabiki de zamandan ve mekandan münezzehtir ancak sizin gibilerin kavrayamadığı nokta şu; ALLAH için geçerli olan zaman kavramıyla insan için gecerli olan zaman kavramı arasındaki farkı görmemeniz insan için gecerli olan zaman ve mekan kavramını haddinizi bilmeden ALLAH için kullanırsanız sonuçta böyle saçmalarsınız işte =) bu kadar saçmalamanızın temelinde ise Tefsir İlmindeki incelikleri bilmemeniz yatıyor Kuran-ı Kerim de her gördüğünüz kelimenin sözlük anlamına bakıyor ve buradan sacma sapan manalar ve kendinize göre çelişkiler olduğunu söylüyorsunuz. Mesela Kuran da “YASİN” suresi vardır ve bu surenin ilk ayeti “YASİN”…. diye başlar sizin gibilerin saçmalama ve zırvalama katsayısı çok yüksek olduğu için herhalde bu surede de ALLAH ın “Yasin” isimli birisiyle konuştuğunu ve ona mesajlar verdiğini falan sanarsınız =) =)

    • pozitifateizm
      30/09/2009

      Kutsal kitabınızı açıklamak için kendinize bir ruhban sınıfı oluşturma gayesi gütmenizin sebebi de aslında, insanların okuyup ilk anladıkları manadan çıkarttıkları sonucun; onları şüpheye götüreceğini bildiğinizden kaynaklıdır. Ondan dolayıdır ki, Kur’an’ın yüce alimleriniz tarafından yorumlanması, Allah böyle demek istemiş gibisinden Allah’ınızın yerine konuşması lazım diye düşünüyorsunuz sanırım.

      Diyorum ki; Eğer bu Allah katından inmiş bir kitapsa, o halde evrensel olmalı ve evrenselse yoruma açık olmamalı, birileri tarafından yorumlanıp, birileri tarafından okunmamalıdır. Çünkü Allah’ınız bu kitabı alimleriniz yorumlasın, inananlarınız da o yorumları okusun diye gönderdiğini söylemiyor ve aksine apaçık diyor. Siz Kur’an’a göre zaten müslüman sayılmazsınız, kendinize ruhban sınıfı edinmiş ve Allah’ın dediklerini birilerine yorumlatma gereği duyuyorsunuz…

      Kur’an’ın çelişkilerini ortaya koymak için ve en azından beyinini kullanabilen insanları aydınlatabilmek için çelişkileri yazıyoruz. Ama senin gibi birkaç kendini bilmez, hayır biz dogmalarımız, tabularımız ve hayali tanrımızla mutluyuz demekten başka bir şey zırvalamıyor.

      Ayrıca, varsayım yapmak nedir, öğrenmelisin. Eğer Dünya’da 1,5 milyar insan Uçan Spagetti Canavarına inansaydı, o zaman da Uçan Spagetti Canavarının kutsal kitabını eleştirecektim.

      Zaman, zamandır. Allah içini ya da insan içini yoktur. Zaman, maddeler, yani fiziksel evrende var olan herşey için geçerlidir. Kıvırtmanın da bir yolu yordamı vardır, lütfen saçmalamayın. Allah’ın zamanı derken bile, onu maddi evrene sokuyorsunuz, çünkü başka türlü açıklayamazsınız. ve bu da Allah’ın insanlar tarafından (Muhammed) yaratıldığına en büyük kanıtlardan birisidir.

      Kişisel sataşmalarınızdan başka bir yazı göremedim aslında, sürekli kininizi kusuyorsunuz, tabiki anlıyorum; Sonuçta inancınızı savunmaya çalışırken agresifleşiyorsunuz, dogmalarınızın eleştirilmesini istemiyorsunuz.

      Bundan sonra daha mantıklı ve tutarlı eleştiriler yaparsanız sevinirim.

      İyi Günler.

      -Okan-

    • yahya
      28/09/2012

      Kuran, insanlar okusunlar, anlasınlar, ona göre hareket etsinler diye gönderilmemişmiydi? Allah her sözcüğü farklı anlamlar içeren bulmaca göndermiş olamayacağına göre birimiz yanılıyor olmalı. saçmalama özgürlüğünüz olabilir, hakaret özgürlüğünüz yok. Hem edepli olmayı emretmemiş miydi kitabınız?

    • Uzayli
      18/08/2013

      Tabiiki Muhammet uydurma, bütün din kitaplari gibi Kuran´da insanlar tarafindan yazilmis bir kitap.

      hz muhammed in aslında yaşamadığı gerçeği – uludağ sözlük
      http://www.uludagsozluk.com/…/hz-muhammed-in-aslınd... – Diese Seite übersetzen

      Cesareti olan yazıyı okusun ve okumayan da yorum yapmasın!

  2. adasdas
    29/09/2009

    Evet tam bir Cahilsin zavallı , İlk önce Allah mekan ve zamandan münezzehtir dedin sonra ; ”Allah için geçerli olan zaman..” ifadesini kullandın.Kendi yorumunla Şaklaban oldun , Çamur kökenli.

    • ramazan
      13/04/2012

      eğer felsefi bi konu da eleştiri yapmaya çalışıyorsan önce karşındaki düşünceye saygı göstermeyi bilmeli.sonra da özgür düşünmelisin.o çok bildiğini zannettiğini kuranı olkuduğun da düşünmeye ve düşünenlere saygı gösterilmesi gerektiğini göreceksin.kendi inandığı şeyle çelişen birisi olarak gelipte “saçmalıyosun, cahilsin ” gibi şeyler söyleyerek kendinin sapmaladığını ispat ediyorsun :))

    • selman çiğdem
      01/06/2013

      “İlk önce Allah mekan ve zamandan münezzehtir dedin sonra ; ”Allah için geçerli olan zaman..” ifadesini kullandın.” diyorsun. ben böyle bir ifade görmedim. tekrar tekrar gözden geçirdim. sen herhalde okuma özürlüsün. birde iftiracısın. ayrıca sen kuran da okumuyorsun, okuduğunu sanıyorsun. arapçasını okumak kuran okumak anlamına gelmez. ne dediğini anlamak için türkçesini (çevirisini; tefsirini değil) okumak gerekir.

    • selman çiğdem
      01/06/2013

      ayrıca “Çamur kökenli.” diyorsun. ya sen ne kökenlisin. şeytan ve cinler gibi ateşten mi yaratıldın. inandığını iddia ettiğin kuranda adem balçıktan yani çamurdan yaratıldı diyor. hepiniz ademin çocuklarınız diyor. halk arasında “topraktan yaratıldık, (ölünce) yine toprak olacağız” denilmektedir. sözlerine dikkat et. inandıklarınla çelişiyorsun.

    • selman çiğdem
      01/06/2013

      tanrıyı korkular, inançları da bilinmezlikler yaratmıştır. insan, kendi gücünün üstünde olan her şeyden korkmuştur, korktuğu şeyden çekindiğinden, ondan kendisine bir zarar gelmesin, cezalandırmasın diye ona tapınmıştır. tanrı böyle yaratılmıştır. insan zekası gereği somut-soyut olan her şeyi düşünür. ne nerededir, ne nasıl oluşmuştur, ne nasıldır ve buna benzer sorular karşısında sorularına somut ve akılcı yanıt bulamadığında devreye inanç girmiştir. inanç varsayımdır, yorumdur. halbuki, somut olan, insanın beş duyusu ile algılanabilen, deneylerle kanıtlanan, açıkça bilinen hiç bir şey hakkında varsayımda bulunulmaz ve yorum yapılmaz.

  3. mehtap
    30/09/2009

    Arkadaşım az bile söylemiş:) Allah bize yalan söylüyor(Tövbe Haşa) öyle mi:D “Hiç düşünmezler mi”, “hala akıllanmaz mısınız”….ve Bakara suresi 17. ayet…bilmem anlatabildim mi…!!!

    • pozitifateizm
      30/09/2009

      Allah bize yalan söylemiyor, çünkü Allah yok. Yazmış olduğum yazının anafikri; Allah’ın insanları değil, insanların(Muhammed’in) Allah’ı yaratmış olduğudur.

      İyi Günler.

      -Okan-

      • enteringdreams
        20/07/2012

        Muhammed allahı yaratmamış… sana onun naısl biri olduğunu anlatmış..(Kuran). onun var olduğunu anlatmış…her halde Allah getirip sana gösterecek değil…Allah onun varlığını düşünerek inanmamızı istiyor yani görmeden …sana başaka ülkede bir arkaşım var desem inanırsın ama haşa istediği herşeyi yoktan var edebiliyor desem inanmasssın herhalde…isteAllah bunları yapabildiği için inanmamayı seçiyorsun…Şimdi senDe varolan herşeyin kendiliğinden olduğu söyleme kardeş…cinlere ianınıp iannamdığını merak ediyorum…inandığını farzedelim…sen onalrıda görmüyorsun ancak bi şekilde insanlar oların keisn var oldularını analamışlar..cin çağırma falan …allahı çağırsan gelmez tabii… sen sıradan birisin çünkü… muhammed sıradan biri değildi (bundan emin değilim) ama yinede seçilmiş olduğunu biliyoruz….bu yüzden her ne kadar Allah gelmesede CEbraili gönder miş… Çünkü Allah Muhammedin de denenmesi gerktiğini ii biliyor…Yani herkes deneniyor kardeş…BAşıana gelmiş herhangi birşeyden zorluktan dolayı Allaha isayankar olmayalım şeytan gibi …..ZAten Allah denenmeden insaların cennete girmeyeceklerini söylüyor…denemelere dikkat edelim…şimdi sen doğduktan 2 yıl sonra ölen çocuğun niye denenmediğin soracaksan…Allah zaten onun ne yapacağını biliyordur ondan….bir ayyatte allah dilediğini yapar diyor…ister dener isterse denemez….ölen çocuğun cennete mi cehennemi gideceğini bilemeyiz..ona Allah karar verir.Ysen şimdi daha çocukkken cehhenemmi gidecek diyeceksin Hayır herkes kuran da belirtilen oratala yaşta dağilacaklar cennete dehhenem ve ARaf a
        konudan konuya atladım :..kusura bakma..söz sözü açar…

      • rose
        28/01/2014

        her insan Allahı fark edemez çünkü bilğiyi veren Allahdır. eğer Allahı fark etmek istiyorsan Allaha büyük sayğı göstermek ve inanmak mecburiyetindesin sonra ben şu işi kesinlikle yapmıycam veya şunu kesinlikle kazanmıycam dediğin zaman yapmaya ve kazanmaya mecbur kaldığını görünce Allahın farkına varacaksın ve düşüncem ve şaşırmam bile bana ait bir olay değilmiş diyeceksin önce Allahdan iste ve sayğılı ol sonra inandırılacaksın yoksa öldükden sonra inanırsın ki bir daha dünyaya geri dönüş yok hesap başlıyor.

    • ramazan
      13/04/2012

      siz avukat olmalısınız :) arkadaşının avukatı

  4. arslanbey
    01/10/2009

    Kişinin aklında ki dogmatik fikilere böylesine körü körüne inanması üzerine birde onun bu fikirlerine etmen olan diğer toplum üyelerinin aynı platformda olması, nitekim bu fikirlerini dayanak aldıkları kutsal kitapları olduğu sürece biz bu cahillere bir şey anlatamatız Okan.

  5. ddd
    06/10/2009

    ya biri yazmış acaip salakça ve komik..İNANMADIĞINIZ BİR KİTABI İNANMADIĞINIZ BİR ALLAHI REDDETMEK İÇİN KULLANIORSUNUZ…ne demek bu yaaa :GV:XCZDAS:CXSADAD bide hep dikkat ederim tanrı denilmez..mesela başka dinlerin tanrıları içinde allah denilir..yada şööle bi cümle bile vardır;tanrı hrstyanların allahıdır die :SDAS:FCA islama inanalar o kadar uyuşmuş beyinlere sahiplerki,neye allah dediklerini bile bilmiorlar..islam tanrısının 99 isminden en çok kullanılanı allahtır..cahil cühelaaa insancıklar…yaratıcıya inanın..tabiyata inanın..iyilğe hayatın güzelliğine inanın..dinlere değil..yaratıcıya ulaşmak için bir dine ihtiyc yoktur..hiç bir din yaratıcıdan daha kutsal değildir..öleki her din kendi zırvalıklarıyla nedense kendi tanrılarını kendi dğruluklarını ispatlamya çalışır..ilahi olan hiçbirşeyin ispata ihtiyacı yoktur….bütün din inançlı kiişilir uyuşk ve bnce hayatı bu dünyayı yaşanamaz hale getiren dogma yaratıklardır.

    • pozitifateizm
      11/10/2009

      İnsanlar anlamak istemiyor, en azından bir tanrıya inanmanın zararı yok kendi başına, ama dinlerin hele ki islam, hristiyanlık ve yahudiliğin insanlığın gelişimine ve insanlığın kendisine çok büyük zararları olmuştur. Gerçek olmadığını anlamak için o kadar çok sebepler var ki, ama anlayana…

      Yorumunuz için teşekkürler.

      -Okan-

  6. ddd
    06/10/2009

    ya bide denilioki allah için var olan kavramlarla(zaman mekan vs)insan için olan kavramlar bir değildir..aynı kaba koyup değerlendirme yapamazmışız..ne yani allah sadece kendi kavramlarına kendi şartlarına uygun olan bir kitap yazdı yazdırdı(o allahki herşeyden üstün neden birine yazdırma gereği duymuş) yani o kitabı yazdırdı kendi kavramsallığına göre ve kendi kavramlarıyla yaşamayan o kavramları asla anlayamacak insanlara gönderdi öölemi..yani ben kendime pirzola yapıcam ve onu asla yiyemeyecek lan bir japon balığına veriiicem…aynn bööle oluo buna benzio….islama inanalar hatta diğer dinlere inanalar kendilerini haklı çıkarmak için hep soyut değerlerle oynayıp kıvırırlar..somut örnekleri hep tezattır yanlıştır güçsüzdür…bir ilahı kullanıp kendilerini haklı çıkarmraya çalışırlar ancak farkında değilllerki hiç bir ilah biz insanlara veya başka bir şeye muhtaç değildir..ihtiyacı yoktur…ilah kıdrettir güçtür..neden bizim gibi insancıklara ihtiyacı olsun :DS:ASDA:SDA düşünme yeteneğinden aciz kalmayın..namz kılıp kendi dininizi yücelteceğiize aç insanara yardım edin camilere bağış yapmayın…daha türlü türlü şeyler..dinler yalandır..aslolan tek şey yaratıcıdır ve onun bi dine ihtiyacı yk..yaratıcıyı görmek içinde bizim dinlere ihtiyazcımız yok…doğada zaten var yaratıcı…yani her halükarda din boş zırvalık bi kavram A:DA:SC:

  7. safa küçükgörmen
    24/10/2009

    Biz müslümanlar görevi Emri Bil Maruf Nehyi Anil Münker dir biz size iyiliği emrederiz , kaötülükten alıkoyarız , Gerisi size kalmış bişeydir. Ancak inanmaz iseniz Peygamber Efendimizin de dediği gibi: ”Cennet e 70 insan fırkasından sadece 3 fırka girecektir .” Geriye kalan 67 fırka cehennem de odun ve taş olacaktır ve de yanacaktır… Ayrıca Allah yerin içinde mi göğün dışında mı ayın üstünde mi diye tartışmaya gerek yok . Allah kâinatı bi yerden yönetiyor sonuçta . Siz yapılan bunca işe bakmıyorsunuz da kalkmış Allah nerde diyorsunuz…Hiç gerek yok

    • pozitifateizm
      31/10/2009

      Sizin dininiz zaten kötülüğün kaynağıyken; Siz müslümanlar nasıl olurda, insanları iyiliğe yönlendiriyor olabilirsiniz, gerçekten merak içindeyim.

      Peygamberiniz Muhammed, yaklaşık 11 yıl ki o da Mekkedeyken ılımlı davranmıştır, Medine’ye gök ettikten sonra sürekli savaşmış, kanlar dökmüş, keyfince davranmıştır.

      Peygamberiniz Muhammed 50 küsür yaşındayken, 6 yaşındaki Aişyele evlenmiştir.

      Kitabınız Kur’an; Savaşmayı, kafirleri dost edinmemeyi, kafirleri öldürmeyi, kadınlarınızı gerektiğinde dövmeyi emreden bir kitaptır.

      Peki sorarım size; Halen nasıl iyilikten bahsedebiliyorsunuz ki? Hangi yüzle?

      -Okan-

      • Oğuz
        08/11/2009

        Yazın çok uzun ve cevaplanması gerekiyor, o bölümle ilgilenen arkadaş girip kendi inceler ve o zaman hem yorumunu hem cevabını görebilirsin. Orası benim alanım değil.

    • zinike
      10/11/2009

      safa gardaş sen alahtanmı yoksa cehennemdenmi korkuyorsun bunu hiç oturup kendine sorma cesareti buldunmu acaba cennet veya tersi cehennem olmasaydı acaba böyle korkarmıydın.ya burası dünyamı ceza evi var gardiyanı zebanileri var.kaynamış irinli sıvıları var.allah başımızda insani duygularla cezalandırıcı hakim.dikkat et bir yaratıcıdan bahsediyoruz bir insandan degil bırak kendini kandırma olayı tersten analiz et her toplumun tanrısı kulları degil o toplum tanrısını yaratmıştır.korkuyla yaratana tapılmaz hiç samimi olmaz diyorsunuzya siz dindarlar allah içimizdekileri bilir işte o zaman bittiniz sen göstermelik yap dur.kendini kandırabiliyormusunki korktugun alahını kandırasın.bu iş muhametle bitti adam kendi iktidarını kurup saltanatını sürüp peşindende sizin gibi muritlerini bırakıp gitti.yolunuz açık olsun

    • yahya
      28/09/2012

      Sadist olmalı.

      • halill
        11/02/2013

        Rahmân ve Rahîm (olan) Allah’ın adıyla.
        1. Çok merhametli(Allah)
        2. Kur’an’ı öğretti.
        3. İnsanı yarattı.
        4. Ona açıklamayı öğretti.
        5. Güneş ve ay bir hesaba göre (hareket etmekte) dir.
        6. Bitkiler ve ağaçlar secde ederler.
        7. Göğü Allah yükseltti ve mîzanı (dengeyi) O koydu.
        8. Sakın dengeyi bozmayın.
        9. Ölçüyü adaletle tutun ve eksik tartmayın.
        10. Allah, yeri canlılar için yaratmıştır.
        11. Orada meyveler ve salkımlı hurma ağaçları vardır.
        12. Yapraklı daneler ve hoş kokulu bitkiler vardır.
        13. O halde Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlayabilirsiniz?
        14. Allah insanı, pişmiş çamura benzeyen bir balçıktan yarattı.
        15. Cinleri öz ateşten yarattı.
        16. O halde, Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlayabilirsiniz?
        17. (O,) iki doğunun ve iki batının Rabbidir.
        18. Öyleyse Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlayabilirsiniz?
        19. İki denizi birbirine kavuşmak üzere salıvermiştir.
        20. Aralarında bir engel vardır, birbirine geçip karışmazlar.
        21. O halde Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlayabilirsiniz?
        22. İkisinden de inci ve mercan çıkar.
        23. Şimdi Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlayabilirsiniz?
        24. Denizde yüce dağlar gibi yükselen gemiler de O’nundur.
        25. Öyleyken Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlayabilirsiniz?
        26. Yer yüzünde bulunan her canlı yok olacak.
        27. Ancak azamet ve ikram sahibi Rabbinin zâtı bâki kalacak.
        28. Öyleyken Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlayabilirsiniz?
        29. Göklerde ve yerde bulunan herkes, O’ndan ister. O, her an yaratma halindedir.
        30. O halde Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlayabilirsiniz?
        31. Ey insan ve cin! Sizin de hesabınızı ele alacağız.
        32. Hal bu iken Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlayabilirsiniz?
        33. Ey cin ve insan toplulukları! Göklerin ve yerin çerçevesinden çıkıp gitmeye gücünüz yetiyorsa geçin. Ancak büyük bir güçle çıkıp gidebilirsiniz.
        34. Öyleyse Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlayabilirsiniz?
        35. Üzerinize ateşten alev ve duman gönderilir de birbirinizi kurtaramaz ve yardımlaşamazsınız.
        36. Öyleyken Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlayabilirsiniz?
        37. Gök yarılıp da kızarmış yağ renginde gül gibi olduğu zaman,
        38. Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlayabilirsiniz?
        39. İşte o gün insana da cine de günahı sorulmaz.
        40. O halde Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlayabilirsiniz?
        41. Suçlular, simalarından tanınır, perçemlerinden ve ayaklarından yakalanırlar.
        42. Öyleyken Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlayabilirsiniz?
        43. İşte bu, suçluların yalanladıkları cehennemdir.
        44. Onlar, cehennemle kaynar su arasında dolaşır dururlar.
        45. Şimdi Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlayabilirsiniz?
        46. Rabbinin huzurunda durmaktan korkan kimselere iki cennet vardır.
        47. Öyleyken Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlayabilirsiniz?
        48. İki cennet de çeşit çeşit ağaçlarla doludur.
        49. Öyleyse Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlayabilirsiniz?
        50. İkisinde de akıp giden iki kaynak vardır.
        51. Öyleyken Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlayabilirsiniz?
        52. İkisinde de her türlü meyveden çift çift vardır.
        53. Öyleyken Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlayabilirsiniz?
        54. Hepsi de örtüleri atlastan minderlere yaslanırlar. İki cennetin de meyvesinin devşirilmesi yakındır.
        55. Öyleyken Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlayabilirsiniz?
        56. Oralarda gözlerini yalnız eşlerine çevirmiş güzeller var ki, bunlardan önce onlara ne insan ne de cin dokunmuştur.
        57. Öyleyken Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlayabilirsiniz?
        58. Sanki onlar yakut ve mercandırlar.
        59. Öyleyken Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlayabilirsiniz?
        60. İyiliğin karşılığı iyilikten başka bir şey midir?
        61. Öyleyken Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlayabilirsiniz?
        62. Bu ikisinden başka iki cennet daha vardır.
        63. Öyleyken Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlayabilirsiniz?
        64. Bu cennetler koyu yeşildirler.
        65. Öyleyken Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlayabilirsiniz?
        66. İkisinde de durmadan fışkıran iki kaynak vardır.
        67. Öyleyken Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlayabilirsiniz?
        68. İkisinde de her türlü meyveler, hurma ve nar vardır.
        69. Öyleyken Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlayabilirsiniz?
        70. İçlerinde huyu güzel yüzü güzel kadınlar vardır.
        71. Öyleyken Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlayabilirsiniz?
        72. Otağlar içinde sahiplerine tahsis edilmiş hûriler vardır.
        73. Öyleyken Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlayabilirsiniz?
        74. Bunlara onlardan önce ne bir insan ne bir cin dokunmuştur.
        75. Öyleyken Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlayabilirsiniz?
        76. Yeşil yastıklara ve hârikulâde güzel döşemelere yaslanırlar.
        77. Öyleyken Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlayabilirsiniz?
        78. Büyüklük ve ikram sahibi Rabbinin adı yücelerden yücedir.

        • Kara Murat
          30/04/2013

          ‘Irmaklarından şaraplar akacak’ diyorsun
          Cennet-i alâ meyhane midir?
          ‘Her mümin’e iki huri’ diyorsun
          Cennet-i alâ kerhane midir?

    • selman çiğdem
      01/06/2013

      safa küçükgörmene yanıt: hadisten bahsediyorsun. muhammet, kendi sözlerini mi kaleme aldı, tanrı sözleri olan kuranı mı. yoksa kendisi kuranı yazarken katibi de onun sözlerini mi yazdı. hadislerin doğruluğuna nasıl inanabilirsin şaşıyorum. çünkü, ilk hadis yazımına muhammetin ölümünden 150-200 yıl sonra başlandı. hadis yazılmaya başlandığında ne muhammet, ne de muhammetle beraber yaşayan vardı. muhammet, kendinden önceki peygamberlerin durumuna düşmemek için kendi sözlerinin kaleme alınmasını yasaklamıştır. çünkü, tevrata musanın sözleri, zebura davutun sözleri, incile de isanın sözleri karışmıştır. günümüzde, hangisi tanrının, hangisi peygamberin sözleri olduğu ayrıt edilememektedir. muhammet bunun farkında olduğundan kendi sözlerinin yazılmasını yasakladı. ancak ölümünden 150-200 yıl sonra hadis yazılmaya başlandı. o dönemde peygamberi kim gördü, muhammetle birlikte olanı kim gördü de onlardan muhammetin sözleri derlenebilsin. tıpkı günümüzden 150 yıl önce ölmüş olan osmanlı padişahı 1. abdülmecit gibi. bugün sokağa çıkın 75 milyon türk halkına sorun bakalım, 1. abdülmecitin söylemiş olduğu bir tane sözünü bilen olacak mı. muhammet peygamberse 1. abdülmecit te koskoca osmanlı imparatorluğunun padişahı idi.

    • ilker
      29/07/2013

      nasıl yönettiğini görüyoruz

  8. Sayın Küçükgörmen;
    Sizin itikat emirlerinizin dedikleri doğrultusunda hareket etmenizi saygı ile karşılıyoruz.
    Lakin söylemek istediklerinizin evrende bir somut açıklama ile basitçe irdelenebiliyor.
    Size tarih’den ve sosyoloji’den örnekler veriyoruz. Amacımız islam hrıstiyan yahudi tarihinde peygamberliklerinde inançlarında olan eksik ve şüpheli yönleri eleştirmektir.
    Siz inancınıza davet etmekle yükümlü hissediyorsunuz kendinizi, ne ala..
    Lakin tekrar söylüyorum biz insanlara gerçek olanı mantıklı ve aklıcı olan somut olguları gösteriyoruz. Metafizik işlere değer vermiyoruz.

  9. deist
    01/11/2009

    Bir yaratıcı olması inancı insanı mutlu edebilir. Hatta gördüğü somut verileri bile “şeytan” işi deyip küçük görebilir yada hiç görmeyebilr. Buda gösterir ki “din” denen dogmaların insanların üstünde ne kadar etki bıraktığıdır. Bilim ve somut verilerin ışığında başka “fanteziler” kurmak pek akılcı olmasa gerek.

    Ben deist olarak bir yaratıcıya bağlanmayı hiç doğru bulmuyorum ancak yinede bu evreni bir şekilde oluşturan bir itici gücün/enerjinin olduğuna inanıyorum. Bunuda illa bir “tanrı” inancına oturtmak istemiyorum.

    • ramazan
      28/03/2013

      iziraz edemeyeceğiniz bi şey var aslında..yani ortada öyle muazzam bir resim var ki bütün olasılklar hesaplanmış…ve ortada o kadar çok olasılık var ki kendi kendine resim oluştu demek,şimşeğin bi düz saç parçasına çakıp onu muazzam şekildeki teknolojide bi uçağa dönüştürmesi demek oluyor herkesin ortak noktası tam da burası..ama resam piyasada yok..nerde??? işte dediğim gibi piyasada yok…belki kalbinizde..belkii size sonsuz uzakta..ama bu onun olmadığı anlamına gelmiyor…

  10. Deist;
    Leukkippos da aynı fikirde olduğu için atomculuk oklunu kurmuştu. Maddeci baktığın zaman varacağın netice çıkma olacaktır. Çünkü düşünce sistematiğinden kaynaklanacaktır. Daha objektif olabilmeyi başarabilirsen, aslında bu evrenin bir tanrıya ihtiyacı olmadığı çok açık.
    Teşekkürler

  11. Doğu
    17/11/2009

    Aydınlatıcı bir yazı teşekkürler.
    Teistlerin en çok sığındığı şey “kavranamazlık, algılanamazlık”. Fakat diyelim ki böyle bir Tanrı var, o halde hiçbirşekilde maddesel düzlemde bir kanıt yaratma işine girişmezdi. Demem o ki, bu kadar üstün bir varlık neden kitap indirsin ? İnsan maddeseldir onun kitaba ihtiyacı var derseniz, Tanrı’nın ruhsal planda kişi üzerindeki tasarrufunu red edersiniz. Madem algım o kadar kıymetsiz ve gerizekalıyım bana neden keşfetme ruhunu verdin ? Sen bu dünyada 50-60 yıl çile çek sonra yaptığın yasaklanmış uyduruk şeyler yüzünden sonsuza(!!) dek dayanılması imkansız bir acı çek. Bu açık açık yönetimi hedef gütmüş bir korku ideolojisinin eseridir.
    Bir de beni keşfe sürüklemiş yaşadığım bir gerçek var.Major depresyon yaşadığım dönemde ilaç kullanmaya başladığım belli bi süreden sonra inanılmaz iyileştim. Şimdi burada iyileşen ne ? :)) Benim duyduğum gam keder kasvet ruhumdan ötürü değil mi dediğinize göre teistler ? O zaman beyin hormonlarım ne işe yarıyor. Ya da beyin hormonlarım varsa ruha ne gerek var :))) Yoksa antidepresan ilaç üreten firmaları melekler mi yönetiyor :))
    Hristyanlar bile daha tutarlı bazı konularda. Onlar (en azından protestanlar) Tanrının evrenin dışında olduğunu söylüyor ve zaman mekandan yırtıyorlar.
    Üstte arkadaş Allah’ın zamanı demiş. Zaman mekandan bağımsız olamaz. Her mekanın görece zaman biçimi vardır.(Umarım yanlış hatırlamıyorumdur o makaleyi).
    Üstte yine bir güzel arkadaş bir laf etmiş çok beğendim. Ben bir prizola pişireceğim ve onu hiç yiyemeyecek olan japon balığıma vereceğim. Çok güzel bir benzetme belki ilerde Risale-i Şer yazarız beraber onun gibi benzetmeler bunlar :))))
    Bir de Tanrı varsa şeytan gereksizdir. Şeytan varsa bu bir çelişkidir ya da Tanr’nın yarattığı bir simülasyonda eğlence kaynağıyız.
    Müslüman, hristyan vs. teist arkadaşlar lütfen Tanrıyı aşşağılamaktan vazgeçin bunu sizden bir panteist olarak rica ediyorum.

  12. botan
    24/12/2009

    arkadaşlar verdiğiniz bilgiler için çooook çoook tşklerrrrrr
    verdiğiniz bilgiler için sizlere ne kadar tşk etsem azdır.

  13. Ege
    03/08/2010

    Bakın ben asla ve asla başkalarının dinini yargılamam ve eleştirmem. Herkes inancında özgürdür. Ancak bir düşünürseniz, objektif olarak baktığınızda, insanın sınırlı bir zekası vardır ve bazı şeylerden sonrasını zor anlar. Bu şeyleri bize anlatmak için Kur’an da farklı benzetmelerden örnek verildiğini düşünüyorum. Bizim anlamamız için. O zamanın koşulları farklıydı, şimdi farklı. Bilgi olmadan insanın o zamandaki şeyleri kavraması kolay değil. Şimdi örnek olarak, Mizan terazisinin bir terazi olması kulağa saçma gelir. Koskoca Allah bir terazi mi kullanıyor veya terazi mi kaldı denilebilir. Ama o zamanın insanına elektronik kütle ölçer denilse sizce o insan anlar mıydı? Bugün inseydi Ku’an belki bize öyle denilecekti. Bu tamamen yoruma ve Allah’ın insanlarına anlamasına yardımcı olmak için yaptığı bir şey bence. Sorarım size basit bir insan olan Hz. Muhammed,niye kendisini bu kadar zor duruma düşürecek, hayatını riske atacak bir kitabın indirilmesinde rol oynasın. İkincisi ün kazanmak için bile yaptıysa eğer bu kadar uğraşmazdı. Soruyorum, ün kazanmak için gelişigüzel yapılmış bir kitapta neden Cinsellik, kadın-erkek ilişkileri yada bu tarz konulardan bahsedilsin? Allah’ın Arş ına gelince söylediğiniz gibi bu zaman ve mekan a bağlı olmayan Allah, belki de yine biraz önce bahsettiğim gibi soyut bir kavramı somutlayarak bize anlatmaya çalıştı. Örnek olarak ben size “ahreock” gibi bir kelime söylesem bunu kavramaya beyniniz yetiyor mu? Kimsenin yetmez çünkü şu an bilinmeyen bir şey. Ayrıca Kur’an ın her bölümünde insanı iyiye yöneltilmeye çalışılmış. Niye peki? Hz. Muhammed’in kişisel çıkarları için mi? Kur’an zamandan ve mekandan bağımsız Allah tarafından indirilen ve insanların anlaması için olabilecek en basit şekilde tasarlanan bir kutsal kitaptır. Siz Ateistlere de saygı duyuyorum. Hepiniz inancınızda özgürsünüz. Sadece fikrimi paylaştım. Saygılarımı sunarım…

    • saygılar karşılıklı dostum.. lakin bu yönelttiğin soruları sorgulayıp üretmeyi başaran beynine sesleniyorum, daha da septik olup düşünmeyi becerebilmelisin.

    • yahya
      28/09/2012

      Objektif olalım dediğiniz gibi; hani son kitaptı, hani evrenseldi, hani herşey apacık yazılıydı onda. Hem en basit şekilde tasarlanmış kutsal kitap deyip hem ahreock sözcüğünü kavrayamayacağımızdan dem vurmuşsunuz. Hangisi?

  14. Ege
    03/08/2010

    Yukarıdaki yorumu okudum ve ayrıca şöyle düşünüyorum. Tanrı şeytana gerek duydu. Çünkü insanın kendine özgü bir iradesi vardı. Bu iradeyi kullanma özgürlüğünün ona verilmesi müthüş bir özgürlüktü. İradesini istediği gibi kullanacaktı insan.

    • şeytan dediğiniz varlığın kült bir pagan sembolünden türediğini elbette bilmiyor, ve kabul etmiyor olacaksındır. kur’an’ın tanrısı iradeyi mümkün kıldığı gibi geçersiz kılması ile de ünlüdür. bu tezat soytarılığı bir daha düşün bence..

  15. Ege
    03/08/2010

    Çamurdan yaratılma konusuna değinmek istiyorum. Umarım %65 imizin su olduğu ve geriye kalan protein yapmınızın da %87.3 ün mineral kaynaklı olduğunu biliyorsunuzdur. İsterseniz araştırın. Moleküler bakımdan insan Çamurdandır. Ama çamur gibi gözükmez, çünkü bir DNA ya sahiptir. Kum,taş,toprakta bulunan proteinlere sahip bir DNA ya. Bu mantıklı bir açıklamadır. Buna tesadüf deme şansınız varsa gerçekten derseniz sevinirim ki bende araştırabileyim. Saygılarımı sunarım…

    • endosimbiyoz’a göre yaşam su’dan başlamıştır. yapımızın çoğu su bazlı olması bu durumda doğaldır. mineral kısmı ise, sudan gelen bir yapısal kalıtım ve içinde bulunduğumuz doğanın kendi yapısında bulunan binlerce mineralin bizim yapıtaşlarımızı oluşturmasıdır. bu kadar kolaydır bunun cevabı..

  16. Rüzgar
    01/09/2010

    Aklınızı Allah ın olmadını kanıtlamak için kullanıyorsunuz ve kendinizce “yorumlama” sonucu bazı kanıtlar elde etmişsiniz.Ben size bir öneri vermek istiyorum.Bir de aklınızı Allah ın olduğunu kanıtlamak için kullanın bir günlüğüne.O zaman bulduğunuz kanıtlar şu anki kanıtlarınızdan daha fazla olacaktır.Ayrıca Kuran da okuduğum yere kadar(3 te 1 i) hiç bir şekilde söylediğiniz gibi köütülük yapmayı emreden bir yazı göremedim.Aksine bastıra bastıra iyilik yapın, insanlara yardım edin, cömert olun, sizin için değerli olmayanlardan değil-değerli olanlardan ihtiyaç sahiplerine verin diyor.Hz. Muhammed in ne gibi bir çıkarı olacaktı bu sözlerle?

    • Sözüm Ona Tanrının varlığını kanıtlama gibi bir pozisyonu baştan kabul etmen, olmadığının kanıtı üzerine bir argüman geliştirmeye eşdeğerdir. Özsöz olarak bilinç altında, sen zaten bu yüce(!) şahsiyeti defalarca sorgulayıp, bıraktın. Ayrıca, Sözüm ona Tanrı’nın varlığına ilişkin, bilimsel hiçbir materyal ve teori bulunmamaktadır. Kur’an okudum ve kötü bir şey görmedim demişsin; Tamamen, Objektif olarak okumayı ve blogumuz içerisde ki mevcut Kur’an analizlerine göz atmanı tavsiye ederim. Elbette ki objektif bir göz ile.. Tabii becerebilirsen.. Unutmaman gereken bir konuyu daha dile getireyim, biz de senin gibi, önceleri inançlılardır. Şüphe ve sorgulamanın faydasını şu an görüyoruz ki bu sana yüksek olasılık batan bir fikir yapısıdır. Akabinde, Muhammed’in çıkarlarından bahsetmek isterim ama onun için de blog’da birçok yazı mevcuttur. Biraz daha detaylı inceleme yapmanı Şiddetle! tavsiye ediyorum.. İyi günler.

  17. berk çakan
    12/09/2010

    ateist arkadaşlara bir sorum olacak.googled görseller bölümüne allah yaazdım ve karşıma çok ilginç resimler çıktı.ateist arkadaşlarımın bu konudaki görüşleri nedir.allah yoksa domates çekirdeğinde allah yazması karların eriyerek allah yazısı şeklini alması gibi olaylara getirdiğiniz yorum nedir.

    • Oğuz (pozitifateizm)
      15/09/2010

      Photoshop diye bir şey duydun mu?

      • enteringdreams
        20/07/2012

        oğlım photoshop değil…ben kedi gözlerimle gördümtabi benim gödüğüm karpuz çekirdeğiydi,D:::

    • Photoshop’tur. İnan yahut inanma çok komik ve eğlendiricilerdir :)

    • Kara Murat
      30/04/2013

      Her eğri büğrü çizgiden bir şey çıkaracaksanız,poponuza bakıp kadın göğüslerini görebilirsiniz mesela.

  18. berk çakan
    15/09/2010

    ağrı dağındaki karların erimesi ve ortaya allah yaısının şıkması olayı iki sene önce haber olmuştu.ve şahsen kameralrla çekilen şeyin photoshoplandıktan sonra televizyonda yayınlanacğını zannetmiyorum.

  19. seyhan
    12/02/2011

    arkadaşlar eşimin hastalığı esnasında allaha 3,5 yıl gece gündüz dua ettim.Çünkü kuranda bana dua edin dualarınıza cevap vereyim diye bir ayeti olduğu için.Ama o inananların tanrısı bana cevap vermedi sadece bana degil çaresiz hastalıga yakalanan hiçkimsenin duasına cevap vermiyor.Daha sonra kuranı okudugumda da içindeki çelişkili ifadeleri farkettim ve artık kuranın allahın kelamı olduğuna inanmıyorum.Ama tasavvuf yolu ile allaha ulaştığını söyleyenler var.Bu ulaşan insanlar neden dünyanın sorunları için (açlık hastalık v.b) allahdan çare istemiyorlar merak ediyorum.

    seyhan

  20. aliak
    15/07/2011

    seyhan’la benzer bir süreç yaşadım.Kuranda çok merhametli ve de çok affedici olduğu belirtilen Allah, gece gündüz yalvar yakar duaların hiçbirini duymadı.Çocuk korkunç acılar çekerek dayanılmaz bir hastalık sürecinden sonra ebediyete göçtü.aylardır araştırdım. yıllarca körü körüne taptığım o varlığın olmadığı gerçeğiyle yüzleştim.şimdi ellerimi gene eskiden olduğu gibi gökyüzüne açıyorum ama ağzımdan dökülen sözcükler dua değil..

    • Oğuz (pozitifateizm)
      16/07/2011

      Çoğu kişinin sorgulaması böyle başlıyor zaten.

  21. Bedirhan Karakaş
    16/07/2011

    Anlamıyorum sadece bunu anlamıyorum:
    Biz ya da o gaz kütlesi nerden oluştu,bu dağlar,bu bulutlar,hepsi nerden geldi..

    Ben tanrıya inansam ya cennetteki huriler ya da cehennemdeki zebaniler için inanırdım.

    • Oğuz (pozitifateizm)
      21/07/2011

      Fiziğin araştırdığı şey bu. 2 tane teori var istersen biraz bak. Bekli biri mantıklı gelebilir.

    • enteringdreams
      20/07/2012

      ben iananıyorum zatende valla haklısın Huriler ,için cennneti istemek ama onda çok da ii güzel şeyler var UNUTma ALLah yoktan var eder ondan DAha güzel şeyler de yaratabilir aklına gelmiuyecek Şeyler.tabi biz İnsanız bizim en büyük itiyacamız Bİreş
      D:….

  22. ozgur
    19/07/2011

    Zaman Kavramı Soyut Bir Kavramdır, Göremeyiz; Ama Zamanın Var Olduğuna İnanırız.
    Yerçekimi Soyut Bir Kavramdır, Göremeyiz; Ama Yerçekiminin Var Olduğuna İnanırız.
    Rüzgarın Varlığına İnanırız; Ama Rüzgarı Göremeyiz.
    Havayı Soluduğumuza İnanırız; Ama Havayı Göremeyiz.
    Manyetik Alanı, Radyo Dalgalarını Göremeyiz; Ama Bir İşlevleri Olduğunu Biliriz.
    Tüm Bu Göremediğimiz Şeyler İçin, Neden Var Olduğuna İnanırız? Çünkü Bunlar, Bize Bir “His” Kazandırır.
    Havanın, Yerçekiminin, Zamanın Varlığına İnanmasak, 5 Yaşındaki Çocuk Güler Bize Değil Mi?
    Dünya’nın Kendi Ekseni Etrafında Döndüğünü Göremeyiz.
    Dünya’nın Güneş Etrafında Gezdiğini Göremeyiz.
    Uzayı Boşlukta Tutan “Tesir”i Ya Da “Kozmik Bİlinç”i Veya “Gizli Bir El”i Göremeyiz.
    İnsan Aklı Tanrı’yı Görmeye Muhtaç Duymayabilir, Ama Tanrı’yı Hissedebilir.
    Kalp Denen Organı Dışarıdan Göremeyiz, Ama İnsanın Yapacağı Hareketten ” Amaç”ını Anlarız.
    Evrensel Anlamda Tanrı Konusunda takıntısı Olan İnsanlar, Akılları Ermediği Veya Var Olduğunu Bildikjleri Halde Bir Çeşit İsyan Dürtüsüyle Hareket Etmekte.
    Ancak Şurası İyice Bİlinmelidir Ki, İnsan Denen Yaratık Bir Kuş Beyinli Ve Acizdir.
    Bir İnsan Bir Şey Öğrendiğinde Ve Bir Şey Bİldiğinde Bunu Tanrı Kavramına Karşı Kafa Tutar Hale Gelmesi, O Kişi İçin Bir “Bocalanma” Ya Da “Büyüklük Taslamak”tan Veya “Artistlik Yapmak”tan Başka Bir Şey Değildir. Bu Bilimde Tanrı Konusunda “Açık” Yakaladığını Zannetmektir.
    Konu Dışına Çıkıyor Gibi Olmasın, Ama Şu İyi Bİlinmelidir Kİ, Bilimsel Yargılar Çağdan Çağa Değişir Ve Yenilenir, Hiçbir Zaman Olgunluğunu Bulmaz. Öyle Bİr Zaman Gelir Ki, Kilisenin Dediğini Galileo Çürütür. Yine Öyle Bir Zaman Gelir Ki, Newton’un Dediğini Albert Einstein Çürütür.
    Tanrı’yı Kavramak Akıl Karı Değildir Ve “Tesir” Veya “Kozmik Bilinç” Dediğimiz Tanrı, İnsan Aklının Bİr Karış Yukarısındadır Ve İnsan Aklı O’nu Anlamaya Algılamaya Yetmez. Çünkü Tanrı, İnsan Aklının Kapasitesini Düşük Yaratmıştır…

    • Oğuz (pozitifateizm)
      21/07/2011

      Çünkü Tanrı, İnsan Aklının Kapasitesini Düşük Yaratmıştır…

      / peki biz anlamıyoruz diye inanmayınca ceza verme hakkını nereden buluyor?

  23. özgür
    22/07/2011

    Merhaba Oğuz Bey,
    Anlayamıyorsunuz Diye Allah’ın Varlığına İnanmak Zorunda Değilsiniz Zaten. İnan Diye De Dil Dökmüyorum Da.
    Siz Acıktığınız Zaman Yemek Yeme Hakkını, Susadığınız Zaman Su İçme Hakkını, Hastalandığınız Zaman İlaç Bulup Kullanma Hakkını Nereden Buluyor İseniz; Tanrı Da Kötülük Yapan İnsanlara Karşı İyilerin Hakkını Vermek İçin Neden Pasif Kalsın Ki? Tanrı Dediğimiz Kozmik Bilinç Kötülük Yapanlara Hiç Mi Cevap Vermeyecek? Ancak Şu Ki, Evrensel Anlamda Tanrı Dediğimiz “Kozmik Bilinç” Ya Da “Tesir” Veya Gizli Bir El”in Kendi Üzerinde Biriktirdiği “Sabır” Yani İleride Ceza Vermek İçin “Potansiyel Birikim”e Elbette Sahiptir. İsterse Sen Kötülük Yaptın Diye, Tanrı Hemen Ceza Da Verecek Değildir. Bir Sabrı, Tahammülü Vardır Tanrı’nın. Şeytana Bile Kıyamet Gününe Kadar Sabrediyor Da, Ona Niçin Ceza Vermememiş. Demek Ki, Tanrı Keyfine Göre Ceza Vermiyordur. İnsanların Bir Yaradılışı Vardır. İster Tanrının Varlığına İnan, İstersen İnanma Ama “Gizli Bir El” Ya Da “Etki” Diyebilieceğimiz Görünmez Bir Varlık, Bizi Gerçekten Mükemmel Bir Varlık Haline Sokmuştur. Bİzi Güzel Bir Varlık Haline Soktuğu Gibi Yarattığı Herşeye, Hele Hele Her Zalime, Hemen Ceza Da Vermek Zorunda Değildir. Bu, “Gizli Bir El”in Sabrını, Potansiyel Gücün Biriktiğini Gösterir.

    • Oğuz (pozitifateizm)
      22/07/2011

      İnanmayanlara ceza verme hakkını nerede buluyor? Dediğine göre bizim gözlerimizi perdelemiş. Hayvandan daha da akılsız olduğumuzu söylüyor. Veya insanların dediğine göre Tanrı anlaşılamayacak derecede karşmaşıkmış ve insanların aklı yetmezmiş. Hiçbirinde bizim suçumuz görünmüyor? Veya şöyle düşün, biz yaşama isteyerek gelmiyoruz. Seçim hakkımız yok, zorunlu yapılan bir olaydan sonra, su içme hakkı, ilaç bulma hakkı vs verilmemiştir. İnsanlar bunu kendiliğinden buluyor. İlk çağlarda yemek için savaşıyorduk. Sulak yerlerde yırtıcı hayvanlar vardı savaşıyorduk. İlacı düşünerek kendimiz bulduk. Tüm nimetler Allah’tanmış… Hangisi kendiliğinden geliyor? Hangisi mücadelesiz geliyor. Ve kötülük ne demek? Kötülük anlayışı herkesin farklıdır. Tanrı kim oluyor da kendi kurallarını bize dayatıyor. biz onun kurallarında yaşamayı seçmedik. Saçma düşünceleri görmüyor kimse. Yine de yorumunuz için teşekkürler.

    • ramazan
      13/04/2012

      dediğine göre allah beni yarattı benim haberim olmadan. düşünmemi sağladı ve bende düşündüm şimdi de gelip beni cezalandırdı.senin tanrın çok adilmiş :D hemde baya adil

      • enteringdreams
        20/07/2012

        sen kardeşlerini tv kumandasını vermediği için hemen dövünce oluyorr…nabza göre Şerbet kardeş…ALLah Kuranda benden başka dost bulamazsınız yani bizim nabzımız onunkine uyuyor…yani yani ALlah çok mükemmel kusurasuz olduğu halde
        bizi taratıp ceza verbiliyor. sana bir kural söyledi bunu yaplısın seni bir çok HAtadan sornra Affedebilecğini söylüyor…DAha ne istiyorsun…YAni sen diyorsun insa sonsuz özgür olsun yok öyle şey olamz kardeş…ondan sonra sen olacaklareı akıl biel edemezsin.çok güzel birÖr: biri geilip başkasının karısına taciz ediyor sonra ailesini öldürüyo sonra kadının koacasını yani adam kör sahır dilsiz bırakıtor bunlar cesası z kalsın diyemezsin…istersen kendini onun yerine koy … tabi sen bu dünyaya gelmek yaratılmak zorundamıydın artık onun da cevabın Allahta dır… merak etme sen onun cevabını Eninde sonunda ALlacaksın. bende merak ediyorum.mesela ebediyen cennete kalcağımı düşününce o hüriler var ya ….onlar için bin defa daha yaratılıp denenmesem kabul… diyorum…Allah hem ii yi hemde kötüyü yaratmış seçim senin..insalar böyle yaratılmış seçim senin.. gülü seven dikenine katlanırD:…bende bazen diyorum neden herşey iii bir şekilde yaratılıp cennete göderilmemişiz….burada biraz takılıyorum…insanlara kalsa hememn cennete giderdik herhalde…Yİne şu ayeti hatırlıyoruz (allah diledği şeyi yapar ve dilediği şekilde yaratır…amam neden öyle neden neden?why?***??fikri olan var ssöylesin…benim bir fikrim var bu açıklaması çok zor…

  24. EREN
    19/10/2011

    KURANI KERİMDE PUTLARA TAPANLARA VE ALLAHA ŞİRK KOŞANLARA ÇOK AYET VARDA … SİZİN GİBİ GERİ ZEKALILARI KAYLE BİLE ALMIYOR BU NU BİLİN . BİRİDE TOPRAKTAN GELDİGİNE İNANMA MIŞ . LA GERİ ZEKALI NE YİYORSAN TOPRAKTAN GELİYOR DEMEK SENİN ÖZÜN BU….

    • Burak Saykı
      09/04/2012

      Kayle almak nasıl olurdu? yeni bir sözcük girdi dilimize sayın prof. açıklayın lütfen. aydınlatın kıçınızdan alevler saçın lütfen.

  25. isimsiz
    31/10/2011

    Ayetlerin tamamını okuyun bing bang teorisi dahil olmak üzere karadelik,evren ve zaman kavramlarının tamamını açıklıyor gerçi anlayacağınızı sanmam.inanıp inanmamanız size kalmış ama şunu bir kez olsun düşünün ya ALLAH gerçekten varsa? ki ALLAH var ve o zaman vay halinize

  26. ALLAH
    02/02/2012

    Aslında bu çok uzun bir hikaye ama ben kısa tutmaya çalıştım daha önceki yazdığımda klavye denilen nesneden kaynaklanan birkaç harf ve kelime hatası olduğu için tekrar yazıyorum hata yapmayı pek sevmemde.
    Büyük patlama diye bir şey hiç olmadı.Çıkarcı din simsarları,sahte mehdiler ve zeka düzeyi henüz %100 ulaşmamış olan arkalarında yahudi ve hırstiyan kodamanların olduğu bazı bilim insanları tarafından varoluşa uydurulan kılıftır.Bak anlatayım da anla.
    Hacı hacıyı mekke de; haçlar ise kiliseye; küçük sarışın oğlanlar girmiş,çıkarken kız gibi çıkmış,
    rahibin koynunda rahibe uyumuş, iki üçgen yan yatmış,göt üstü ters düşmüş,papazın biri istavroz çıkarmış,sanırsın ki sanki işareti uzaylıdan fırlamış,ufonun ışığını görmüş kutsal ruh sanmış, hırıstiyanın içinden yahudi çıkmış,putperestler taşlara tapmış bunu gören müslüman şaşkınlıktan namaz kılmış, ataist ise Allahı kim yarattı demiş, Allahın biri tahtında uyuya kalmış,birden bir şey olmuş ayağa kalkmış bu olanları görüp duyunca tahtını tacını bırakıp (Sanırım eğlenmek için geldim)bir beşerin bedenine gelmiş.
    (Allahta benim bütün allahları yaratan Allahta benim gören duyan Allah gelsin.)
    Silme ki anlaya bilecek kafaya sahip olanlar okuyup anlasınlar.

  27. ALLAH
    05/02/2012

    HZ.Allah (C.C) vardır.Binlerce bilime ve fiziğe dayalı kanıtlardan bir kaçtanesini yazmak istiyorum.1.si hava olmayan bir yerde yani uzayda hava olan bir veya bir den fazla gezegenin (dünyamız gibi) yaratıcısız içlerinde hava oluşması mümkün değildir çünkü uzayın devasa genişliğini ve de içinde başlangıcından beri hava olmadığını göz önünde bulundurursak gezegenimizdeki oksijenin yaratıcısız kendiliğinden oluşmuş olması imkansızdır.
    2.si uzayın devasa oksijensiz karanlığı güneş gibi yıldızların yanmasına el verişli olmazdı çünkü güneş ve benzeri yıldızlar uzayın devasa büyüklüğüne göre noktadan milyonlarca kat daha küçük kalıyor. Eğer yaratıcı olmasaydı UZAYIN OKSİJENSİZ bölümü güneş ve diğer yıldızların içindeki oksijeni anında çekerek yıldızları söndürürdü. Oksijen olmayan yerde ateş şürekli olarak yanar durumda kalamaz yanmak için mutlak surette çok azda olsa oksijene ihtiyacı vardır.Deney yaparak bunu gözlemleye bilirsiniz.

    • Burak Saykı
      09/04/2012

      Kendinle çelişmişmişin. utanmasan Allah uzayda nasıl nefes alıyo ama :D diye yazacakmışın ramak kalmış, klavye elinden kaymış…

    • Kara Murat
      30/04/2013

      Tanrı dünyayı altı günde yaratmış,sadece dünyaya 6 gün harcadıysa kainattaki trilyonlarca gezegeni niye yarattı?üstelik hala gezegenler oluşmaya devam ediyor.

  28. ahmet
    15/03/2012

    lan kafirler. Siz ordaki arş ı sizin türkçedeki arş lamı karıstırıyosunuz pezolar ALLAH yasıyormus ibne yaa pis cahil sen Allahın büyüklügünü anlayablcek kapasitede deglsin bizde degiliz ama en azından onun büyüklüğünü hiissedebiliyoruz …. gögün en yüksek katı diyorsun ama kıyamette gökde kalmayacak evrende …. Allahın arş ı baska alemde dünya gözüyle bakmayı kesin artık. yanmda olsanız hepinizi sikrdim amk atesitleri insanların kafalarını anca karıstırın…………….

    • Burak Saykı
      09/04/2012

      Türkçe’de arş diye bir kelime yok hırbo! :D

    • ramazan
      13/04/2012

      ahmet senin çok güzel bi dinin var anladığım kadarıyla.kurana inanıyorsun allha inanıyorsun hem de körü körüne hiç gözlerini açmayı denemeden.ve inandığını zannttiğin şeylere bile saygısı olmayan zat uyan uymak için önününde sonsuzluk var.(bu bi çağrı herhangi bişey değil hayyamdan) düşünmeyi bilmiyorsan düşünenlere de laf atma

      • HAHA
        21/09/2012

        Şuna bak adı ramazan ama dinsiz ne tuhaf

        • ramazan
          26/09/2012

          sana bişey söyleyim mi haha :)) aslında iki şey söylicem,birincisi sen çok dindarsın galiba hatta o kadar dindarsın ki insanların dinsiz ve dindar olduklarına karar veriyorsun..ikincisi sen çok dindarsın hiçbişeyi sorgulamıyorsun va da sorgulamaktan korkuyorsun çünü sana veresiye olarak verilen cenneti kaçıracağını düşünüyosun ama ben sana şöyle söyleyeyim sen eline almış formülünü ezberleyen basit bir ilkokul çocusun ben ise formülün nerden geldiğini arayan bir bilinmeyenim.o adletli allah,sana mı merhamet edecek yoksa bana mı diye merak ediyorsundur belki ama.işte adı üstünde merhametli ve adaletli olan allah.bana düşün dedi sonra bende düşündüm beni cehenneme atacak ve sana da düşün dedi sende düşünmedin ne yazıyosa onu yaptın sonra seni cennete attı . işte adalet nerde bul bakalım dindar hahaha.

    • Kara Murat
      30/04/2013

      patlak götlü ahmet bu :))

  29. ZEUS
    27/03/2012

    Nasıl olurda tanrı (Kitapların tanrısı) matematiği bilemez (Yeryüzünden kendi katına olan mesafeyi) Kusura bakmayın bu kitapları gönderirken yanımda kağıt ve kalemde yoktu o yüzden sözlü olarak gönderdim.Bu ayeti yollarkende içmiştim kafam biraz iyiydi o yüzden orantısız iki rakam yazmışım 50 bin yıl ve 1gün neyse ben biraz daha kafa çekmeye gidiyorum.
    Mearic suresi 4. ayet
    Melekler ve Ruh (Cebrail) ona süresi elli (50) bin yıl olan bir (1) günde yükselir.

    1 gün deki saniye sayısı=86,400 sn.
    Işık hızı 1 saniyede=300,000 km

    86,400 x 365 gün=31,536,000 sn.—1 YILDA
    31,536,000 x 50,000yıl=1,576,800,000,000 sn.50 bin YILDA

    1,576,800,000,000 sn. x 300,000=473,040,000,000,000,000 km. Meleğin kat ettiği mesafe

    473,040,000,000,000,000 km. / (1 ışık yılı 10 Trilyon km)=47,304 kat ettiği Işık yılı

    473,040,000,000,000,000 km. / 86,400 = 5,475,000,000,000 km. Meleğin saniyedeki hızı

    En yakın galaksi bile 4 milyon ışık yılı uzaklıkta olmasına rağmen, ayette anlaşıldığı gibi kitapların tanrısının katı, içinde bulunduğumuz takım yıldızındaymış yani galaksinin içindeymiş katı. Bu ne büyük bir çelişkidir böyle.(Bu ne periz bu ne lahana turşusu)

    • Burak Saykı
      09/04/2012

      Meleğin ışık hızıyla gittiğini kurandan mı öğrendin? fizikle metafizik birbirinden ayrıdır.

  30. Burak Saykı
    09/04/2012

    Allah öyle bir matematik yapmış ki hepiniz yanlışını bulduk zannederken affallayıp kalıyorsunuz ve bu da onun yüceliğini bir kez daha gözler önüne sürüyor…
    Kendi kafanızda uydurduğunuz hızlarla, mesafelerle bir yere varamazsınız… kendinizi kandırabilirsiniz ama beni asla…

  31. hayati_cevizci@hotmail.com
    11/05/2012

    allahı inakr edenler aslın da kendi agızlarıyla tuzaga düşerler çünki olmayan bir şeyi inkar edemiyeceklerine göre Allah varki inkar ediyorlar

    • İSLAM
      21/09/2012

      .doğru söylüyorsun meyve veren ağaç taşlanır

  32. La İlahe İllallah
    21/09/2012

    Ateist bir berbere gitmiş.Berbere demiş ki Allah varsa neden dünyada bu kadar aç hasta insanlar var neden her şey kötü?Allah olsa böyle insan kalmaz Berber de demiş ki : Sokakta çok uzun saçlı sakallı insan niye var o zaman, berber olduğuna göre sakallı insan olmamalı.Allah da öyle aç hasta insanlar Allah’a gitmezse Allah onlara nasıl yardım etsin?

    • toro
      11/09/2013

      Arkadaşım bu hikayede berber tanrının eşitimidir? Demek ki berber tanrısal güçlerle donanmış ve aslında bunun farkında olan biridir. Söylermisin sevgili kardeşim,Tanrı ile yarattığını aynı cümle içinde kıyaslayan, eşit örnekmiş gibi veren bir ateist, deist,agnostik vs. olsaydı ne tepki verecektin?

  33. La İlahe İllallah
    21/09/2012

    Öfkeyi,sevgiyi,acıyı kanıtlayabilir misin?Karşındaki insan içinden düşünürken onun ne düşündüğünü bulabilir misin? Bunlar soyut şeylerdir. Allah da maddi bir varlık olmadığı için gözle göremezsin sadece inanırsın bilirsin.

    Üniversite sınavını bile zor yapıyorlar insanları elemek için.2+2 kaçtır demiyorlar. Allah insanları cennete seçerken de hastalıkları, acıları, dertleri de sınav olarak verdi.İnsanın çocuğu ölebilir, işini kaybedebilir, hasta olabilir bunların hepsi sınavdır. Bunlara sabretmek lazım.
    Bir iş bile bulurken bir sürü özellik gerekiyorken cennete girmek için hiç mi bir şey gerekmez.

    Çok sevdiğin tatlılar yersen mutlu olursun ama kilo alırsın.
    Okulda ders çalışmayıp arkadaşlarla gırgır yaparsan iyi not alamazsın.
    İşte Allah’a kulluk etmezsen cennete gidemezsin.
    Her şeyin bir bedeli vardır.

    Ateistler gençken rahat tabi, gül eğlen gez her istediğini yap.Ama yaş ilerleyip ölüme bir adım daha yaklaşınca içlerini bir korku salar ben ne olacağım diye. İnananlar ise Allah’a kavuşacağı için mutludur. Ateistler için ölülm yokoluş inananlar için kurtuluştur.
    Şimdi her şey boş geçici, bakalım ölünce de Allah yok diyebilecek misiniz bunun cevabını ölünce görücez…

    • Kara Murat
      30/04/2013

      Seninle cennette karşılıklı kafayı çekiceeez:))

  34. La İlahe İllallah
    21/09/2012

    İnsanın uykuda ruhu çıkar.Bazı insanlar rüyasında hiç görmediği ülkelere gider ve bazen orda gördükleri birebir aynıdır.O kadar yolu ancak ruh saniyelerle gidebilir.İnsan uykusunda uçakla gidicek değil ya. Bu da ruhu kanıtlar.

  35. orcun kartal
    03/03/2013

    “yahudi yahut hıristiyan olandan başkası cennete asla giremeyecek.” dediler. bu, onların hurafeleri/anlamını bilmeden okuyuşları/kuruntularıdır. de ki onlara: “eğer doğru sözlü iseniz hadi getirin susturucu kanıtınızı!”
    (bakara 111)

    allah, bir sivrisineği, hatta onun da ötesi bir şeyi örnek olarak vermekten çekinmez. iman edenler onun, rablerinden (gelen) bir gerçek olduğunu bilirler. küfre saplananlar ise, “allah, örnek olarak bununla neyi kastetmiştir?” derler. onunla birçoklarını saptırır, birçoklarını da doğru yola iletir. onunla ancak fasıkları saptırır” (bakara 26)

    bunun içindirki bu kitap farklı yorumlanabilmektedir bundan önceki tevratın da aynı olduğunu söyler allah, incilinde diğerlerinin de ama insanlar senin gibi farklı anlamlar çıkarıp zaman içersinde yaşayışa müdahale kendi istediklerini dayatma için bu dini yontmaya başlıyorlar ve o dinler bu şekilde bozuluyor aslında seninle benim bir alıp veremediğim olmaması gerekir çünkü sen inanmıyorsun ama inanmadığın şeyi yalanlamak uğruna hergün onu okuyup ondan kendince hata yakaladığını düşündüğün şeyleri büyük bir coşku ile kendini kaybedip buralarda insanlarla paylaşıyor ve bir nevi onaycılar(yandaşlar) arıyorsun çünkü vicdanın seni ”ya doğruysa” diyerek düşünceye itiyor vesveselerin çok yoğun ama o allah ki o anda bile seni vicdanınla tutmaya çalışıyor. yukarıda yazdığım ilk ayetteki ayrıntı az buz değil bir çok insanın ateist olma sebebidir bu lütfen doğru algılayın ”bu onların hurafeleri,anlamını bilmeden okuyuşlarıdır” işte bizim düştüğümüz en sakat hata bu. neye göre ateist oluyorsun en fazla biliyor musun meal de x kelimenin oraya uygun olmadığını düşünüyorsun peki şöyle düşün her bulduğun çelişki diye hitap ettiğin şeyde o kelimenin bir başka anlamı olması kökünün bizzat surenin gidişatıyla uyuşması tesadüf olabilirmi ya da bir tesadüf kaç kere tekrarlayabilir. sanırım sizin en büyük hatanız yeterli bilgi sahibi olmadan ateistforum tarzı sitelerde din öğrenmeye çalışmanız.

  36. yasin ak
    21/03/2013

    o inananı inanmayanı ateisti putperesti şamanı hinduyu zinciyi çinliyi zerreden kürreye akılların erdiği ermediği herşeyi yaratan ve yaşatan rızkını veren yüce ALLAH tır. yaratılanlar yaratana delildir ne kadar inkar etseniz bile varlığınız var edenin delilidir.Çünkü yaratan o olduğu için`;kudretlerin üzerindeki KUDRET O olduğu için ondan bağımsız hiç bir şey yoktur.Üstad Ömer OKÇU nun ifadesiyle ; ateistin inkarı bile var edenin varlığının delilidir çünkü var olan şey inkar edilir yok zaten yoktur.yokun inkarına da gerek yoktur.

    • Kara Murat
      30/04/2013

      o zaman ateizm diye birşey yok.ateizm olmazsa ateist de yoktur.sizde kendi kendinize yazı yazan delilersiniz.

  37. Geri bildirim: Anonim

  38. Dark
    30/04/2013

    Bir şey için “vardır” demek kolaydır ve kendisi yada etkileri gösterilerek ispatlanılabilir. Ancak bir şey için hiç bir yerde yoktur demek için; tüm evreni ve evren üstü boyutları taramak gerekir ki bunu söylemekde yapmakda imkansızdır.

    Bu durumda Allah için yok diyenlerin, tüm evreni ve evren üstü boyutları tek tek dolaşarak aramaları ve ttüm bilgisine tam anlamı ile vakıf olmaları gerekir ki bu beyhude bir çabadır.

    Bu nedenle ispatlayamayacakları bir konuda “filan varlık” yoktur diyen her ateist; emin olamayacağını yüzdeyüz bildiği halde bu kadar hayati ve önemli bir konuda kesin konuşarak daha baştan yalan söylemiş ve karşısındakinide kendini de dolandırma, kandırma yoluna gitmiştir. Bu nedenle hiç bir ateistin ahlaken üstün olduğundan bahsetmek, adil ve akıllı olduğunu söylemek mümkün değildir. Çoğunluğu , Doğrusunu bilmediği konularda en çok atıp tutan ve bilgiçlik taslayanlar, iki üç kelime kitap okumuş olan yeni yetmelerdir. Bunların kibiri daha çok olduğundan marjinal durmayı severler.

    ”Şüphe yok ki Allah, onların gizlediklerini de, açığa vurduklarını da bilir. O, büyüklük taslayanları hiç sevmez.” (Nahl 23)

    ”Yeryüzünde böbürlenerek yürüme. Çünkü sen yeri asla yaramazsın, boyca da dağlara asla erişemezsin. ”(İsra 37)

    ”İnsanlardan bazısı ne bir bilgi, ne bir yol gösteren, ne de aydınlatıcı bir kitab olmadan, Allah yolundan saptırmak için (kibirinden) yanını büküp çevirerek, Allah hakkında mücâdele eder. Ona dünyada bir rezillik vardır; kıyâmet günü ise ona o yakıcı azâbı tattıracağız!” (Hacc 9)

    ·

  39. selman çiğdem
    01/06/2013

    ağzına sağlık okan bey. bundan daha güzel bir açıklama yapılamazdı. sizi tebrik ediyorum.
    dincilerin yaptığı tek şey saplantı ve eleştirilere tahammülsüzlük. hemen agresifleşip saldırıya geçiyorlar. halbuki yapmaları tek şey, inandık dedikleri kurana göre yanıt vermeleri gerekirdi. bunu yapmıyorlar. islamda ruhban sınıfı yok derken bile yalan söylüyorlar. halifelik (papalık gibi), imamlık (rahiplik gibi), şeyhlik (papazlık gibi) ne oluyor. pekala ruhbanlık işte, kabul etmeseler de.

  40. Dark
    06/09/2013

    Admin yine saçmalamış açıklık getirelim :D

    Allah, yukarıda, aşağıda, yanda değildir. Her varlık, Arş’ın altındadır. Arş ise, Onun kudreti, kuvveti altındadır. O, Arş’ın üstündedir. Fakat bu, Arş Onu taşıyor demek değildir. Arş, Onun lütfu ve kudreti ile vardır. O, ezelde, sonsuz öncelerde nasıl ise, şimdi hep öyledir. Arş’ı yaratmadan önce nasıl idi ise, ebedi sonsuz geleceklerde de, hep öyledir. Onda değişiklik olmaz.

    İmam-ı Rabbani hazretleri buyuruyor ki:
    Allahü teâlâ, zamanlı, mekânlı, cihetli değildir. Bir yerde, bir tarafta değildir. Zamanları, yerleri, yönleri O yaratmıştır. Cahiller, Onu Arş’ın üstünde veya yukarıda gökte sanır. Arşı da, yukarısını da, aşağısını da O yaratmıştır. Sonradan yaratılan bir şey, kadim [ezeli] olana yer olamaz. Allah, madde, cisim ve hâl değildir. Benzeri, ortağı, zıddı yoktur. Bildiğimiz, düşünebileceğimiz şeyler gibi değildir. Nasıl olduğu anlaşılamaz, düşünülemez. Hatıra gelen her şey yanlıştır. O kâinatın ne içinde, ne de dışındadır. İçinde, dışında olmak, var olan iki şey arasında düşünülür. Halbuki kâinat, hayal mertebesinde yaratılmıştır. Hayal mertebesindeki âlemin devamlı var görünmesi, Allah’ın kudreti ile oluyor. (2/67)

    Bir filmdeki cansız resimler, aynen canlı gibi hareket etmektedir. Bir kimse hayal kursa, hayalinde çeşitli işler yapsa, (Bu kimse, hayalinin içindedir, dışındadır) denemez. Çünkü hayal gerçek değildir. Rüya da hayale benzer. Rüya gören kimse, rüyasının ne sağındadır, ne solundadır. Rüyasında gözsüz görür, kulaksız işitir, dilsiz konuşur, yer, içer, hatta rüyasında rüya bile görür. Allahü teâlânın kudreti ile hep devam etse, insan rüyayı gerçek bilir, rüyadan başka hayat yok zanneder. Bu dünya hayatı da bir rüyadan ibarettir. Demek ki; kâinat hayal mertebesinde yaratıldığı için bize var gibi görünmektedir. Ezeli ve ebedi var olan yalnız Allahü teâlâdır. O halde, Allah, hayal olan bu kâinatın içinde, dışında denemez. (Mektubat-ı Rabbani, Sefer-i Ahiret Risalesi)

    • toro
      11/09/2013

      Merak ediyorum. Evren veya insan varolmak için neden başka bir güçten etkilenmek zorunda? Bu sonuca nasıl ulaştınız? Hangi mantıksal kurgulamalarla denklemi çözdüğünüzü iddia ediyorsunuz.? Yanlış anlamayın sizin inancınız ile ilgili hiçbir şüphem yok, aksine saygı da duyuyorum. Bu arada ateist de değilim ama şu meseleyi çözemiyorum? Neden inanmak sizin için hak da, inanmamak başkası için hak değil? Ne olacak yani siz inanın varsa karşılığını alın, onlarda inanmasın varsa cezalarını çeksinler, size ne?
      Şimdi bakın şöyle yapalım;
      Tartışırken başka birini ya da yapıtı ya da akımı referans vermeyelim,bir yere kadar! Birşeye inanıyorum ya da inamıyorum noktasında bir sonuca sahipseniz eğer, inandığınız ya da inanmadığınız sonucun yani olgunun altını kendiniz doldurmalısınız. Kimse o inanıyor diye inanıyorum çünkü beni inandırıyor ya da o inamıyor diye inanmıyorum çünkü beni inandıramıyor diyemez! Derse bu kendinin diğerinden eksik olduğunu ya da ona eşit değil onun altında konumlandığının ikrarı olur!
      Ne yani biryerde birileri sadece duyuları ve mantıklarıyla hiçbir kişi yada yazılı metine dayanmaksızın salt kendine özgü fikirlerle bir konuyu inceleyemezmi? Bakın tartışamazmı demiyorum, inceleyemez mi? Yahu arkadaşlar bu bir inanç meselesi değil bu bir kibir meselesi! İnananlar bir kişi arttığında dahamı güçlü hissedecekler ya da tersini başaranın başı göğemi erecek? Amacınız ulaşmak mı ulaştırmakmı, uzaklaştırmak mı? Ya da anlamak mı? Önce her koyun kendi bacağından asılır ve her koyun istiyorsa kendi rızasıyla ayağını uzatır o karar kimseyide ilgilendirmez.

      • toro
        11/09/2013

        Girişten sonra bende meramımı anlatmak istiyorum.
        Öncelikle Tanrı insan değildir. Tanrı nasıl bir şeydir aslında kimse bilmiyor.Ama şunun bir kere altını çizelim eğer Tanrı insanla benzeşiyorsa yandığımızın resmidir. şöyle ki, öfke nedir? Neresi ya da kimin için var edilmiştir? Amacı nedir? İnsani bir özellikmidir, bir tepki bir dışa vurum,oyunda bir hamla şekli ya da bonusmudur? Karar verelim! Mesela inandığı için inanmaanlara öfkelenen arkadaşlara sorumdur, bu öfke ne için? Sizden olmadığı için öfkelenmek, inandığınıza inanmadığı için inanmıyor diye öfkelenmek, iş olsun diye öfkelenmek, vücudun hırsını sistem dışına çıkarak göstermesi sonucu öfkelenmek! Nedir bu , öz iradenizlemi öfkeleniyorsunuz yoksa öfkeye sahip olarak yaratıldığınız içinmi öfkeleniyorsunuz? Peki şöyle yapalım tek başınasınız hiçbir derdiniz yok, probleminiz yok, kimseyle çıkar ilişkiiniz yok, ayağınıza basan, yok, şişirilmiş faturalar yok, trafik yok, pahalı benzin yok, çocuklara tecavüz edenler yok, hırsızlık yok, savaş yok,kadın dırdırı yok, erkek böbürlenmesi ve üstünlük taslaması yok, hakkınızı gaspeden yok, kısacası öfkelenecek, öfkelenmenizi sağlayacak hiçbir sebep yok, yinede öfkelenirmisiniz? Öfkelenmek için kendinizi zorlarmısınız, sizi öfkelendirsin diye birilerini teşvik edermisiniz? Kısacası sıfır noktasında öfke için gerekli koşullar yok dolayısıyla öfke yok! En önemlisi rakip yok! Peki bu durumda ne yapacağız,nasıl öfkeleneceğiz?
        Şimdi yukarıdaki çözümlemeyi bir insanın değil de Tanrının yaptığını düşünelim. Sıfır noktasındayız! Hiçlikte tek başına ve bir evren yaratıyoruz. Bu evreni yap taşlarıyla donatıyoruz sonra da evrenin büyüklüğüyle oranlandığında adı bile anılmayacak bir mavi gezegen yaratıyoruz ve onun içinede İnsan denen bir varlığı koyuyoruz! Sonra nemi oluyor, o insan çoğalıyor, o kadar çoğalıyorki birinin çıkarı bir şekilde başkasının çıkarına engel olmaya başlıyor ve üstünlük ve yer kapma kavgası ve ÖFKE, ardından SAVAŞ, ardından YIKIM ardından SEN-BEN, ardından SENİNKİ-BENİMKİ. Peki sıfır noktasına dönelim evren olmasa dünya, dünya olmasa insan olacakmıydı? Bunların hiçbiri olmasaydı bugün tartıştığımız ve uğruna birbirimizin gırtlağına aç kurtlar gibi saldırdığımız SENİNKİ-BENİMKİ şeklinde kavgalarımız olacakmıydı? Tanrının dizaynı bumu? Yani sizce Tanrı birbirini kendisi için boğazlıyanlar arasından kendisini göstermek için birilerinimi seçecek?

        • toro
          11/09/2013

          Mükemmel dediğiniz ve o kadar mükemmelizki aslında kurallarının ve sınırlarının neredeyse hiç bilmediğimiz evren onun için yaratıldı dediğiniz İnsanın eseri ortada. İnanın, inanarak bakın ya da inanmadan sizce Tanrı nın dizaynı, hayali, amacı bumuydu? Tanrı herşeyi bilir deyip geçiştirmekle açıklanamayacak bir gerçeklik var bu gezegende görmemiz gereken! Birbirini dini, dili, ırki, mezhebi,rengi,sosyal statüsü yüzünden parçalamaya bertaraf etmeye hatta yeterince güçlendiğinde katletmeye hazır bir mizaca sahip adına insan denen bir varlık var! Sorarım neresi mükemmel, ya da o kadar mükemmelki, Tanrı istemezse iyilik yapamayacak, sevemeyecek, anne babasına bakamayacak, kul hakkı yemeyecek, öldüremeyecek! Tanrı yapma demese bunların yapılmaması gerektiğine kendi gönül gözü karar veremeyecek. Tersini söyleyen çıkacaktır, tersinde de insan bunları yapmazdı diyecekler olacaktır. O zaman bende peki öyleyse Tanrı neye müdahale ediyor, niye kendini size hatırlatıyor diye soracağım! Söylermisiniz neyimiz mükemmel? Dünayı bile öfkeyle kuşatmış, yakmış yıkmış bizlerin neresi mükemmel?
          Ama komik olan bu halde bile kendini üstün görecek, bütün inanç sistemini ölümden sonraki bilinmezliği bertaraf etmenin çabasıyla oluşturması ve ölüm korkusunu bu üstünlük kibriyle nötralize etmeye yeltenmesidir. Kendine mükemmel diyorsun ama işte sen mükemmel dünyayı getirdiğin nokta ortada, dinazorların yok oluşuyla besin zincirinin tepesine çıkarak hüküm sürdüğün binlerce yılda kendi haricindeki kaç türü dünyadan söktün attın, yok ettin? Ama hala Tanrının en önemli dizaynısın? O kadar ki bu kibir melekleri bile sana secde ettirecek kadar besliyor egonu.
          Bana söylermisiniz,

          Hani, Rabbin meleklere, “Ben yeryüzünde bir halife yaratacağım” demişti. Onlar, “Orada bozgunculuk yapacak, kan dökecek birini mi yaratacaksın? Oysa biz sana hamdederek daima seni tesbih ve takdis ediyoruz.” demişler, Allah da, “Ben sizin bilmediğinizi bilirim” demişti. Bakara,30

          ”Orada bozgunculuk yapacak, kan dökecek birini mi yaratacaksın?” ne yapacağımızı bilen ve kendileri bunları Tanrıya karşı hiç yapmayacakları halde (çünkü tanrıyı görüyorlar) ilerde kortukları bu şeyleri yapacak insan önünde eğilmek zorunda bırakılan melekler. Söylermisiniz, geleceği bilen kim?

          “Ben sizin bilmediğinizi bilirim” demişti- Bilmiyorlarmıymış?

          Kim kimin önünde eğilmeli?

          • toro
            11/09/2013

            Arkadaşlar bırkalım bu önemsenme, egoyu tatmin etme çabalarını, kaldırın kafalarınızı bakın evrene,keşfedin, yayılın, öğrenin öğretin. Benim Tanrım ya da hiçliğin gücü öyle bir şey yarattı ki, öylesine büyüleyici bir şeyki bu belki şahid olmamızı istedi, belki hiçlik börülsün istedi var olduk ya da tamamen rastlantı sonucu varız. Farkedermi? Bakın dünyadaki bütün ışıkları gece kapatalım, başımızı yukarı kaldırdığımızda göreceğimiz şey uçsuz bucaksız ve benzersiz yıldız denizidir. Ama o kadar mükemmelizki o yerden yukarı parlayan ışıklarımızla o denizi o güzelliği perdeledik. Şimdi bütün öfkelerimizle ve suçlarımızla akşam döndüğümüz dört duvar evlerimizin pencerelerinden yukarı baktığımızda gördüğümüz tek tük diğerlerinden daha parlak olması hasebiyle kendini farkettiren bir kaç yıldız. Öyle ya mükemmel biziz o yüzden yukarıyı görmesek kendimizden şüphe duymasak da olur!

            Mükemmeliz, en mükemmeliz ama;
            Şüphesiz insan çok hırslı ve sabırsız olarak yaratılmıştır. ﴾19﴿ Kendisine kötülük dokunduğu zaman sızlanır. ﴾20﴿ Mearic

            Hırs ve sabırsızlık mükemmel olma ölçütlerimidir?

            ”Kendisine kötülük yapıldığı zaman” yani ayağına basıldığı zaman:) Olayın özüde bu yani BEN kavgası!

            Gerçeği bulmanın yolu, Tanrı ile uğraşmak değildir, insanla uğraşmaktır. Kafasına vura vura sen dünyada yaşayan,yaşayagelen alelade türlerden birisin demektir. Besin zincirinde bulunduğun yeri kredi kartınla marketlerde güvenli şekilde avlanmak noktasına taşıyarak üstünlük taslayamazsın. Bu yere bütün türler gibi avlayarak, avlanarak geldin. Ormandaki aslan gibi açlığını dindirmek için avını aramak, bulmak, yakalamak için uğraşmak zorunda değilsin artık, çünkü sen avını evcilleştirdin, besleyip, büyütüp toplu halde parçalayabiliyorsun artık! O yüzden rahatsın. O yüzden kutsal olmalısın, kutsanmalı, sürekli,övülmeli sırtı sıvazlanmalısın,cennetle ödüllendirilmelisin, çok önemlisin, çok.

            Şimdi bakın,
            Orman kenarında bir ırmak kenarındasınız,üzerinizde hiç bir alet, modern dünyadan hiç bir gereç yok,olabildiğince yalınsınız ve çıplaksınız ve aç ve de susuzsunuz. O anda susuzluğunuzu giderdiğiniz ırmak kıyısına bir ceylan geliveriyor. Susuzluk tamam ama ya açlık! Açlığınızı gidermelisiniz! Kafanızda ceylanı nasıl ekarte edip yiyebileceğinizi planlarken aynı zamanda usulca yaklaşıyorsunuz, gözünüz kesiyor yeterince yaklaşabilirseniz belki bir yumruk belki kollarla kavranan ceylanın boynu kırılarak açlığınızı giderebileceksiniz. Bu planın yaklaşma kısmı inanılmaz bir kolaylıkla gerçekleşiyor ve ceylanın yanında son hamleyi yapmak üzereyken, ormandan gelen bir kükremeyle avınız olacak ceylanla beraber o yöne görüyorsunuz. Açlığın pençesinde bir erkek aslan aradığı avı bulmanın gayretiyle ikinize doğru geliyor. Şimdi artık avcı değil av adayısınız ve kaçmalısınız. Ceylan ile aynı anda kaçmaya başlıyosunuz ve aslanda kovalamaya. Şimdi söylermisiniz aç aslan bu noktada arkanızdan kaçışınızı gözlemlediğinde hanginizin peşine düşecek?
            Aslan aç ve açlığını gidermek zorunda,hanginizi daha kolay yakalayabilir? Cevabı biliyorsunuz! Şimdi geniş çayırda elinizde korunmak için icat ettiğiniz hiç bir gereç olmadan ve hızınız haricinde hiç bir şey işe yaramayacaksa birden bire durup aslana ben mükemmelim, seninde içinde bulunduğun bu alem benim için yaratıldı, ben senide yaratan tanrı katında meleklerden de üstünüm dediğinizde aslan yönünü arayı bir hayli açmış olan ceylana çevirecekmidir? O mükemmel olmanın dayanılmaz üstünlük kibri sizi aslana yem olmaktan kurtarabilecekmidir? Ya da dönüp aslana o tebliği gerçekten yapacak cesareti bulabilecekmisiniz?

      • Dark
        11/09/2013

        İlk olarak, İnanmamak baskasi için elbette haktır, ama baskalarinin inanclarına saygısızlık yapma hakkını da vermez.
        İkinci olarak konuda baskalarının fikrini vermeyelim demek de ne demek, bu konuda uzmanlasmis konunun ehli olan kisilerin fikirlerinden yararlanmaktan guzel bir sey olamaz.Zaten sen o kisilerin fikirlerini okuyorsan bu konulari da arastiriyorsun belli fikir sahibi oluyorsun demektir.Asıl hiçbir sey araştırmadan sadece kendi kafandan bir seyler üreterek belli kaliplasmis dusuncelere sahip olmak tehlikelidir.

        • toro
          11/09/2013

          Şöyle cevaplayayım. Sizce Tanrı katında herkes eşitmi? Eşitse neye göre? Boy, kilo, saçının uzunluğu, gözlerinin rengi akıl vs. Bu gruplara denk gelenlermi eşit yoksa bunlara bakılmaksızın, bunlarla ayrılmaksızın mı eşit?
          İnanç konusunda ehillik olmaz bu Tanrının adeletine ters. Uzman veya ehil inanna yada acemi inanan olabilirmi?

          ”Biz Kur’an’ı sana her şeyin apaçık bir beyanı olarak indirdik” Nahl.89

          bu ehil veya uzman olana seslenişmidir? Yoksa uzmanlık gerekmez baktığınızda görmelisiniz demekmi?
          Peki yapılan, göremediğimizi itiraf etmektense görmüş olduğunu iddia edenlerin peşine takılma kolaycılığımı?

          ”Beyan apaçık” ama anlamak için yardımcıları, şifre çözücüleri,binlerce cilt ekleri, üstünden para kazanan lafazanlarıve bekçiliğini yapma karşılığı aylığa bağlanmış koruyucuları.

          Hani mükemmeldik? Ne kadar mükemmeliz,ehilden ya da uzmandan biraz dahamı az? Mükemmelid e az veya çok diye ayırmalımıyız? Nasıl eşitlemeyiz birbirimizi, birbirimize?

  41. toro
    11/09/2013

    :)

  42. toro
    11/09/2013

    Tanrı, yaratıcı,ilahi el, bilinçli hiçlik adını nasıl koyarsak koyalım. O bir ”meta”mıdır. Bakın bakalım dünya üzerinde dini kitap basanlar bunları inananlara maliyetinemi veriyor. Diyelim ki maliyetine verdi, tanrının sözleri maliyetinede olsa para karşılığımıdır? Tefsir yaptım yada içtihat yaptım yada şöyle yorumladım minvalind yazılan ve basılan kitaplar inananlar tanrıya ulaşşın diye bedavamı dağıtılır. Yazarın eline çek banka hesabına transfer yapılmazmı? Peki yazar, uzman, ehil ne sattı? Nedir o gelirin sebebi. Tanrı ben birilerinize gelir kapısı olsun diye size mesaj gönderdim mi demektedir?
    Öyle ya herkes onun gözünde eşit ama ona ulaşırken değil. Ya başkasının ardında durarak namaz kılmalı, ya da anlamadığı yeri anladığını iddia edenden öğrenmeli. Ama mükemmel,bazen başkasına ihtiyaç duyması gereksede mükemmel!

    Arkadaşlar, mükemmel defosu olmamak, hatasız olmak, beya kağıt olmakdır. Bu noktada tanrı mükemmeldir. İnsan kendine mükemmelim diyerek aslında egosunun peşinden tanrıya eş koşmayamı gitmektedir. Tanrı mükemmel ise biz nasıl mükemmel oluyoruz?

  43. toro
    11/09/2013

    Ben her bir insandan açığa çıkan ve bence bilinmezlik yap-boz una bilinirlik yolunda katkı koyan düşünceyi alırım, aynını bende yaparım ama bir şartla. Tabi olmam, kendime tabi ettirmem. Bu aramızda evrensel pir paylaşım bir yardımlaşmadır. Çabalarız beraber çözmek, beraber anlamak için. Onun dini inancı olabilir, dünya üzerindeki binlerce din ya da akımdan birine bağlı olabilir, farketmez! O benim bu gezegeni paylaştığım ve yardımlaştığım türdaşımdır. Ben gibi olmamasının sonucu düşmanım olması değildir.

    Senin inandığına, inanmadığını söyleyen birinin, neden inanmadığıyla alakalı argümanları ya da senin ona herhangi bir dini yapıttan gösterdiğin ve kanıt dediğin referans argümanlar birbirini dövmez, birbirini karalamaz,yok etmez sadece ufkunuzu açar.

    Karar verin amacınız mantıkmı, mantıksızlıkmı? ”OKU” diye başlayacak tanrı söze, ama ehiller okuyacak, uzmanlar okuyacak sen okumayacaksın? ”OKU” diye başlayacak söze ama sen bilmediğin dilde okuyamadığın için okuyandan bir adım geride olacaksın! Halbuki inanan,inanmayan hepimizin amacıda aynı, varlığımızın kaynağına ulaşmak! O halde sorgulamak doğaldır. Söylermisiniz, İslamiyetten önceki referans dinlere tabi olanlar İslam ortaya çıktığında ve İslama geçmeye karar verdiklerinde sadece yenidine inanmış mı oldular? Söylerminiz zaten tabi olduğunuz din ile yeni geleni karşılaştırmadan ve sorgulamadan mevcudu yeniyle değiştirmek diye birşey olabilirmi? O halde bulunduğu dinden yeni gelene eskisini sorgulayarak geçenler için sorgu devri geçiş anında bittimi? Eskiyle yeniyi değiştirirken size ” DERS ALMAZMISINIZ,GÖRMEZMİSİNİZ” diye seslenen tanrı sertçe sorgulamanızı beklerken, şimdi aksinimi söylüyor?
    Bizi yaratırken içimize koyduğu sorgulama, değerlendirme ve karar verme yetilerini son dinle beraber gerimi almıştır?
    Ya da benim senin mükemmel dediğin tanrı bazen sorgula bazende boşver sorgulamamı demektedir? Bence tabiki böyle değil? Biz bu gezegende besin zincirinin en tepesine sorgulayarak, araştırarak, karar vererek ve kararlarımızı üreterek geldik. Varoluşun kendisi sorgudur. Şu anda hiç birşey bilmiyorsun ama zaten bilmemelisin denebilirmi? Kapat gözünü, çık dünyadan, bak ona dışarıdan sonra geniş açıdan evrene sonra tekrar kendine sor, tanrının sorgulamayın demesi mümkünmü?
    Beynin şuan yaklaşık %7 sini kullanan insanlık bu oranı 2 katına çıkardığında ne olacak bir düşünün, bu oran sabit kalarak artabilirmi ya da artmacaksa geri kalan %93 atıl kalsın diyemi var?

    Sorgu hakaret değildir, gerçekliktir, aklın doğal sonucudur ve hiç bir mantık aklın bile üstünde kusursuz bir zekayı temsil eden bir yaratıcının aklı ve onun doğal sonucu sorguyu yasaklayacağını, hemde kendi yarattığına bu yasağı dayatacağını iddia edemez. Bunu ancak bir insan isteyebilir!

    • Dark
      12/09/2013

      Neden Kuran Dili Arapça’dır? diye bir soru var sanirim burda.
      Kur’an’ın indirilmesi Arap toplumunun içinde olduğu için dilinin Arapça olması da gayet tabi idi.Konu ile ile ilgili ayetlerden bazılarında şöyle buyrulmaktadır.
      “Biz onu, anlayasınız diye Arapça bir Kur’an olarak indirdik.” (Yusuf, 2 ),
      ” İyice anlayasınız diye biz, onu Arapça bir Kur’an yaptık.” (Zuhruf, 3)
      Bu ayetlerden anlaşıldığı gibi Kur’an’ın Arapça olarak indirilmesi, anlaşılmasını temin içindir.Bir insan olarak Hz. Muhammede Kur’an başka bir dilde inseydi elbette onu anlayamayacaktı. Tebliğ ve teybinle/açıklamakla görevli olan peygamberin anlamadığı bir kitabı başkasına tebliğ ve açıklaması mümkün olabilir miydi?
      “Biz her peygamberi, kendi milletinin lisanı ile gönderdik, ta ki onlara hakikatleri iyice açıklasın”(İbrahim, 14/4),
      “Eğer biz Kur’an’ı yabancı bir dille gönderseydik derlerdi ki: “Neden, onun ayetleri açıkça beyan edilmedi? Dil yabancı, muhatap Arap! Olur mu böyle şey?” (Fussilet, 41/44)
      İbranice konuşanlara Tevrat o dilde geldiği gibi, Kur’an’ın da ilk muhatapları olan Araplara Arap lisanıyla gelmek durumundaydı.

      “Manasını anlamıyoruz” düşüncesine gelince, ister aslıyla isterse mealleriyle kuranın manasını anlamak ve onun hükümleriyle yaşamak, her Müslümanın görevidir. Zaten kuran anlaşılmak ve yaşanmak için gönderilmiştir. İngilizce bir kitabı bile anlamak için İngilizce öğrenen bir Müslümanın, kuranı anlamak için neden Arapça öğrenmediğini de bir düşünmek gerekir.

      • toro
        12/09/2013

        Değerli dostum yanıtın için öncelikle teşekkür ederim. Gücenmezsen meramımı anlatmaya devam etmek istiyorum.
        Öncelikle cevapladığınız yazının ana teması dil değildi, tanrı ile kulu arasıdaki aracılık idi.
        Ama dil konusuda önemli. Şöyle başlayalım. Bakın şimdi tanrı bizden bir şey isterken, özellikle onun varlığına inanmamızı isterken, ”şunu görmedinmi, bunu bilmezmisin, bu kanıt değilmi?” şeklinde sorular soruyor kutsal kitaplarda. Yani ortada olan birşeyden yola çıkarak, o doneyi değerlendirek kendisine ulaşılmasını, varlığının teyit edilmesini istiyor. Kısacası bir mantık talebi, mantığınızı kullanın telkini var. O halde mantık dediğimiz şeyin ölçütlerinin sabitleri vardır. Söylediğimi pekiştirmesi için şöyle bir örnek vereyim. Mesela siz 4 KÖŞESİ olan bir üçgen çizebilirmisiniz? Ya da 5 KÖŞESİ olan bir daire çizdim diyebilirmisiniz? Bu iddialarınız yerleşmiş mantık kabul edebilirmi, hayır. Yani insanlan 4 köşeli bir üçgen 5 köşeli bir daire fikrine katıla katıla güleceklerdir.
        Peki 4 KÖŞELİ üçgen ve 5 KÖŞELİ daire çizdim diyen tanrı olsaydı! Sizce tanrı kendi yarattığı mantığın tersine bir eylemle varlığını kanıtlama yoluna gidermiydi, bence gtmezdi. Gittiğinde evrendeki bütün nizam birbirine karışır ve altüst olurdu. Bunu mantık ne kadar önemlidir vurgulamak için yazdım.
        Şimdi sizin örneğinize gelelim;

        ”İyice anlayasınız diye biz, onu Arapça bir Kur’an yaptık.” (Zuhruf, 3)” sizin kopyaladığınız.
        ”Apaçık Kitab’a andolsun ki, iyice anlayasınız diye biz, onu Arapça bir Kur’an yaptık. (Zuhruf 2-3) diyanet çevirisi.

        Bu ayetteki ”ANLAYASINIZ” kelimesiyle ya da ”SİZ ya da ONLAR” olarak çevirebileceğimiz ”hitaba muhatap olanlar” kim? Şöyle gidelim, Kim anlasın diye, onlar anlasın diye, kim onlar, arapça bilenler!
        Peki bu çözümlemede ortaya çıkan sonuç dosdoğru, hiç saptırmadan muhatabın arapça bilenler olduğu, daha da ileri giderek ARAPLAR olduğu değilmi? Şimdi tanrının yarattığı mantığa göre bir şeyi apaçık anlayabilmek için anlayacağın şeyin kendi dilinde olması gereklidir? Tanrıya göre ARAPÇA göndermeseydi APAÇIK anlayamazlardı! Onun yarattığı mantığa göre sonuç bu.
        O zaman mantığı zorlayalım, ARAP olmayan ya da ARAPÇA anlamayan ne yapacak? Onun sorumluluğu nedir? Tanrı arapça öğrenmekten, arapça öğretmekten falan bahsetmiyor. Vurgusu açık ve net olarak şu; ANLAMANIZ İÇİN ARAPÇA BİLMELİSİNİZ! Peki herhangi bir insan çıkıp bu dine mensup olmanın ön koşulu ARAPÇA bilmektir bilmiyorsam sorumlu değilim, çünkü ne söylediğini iyice anlayamam dediğinde ona tanrının yarattığı mantıkla ne diyeceksiniz?

        Cevap gelirse konuyu daha da açabilirim.

        • Dark
          12/09/2013

          “Biz her peygamberi, kendi kavminin lisanı ile gönderdik, ta ki onlara hakikatleri iyice açıklasın”(İbrahim Suresi, 14/4) mealindeki ayet çerçevesinde değerlendirmek gerekir.

          Konu, vahiy dilinin, gönderilen peygamberin diliyle aynı olması durumundan kaynaklanıyor. O halde soruda yer alan, “Bizim de anlayabilmemiz için o zaman apaçık bir Türkçe Kur’an indirilmeli değil midir?” sorusu yerine, “Bizim de anlayabilmemiz için o zaman apaçık Türkçe konuşan bir Peygamber gönderilmeli değil midir?” şeklinde olmalıdır. Çünkü, Arapça konuşan ve Türkçe’yi hiç bilmeyen bir peygambere Türkçe bir kitap verilmesinin hiçbir mantığı yoktur.

          O halde mertçe, “Allah niçin Türk’lerden de bir peygamber göndermedi?” diye bir soru yöneltmek daha doğru olur. Bunun cevabı çok açık ve çok basittir:

          Allah, daha önce aynı asırda değişik milletlere onların içinden kendi dillerini konuşan değişik peygamberler göndermiştir. “Kendilerine uyarıcı bir peygamber gelmiş olmayan hiçbir ümmet yoktur”(Fatır Suresi, 35/24) mealindeki ayette bu gerçeğin altı çizilmiştir. Fakat, insanlık, iletişim, bilgi, görgü seviyesi bakımından eskiye göre çok daha mesafe katettiği bir çağda ilahî hikmet, bütün insanlığa tek bir Peygamber, tek bir Kur’an göndermeyi uygun görmüştür. Bu Kur’an da kıyamete kadar insanlığın dünya ve ahiret mutluluğunu netice veren prensipler, hükümler ve hikmetlerle donatılmıştır. Dünyamızın gittikçe bir şehir, insanların da bir şehrin insanları hükmüne geleceğini bilen Allah, onların hepsini aynı kitabın etrafında birleştirmeyi uygun bulmuştur.

          eğer Türkler Allah’tan ayrı bir peygamber talep etme hakkına sahip ise, dünyadaki yetmiş iki millet de aynı hakka sahiptir. Bu takdirde yetmiş iki millete yetmiş iki peygamber ve yetmiş iki kitap göndermek gerekirdi. Aslında onların her birisinin dilinde bir kitap gelse bile, ruhları kararmış olanlar bununla da yetinmezler, her biri ayrı sahifeler ister. Nitekim aynı kafadarlar Arap oldukları halde, -kendi dilleriyle gelen- Kur’an’la yetinmemiş, her biri kedisine özel bir kitabın gelmesini istemiş, yani herkes peygamber olmaya aday olmuştur.
          “Bu beyler, bu öğütle/ Kur’anla yetinmeyip üstelik her biri kendisine mahsus özel bir kitap, özel bir ferman ister”(Müdessir Suresi, 74/52)
          mealindeki ayette, bu kendini bilmez adamların anarşist ruhlarının portresi gözler önüne serilmiştir.
          önemli bir husus da şu olabilir ki; evrensel bir vahiy olan, bütün insanlara hitap eden, kıyamete kadar yürürlükte olmaya devam eden Kur’an’ın kullandığı lisanın konumu büyük önem arz eder. Sözcüklerinin değişik manalara gelebilecek şekilde geniş kapsama, az sözle çok manaları ifade edebilecek şekilde veciz üsluba, mecaz ve hakikati, yansıtabilecek şekilde incelikleri barındıran estetik sanata sahip olmasıyla Arapça Kur’an’ın dili olmaya hak kazanmıştır.

          Dil insanlarla iletişim kurmanın tek yoludur. Peygamberler de insanlarla iletişim halinde olmak zorunda idiler. Peygamberlerin kendi kavimlerinin dilleriyle konuşmaları ilahi sünnetlerden bir diğeridir. Allah-u Teala buyuruyor ki:

          “Onlara iyice anlatabilmesi için kendi kavminin dilinden başka bir dille hiç bir resul göndermedik.”(İbrahim/4)

          Bu sünnet, hatta evrensel daveti olan peygamberler (a.s) için de geçerlidir. Onlar davetleri evrensel olmasına rağmen gönderildikleri toplumun dilini konuşuyorlardı. Böyle olmasaydı, dinleri kendi kavimleri içinde bile anlaşılmaz ve kabul edilmez olurdu.

          • toro
            13/09/2013

            Şöyle başlayayım;
            (“Biz her peygamberi, kendi kavminin lisanı ile gönderdik, ta ki onlara hakikatleri iyice açıklasın”(İbrahim Suresi, 14/4) mealindeki ayet çerçevesinde değerlendirmek gerekir.) demişsiniz. Burada sorun yok zaten bu ayette çözümlemesini yaptığım ayeti doğruluyor. Ne diyor tanrı ‘’BİZ HER PEYGAMBERİ, KENDİ KAVMİNİN LİSANI İLE GÖNDERDİK’’
            Burada ki ‘’HER’’ kelimesi birden fazla kavim olduğuna ‘’KENDİ KAVMİNİN LİSANI İLE’’ de gönderilen ‘’HER’’ peygamberin kendi kavminden sorumlu olduğuna işaret ediyor. Sıkıntı yok
            ”Apaçık Kitab’a andolsun ki, iyice anlayasınız diye biz, onu Arapça bir Kur’an yaptık. (Zuhruf 2-3) bununla aynam aynı.
            Ama şimdi bunların yanına birde şunu koyalım:
            ‘’Böylece biz sana Arapça bir Kur’an vahyettik ki, şehirlerin anası olan Mekke’de ve çevresinde bulunanları uyarasın. Hakkında asla şüphe olmayan toplanma günüyle onları uyarasın. Bir grup cennette, bir grup ise cehennemdedir.’’ ﴾Şura-7)
            Bakın ‘’ARAPÇA’’ vurgusu derinleşiyor ve artık mekan tarifi de yapılıyor. Şimdi sıraya koyalım,
            Her kavme (her dile) ayrı peygamber,
            Arapça konuşan Araplara Arapça bilen peygamber,
            Arapça bilen Arapların yaşadığı Mekke ve çevresinde bulunanlara Arapça bilen peygamber.
            Birde şunu ekleyelim,
            Önemli bir ayrıntı kur’an da yaklaşık 24 yerde geçen ve arap yarımadasının simgesi olan‘’HURMA’
            Bunların hepsi, o çoğrafyayla alakalı özellikler.
            Şimdi meteroloji yağış alacak yerleri anlatırken İstanbul ve ‘’ÇEVRESİ’’ dendiğinde ‘’DİYARBAKIR’’ lılarda yağmur beklemelimidir? Ya da NORVEÇ kendini İstanbulun çevresinden sayıp yağmura hazırlanmalımıdır? Şimdi ‘’Mekkenin Çevresinin’’ bütün dünya olduğunun garantisi nedir? Bütün dünyada hurmadan daha çok patates ve pirinç tüketilir. Herhalde insanların geneli cennette patates kızartmasımı, hurmamı istersin sorusuna bugün itibariyle PATATES diyecektir. Peki tanrı bütün gezegeni kastetti ise bütün gezegenin genel ortak yiyecekleri değilde o çoğrafyaya özgü yiyeceklerle örnekleme yapıyor. ARAPLAR bu kadar önemlimi? Ama bu da bir tezat, ARAPLAR yoldan çıkıp sapkınlığa düştükleri için uyarılmadı mı? Mesela o anda uyarı ARAPLARA geldiyse o anda diğer kavimlerin durumu Araplar kadar kötü değildi, yani dünyadaki bütün kavimler içinde en sapkın durumda olan ARAPLARDI. Peki yoldan çıkmak ve sapmakla suçlanan ve uyarılıp doğru yola döndürülsünler diye kendi dillerini konuşan bir peygamberle terbiye edilen Arapların dili ve medeniyeti ve yaşam tarzı nasıl olurda onlar kadar yoldan çıkmamış ve sapkınlaşmamış diğer kavimlerede dayatılsın. Neden yoldan çıkmamış (Araplar kadar) kavimler yoldan çıkmış bir kavmiyle Tanrı ya ulaşmak zorunda bırakılsın. Bu Araplar kadar yoldan çıkmamış kavimlere ödülmüdür yoksa cezamı?
            Şimdi size gelelim;
            ‘’Dünyamızın gittikçe bir şehir, insanların da bir şehrin insanları hükmüne geleceğini bilen Allah, onların hepsini aynı kitabın etrafında birleştirmeyi uygun bulmuştur.’’ Demişsiniz,
            Bu cümledeki ‘’ uygun bulmuştur’’ şeklindeki yorumunuz tanrı tarafından tasdikli ve onaylı bir yorumudur. Benim özellikle karşı olduğum şey Tanrının ağzından tanrı söylüyormuşçasına yorumlar üretmektir.Tanrının neyi uygun bulduğu nereden bilinmektedir, kendisimi söylemektedir? Bakın sonuçtan tanrıya gidebilirsiniz ama tanrıdan sonuca gidemezsiniz! Tanrı şöyle yapmıştır, böyle düşünmüştür, böyle uygun bulmuştur. Bu yorumların hepsi tanrının ezeliyeti ve ebediyeti bilme gücüne ortak olmaktır. Bu mümkünmüdür? Tanrı gönderdiği hangi kitap ya da peygamber yoluyla benim düşündüklerimi tahmin edin ya da benim ağzımdan yorum yapın demiştir? Rica ediyorum tanrı ağzıyla, tanrıymışcasına yorumlar yapmaktan kaçınalım!
            Yazınızın neredeyse tamamını tanrının uygun gördüklerini anlatmaya ayırmışsınız! Ama lütfen bu sözlerinizin arkasında mı, bu sözleri size tanrımı yazdırıyor. Lütfen dikkat edelim, sizin inancınızda bu şirktir, yani tanrı gibi olmaya çalışmak onu pasif taklit etmek.
            Ben tanrıyı kişileştirmem ve elimden geldiğince kişileştirilmesini engellemeye çalışırım. Lütfen tanrımsılıktan kaçınalım.

            • Dark
              13/09/2013

              Siz surekli bir şeyleri farkli yöne cekmeye çalışıyorsunuz . Kelimeleri cimbizlayarak laf ebeliği yapmaya çalışıyorsunuz.O bir yorumdur arkadaşım en dogrusunu elbetteki Allah bilir.Hiçbir sey hakkında yorum yapmayan bir zihin nasıl gelişebilir. Burada zaten bir sonuç var ve cikan sonuç üzerine geliştirilen bir yorum mevcut. Allah zaten tum emir ve buyruklarını bize gönderdiği Kuran ile ve peygamberin sunneti ile vermektedir. Onu anlamak ve idrak etmeye çalışmak ve yaşamak da insanoğlunun görevidir. Burda geçen lafin da şirkle uzaktan yakindan alakasi yoktur. Allahin neden Arapça Kuran indirdiğine ilişkin bir yorum mevcuttur.(En doğrusunu Allah bilir).Sorunuza verilen bir cevaptir. Siz diyorsunuz ki hiçbir şekilde hiçbir yorum yapmayalim :D O zaman soru da sormayalim!
              Kur an i anlamak demek onun tercümesi ile de olmaz.Herhangi bir şiirin bile, tam tercümesine imkan yoktur. Ancak izah edilebilir. Kur’an-ı kerimin hakiki manasını anlamak isteyen bir kimse, din âlimlerinin kelam ve fıkıh ve ahlak kitaplarını ve tefsirleri de okumalıdır.
              Kur’an’ın anlaşılması; akıl, gönül, ruh, ilahi yakınlık ve ilahi sırla alakalıdır. Daha açık bir ifadeyle Kur’an, sadece kuru bir metin değildir. Onu anlamak sırlar odasındaki perdeler gibidir. O perdelerin her birinin kalkması Allah ile kul arasındaki yakınlıkla alakalıdır. Her perdenin arkasına varış da Kur’an’daki Allah’ın muradının anlaşılmasına bir adım daha yaklaşmaktır.

              • toro
                13/09/2013

                :) asla laf ebeliği yapmam. Kelimelerle aram iyidir, muhtemelen tanrı böyle istediği içindir!
                Ben yazdığınız yanıtta kutsal kitaplarda olmayan ama tanrı çıkışlıdır hissi verilerek yazılmış sonuç ilişkilerini irdeledim.
                Ben tanrıya inanırım ama dünyada ki hiç bir insan benzememinancımda, benzemek zorunda değilim. Söylermisiniz tanrıya farklı kitaplarla ve öğretilerle dolu bir labirentte (dünyada) onlardan hiçbirine sapmadan ulaşmak mı daha anlamlıdır, yoksa ona ulaşmak için onun el vermesine ihtiyaç duymak mı? Tanrı günah dediyse günahtır, o demeseydi bilemeyecektim! Bunu benim bilgisayarımda yapıyor, öyleki kaydet tuşuna basmasaydım yazdıklarımı kaydetmiyecekti, bastım kaydetti!
                Ha birde neyi yapmanız gerektiği, doğruyu yanlışı ve yaşamımız için gerekli herşeyi tanrı verecek, bu konuda ona muhtaç olacağız ama bütün alem bizim için yaratıldı diyeceğiz! Bakın bu tanrıyı küçümsemektir, onu insansı bir öfkenin ve intikamcılığın idolu yapmaktır. Ya bir varlık varlığını kendisine borçlu olan ve ol dediğinde olmak, yok ol dediğinde yokolmak arasındaki ince bir çizgide sıkışıp kalmış bir varlığa nasıl öfke duyar! Ol dedim oldu, yok ol dedim yok oldu. Anlamı ve varlığı bu kadar basit bir varlık nasıl olurda tanrısal bir öfkenin muhatabı olabilir.
                Ol dedim oldu! Ama yok ol demeyeceğim ama milyarlarcasının cayır cayır yanarken çektiği ıstırabı ve milyarlarca insanın çıkardığı o bilmem kaç desibel kuvvetindeki acılı haykırışlarını sonsuza kadar dinleyeceğim! Zaten aslında olmayan bir varlık sen ol dedin diye olduğu ve senin yarattığın ve onların içine koyduğun öfke, kibir, cinayet, kul hakkı yeme, tecavüz dürtülerine kapıldıkları için hep beraber miyarlarca çığlık atacaklar ve sen yok ol demek yerine sonsuza kadar bu çığlıkları dinleyeceksin!

                Bakın kendi tanrımı bu tanrıdan tenzihediyorum mesela benim tanrım şu hatayı yapamaz. Ben öyle olduğuna inanmak istiyorum belki bu da yanlış ama bencesi bu.

                Benim tanrım istemezse adem, hani o tanrı tarafından yaratılan, tanrının yanındayken bütün meleklerin kendisi önünde tanrının emriyle diz çöktüğünü gören ve tanrının bir insan verdiği ilk emre ” o ağacın meyvesinden uzak dur ” muhatap olan adem o korkuyla o meyveyi yiyemez, yerse tanrı izin vermiştir!

                Benim Tanrım istemezse, tanrının katından sürülen şeytan cennete gizlice sızamaz ve ademin aklını çelerek o meyveyi yemesini sağlayamaz. Çünkü tanrı şeytanı ademin yanında lanetlemiş ve insanların aklını çelebilmek için istediği mühleti vermiştir. Adem tüm bunlara rağmen o elmayı yiyecek cesarete sahip olamaz. Ve şeytan bunlara rağmen ademin aklını çelebilmişse tanrı izin vermiştir.
                ”İblis: “Rabbim! Öyle ise onların tekrar diriltilecekleri güne kadar bana mühlet ver” dedi. ﴾Hicr,36﴿”
                ”Allah da, “O halde sen vakti (yalnızca benim tarafımdan) bilinen güne (kıyamete) kadar mühlet verilenlerdensin” dedi. ﴾Hicr,37-38)

                Benim tanrı geleceği sadece ben bilirim diyorsa o bilir, yarattığı başka hiç bir varlık bilemez! Mesela melekler “Orada bozgunculuk yapacak, kan dökecek birini mi yaratacaksın” diyemez.Demişlerse tanrı izin vermiştir.

                Hani, Rabbin meleklere, “Ben yeryüzünde bir halife yaratacağım” demişti. Onlar, “Orada bozgunculuk yapacak, kan dökecek birini mi yaratacaksın? Oysa biz sana hamdederek daima seni tesbih ve takdis ediyoruz.” demişler, Allah da, “Ben sizin bilmediğinizi bilirim” demişti. ﴾30,Bakara)

                Birde insanoğluyla başlayan bozgunculuk ve kan dökme eylemi tanrının katında bulunamayacağına göre melekler bozgunculuk ve kan dökme gibi insani ve dünyevi ve henüz vücut bulmamış eylemleri nereden bilebilir ve bilmekle kalmayıp bunların kötücül özellikler olduğu sonucuyla tanrıya nasıl sitem edebilirler.
                ”Oysa biz sana hamdederek daima seni tesbih ve takdis ediyoruz.”

                Benim tanrım kendini ”Ben sizin bilmediğinizi bilirim” dediği meleklerinin yüzüne bugun itibariyle bakamayacak duruma düşmezdi. Çünkü tam ta onların dediği gibi insanoğlu bugün dünyada bozgunculuğun ve kan dökmenin ustası olmuştur. Geleceği sadece benim tanrımın bildiği bir süreçte tanrımın yarattığı melekler geleceği göremezdi!

                Ve benim tanrım insanoğlunun geldiği şu noktayı önceden görüp bildiği için kendini önceden uyarmaya çalışan melekleri o bozguncu ve kan dökücü insanın önünde eğilmeye zorlamazdı.
                ”Hani Rabbin meleklere, “Ben kuru bir çamurdan, şekillendirilmiş balçıktan bir insan yaratacağım Onu düzenleyip içine ruhumdan üflediğim zaman, onun için hemen saygı ile eğilin” demişti. ﴾28-29,Hicr﴿”

                Şimdi soru şu sizi yaratan tanrıyla yan yana durup, gücüne şahitlik eden kişi siz olsaydınız, tanrının yanıbaşındaki cennette,onun görüşünden kaçamayacağınız ruhunuza işlenmiş olduğu halde ve sizin yanınızda tanrının bütün ihtişamıyla şeytanı lanetlediğinine tanık olmuşken yine de şeytana uyarak onun size verdiği ilk emre karşı gelerek o elmayı yiyebilirmiydiniz? O cesaret sizde varmı?

                • Dark
                  13/09/2013

                  Acaba Allah bu kainatı bir kere yapsın ve bütün işleri şuursuz, kör ve sağır sebeplere havale edip çekilsin mi daha mantıklıdır.

                  Yoksa bu kainatı sonsuz gücü ile yaratsın ve her an tecelli edip kullarını duysun, görsün ve cevap versin mi daha yaratılış maksadına uygundur. Buna bir misal olarak, bir bisiklet yaptırmak için bir adam tutsak Ve bu adam hayatı boyunca kör, sağır ve tamamen akılsız olsun. Acaba bu işi yapabilir mi? Akıllı olan biz akılsız, kör ve sağır bu adama bu işi yaptırabilir miyiz?

                  Aynen öyle de Külli bir Şuur sahibi olan Allah, kainattaki bu muazzam derecede cereyan eden düzeni akılsız, şuursuz ve kör sebeplere havale eder mi?

                  Bulutlar, denizler, yıldızlar, balıklar, arılar, ağaçlar, havadaki oksijen dengesi, karbon dengesi vücudumuzdaki bu muazzam sistem ve bunları meydana getiren atomlar, akılsız, kör ve sağır oldukları halde bu işi nasıl yapabilsinler?

                  Kısacası şu an Allah –haşa- dünyada yoksa dünyanın dönmesinden vücut sistemimize kadar her şeyi akılsız, kör, sağır, merhamet duygusu olmayan sebepler yapıyor demektir ki; buna şeytan bile inanmaz.

                  Her insan kendisine dikkat etse, kendisinde bir hür iradenin, yani seçebilme kabiliyetinin olduğunu hisseder.
                  Mesela şu anda bu yazıyı okuyan bir okuyucu saçını kaşımak istediğinde kaşır, ayağa kalkmak istediğinde kalkar. Bunu kendisi seçer. Meyhaneye giden adam veya camiye giden adam ayaklarından zorlanarak başka bir güç tarafından götürüldüğünü düşünmez. Bu hür iradeyi her insan kendisinde hisseder.
                  Eğer –haşa- Allah bu kainatı başlangıçta yaratmış ve bütün senaryoyu yazıp gerekli talimatları bulutlara, yağmura, ağaçlara, gezegenlere v.s. vermiş ve tamamen çekilmiş ise kainattaki bütün düzenin bozulması lazım gelirdi.
                  Çünkü bu kainat tiyatrosunda senaryoyu bilmeyen ve uygulamayan 7 milyarlık bir insan tarifesi var.
                  Bu insanlar hür iradeleri olduğu için tabiata müdahale edebiliyorlar. Bir emirle Hiroşima’ya bomba atmayı seçip bütün oradaki tabiat dengelerinin bozulmasına sebebiyet verebiliyorlar. Ve orada gerçekleşmesi gereken bütün senaryo iptal oluyor.
                  Bütün insanların, dünyanın bütün yerlerinde bu senaryoya etkileri bütün tiyatroyu karışıklığa çeviriyor. Ve tabiat dengeleri bozuluyor.
                  İşte eğer deistlerin zannı doğru olsaydı kainat alt-üst olup hayatın çoktan bitmesi lazımdı.

                  • toro
                    14/09/2013

                    Değerli arkadaşım seni anlıyorum, çünkü benimde bana özgü bir tanrı resmim var. Fakat benim peşinde olduğum şey gerçek, apaçık gerçek. Tanrıylasorunum yok bence onunda bizimle sorunu yok. Ama dinler tanrının insanlarla insanların da tanrıyla sorunu olduğunu iddia etmiş ve ediyorlar yüzyıllardır. Şimdi değerli arkadaşım tanrının olaylara müdahil oluyor olmasını normal karşılıyorsun ve olağan diyorsun. O halde ortaya bir tezat çıkıyor. Çünkü tanrının herşeyi bilmesi ile özgür irade aynı anda yürümez. Şu nasıl olabilir? Olabilecek herşeyi biliyorsun ama olana müdahale ediyorsun. Bütün seçeneklere hakim olan tanrı müdahalesinin sonucunuda bileceğine göre neye müdahale ediyor. Örnek; Şeytan tanrıdan mühlet istediğinde tanrı o andan sonra olabilecekleri bilmiyormuydu? Kendini sürpriz bir hikayenin içinemi soktu. Ya da şeytanı yaratırken,daha sonra insanı yaratıcağını ve yarattığı şeytanın emrine karşı gelerek insanın önünde eğilmeyeceğini ve yarattığı insanların aklını çelmek için ondan kıyamete kadar mühlet isteyeceğini bilmiyormuydu?
                    Bak kavramlar çok basit. Çünkü her müdahale şeytana karşı bir yenilgidir,o zaman ve yenilmiş olması tanrısallık kavramını ve dinler tarafından hatasız olduğu söylemini çökertir. Örneğin tanrı 124.000 civarında peygamber göndermiş ve bunlarıda sadece kendi kavimlerine göndermiş. İlk insan adem ise ve insanların tamamı ademden türediyse neden farklı diller konuşmaya başladılar.Tanrı her kavme onların dilini bilen bir peygamber gönderebilmek için müdahil olup binlerse lisanmı yarattı?
                    Bak en başından başlayalım, şeytan tanrının yarattıklarını onun yolundan döndürme iddiasıyla çalışmalara ademin çocuklarından başlıyor. Diyelimki Kabilin aklına giriyor ve babasının (adem) paylaştırmasına uymayıp iki kardeşinden güzel olanıyla habilin değil kendisinin evlenmesi gerektiğini söyleyerek babasına yani ilk insana ve ilk peygambere itaatsizlik yapıyor. Bak şeytan 4 numaralı insanı yoldan çıkarttı. Peki bu seçenek tanrı tarafından bilinmiyormu?
                    Devam edelim, sonra adem tanrıya yalvardı ve onun yardımını istedi ve tanrı iki kardeşinde kendisine bir sunu getirmesini ve kimin sunduğu kabul edilirse onun güzel olan kızkardeşle evleneceğini adem aracılığıyla onlara iletti. Kabil kendi yetiştirdiği toprak ürünlerinden bir demet sundu, habil ise sürüsünden bir hayvanı(tanrı buseçenekleri zaten biliyor olmalı değilmi) ve tanrı habilin sürüsünden sunduğu hayvanı kabul edince kabil çok öfkelenir ve suratını asar. Bak şeytan tanrının iki kardeşe kudretini bizzat göstermesine rağmen kabili etkilemeye devam ediyor. Ve kabil yalnız kaldıkları bir zamanda tanrıya rağmen kardeşini kızkardeşi için öldürür. Şimdi bu olayda ki her sonuç bir gol ise şeytan kaç gol atmıştır. Bakın olaya tanrı müdahalesi var ama kazanan şeytan! Diyelimki tanrı şeytanın kazanmasını geleceğin istediği gibi şekillenmesi için kendsi istedi. Peki gönderdiği her peygamberin boşa gitmesi, her defasından yeni peygamberler göndermek zorunda kalması. En nihayetinde onların yanına birde kitap vermesine rağmen hala şeytanın bir yerlerde kazanıyor olması ne demektir.Ve cehennemde yanmaya gönderilecek milyarlarca insan şeytan tarafından tanrıya atılmış bir gol demektir! Arkadaşım şeytan tarih boyunca nasıl kazanıyor? Tanrının söylemine göre biz meleklerden üsütünüz öyleki önümüzde eğiliyorlar! Peki üstün olan insan düşük olan şeytan adlı meleğe nasıl yenilir?

                    Bak insan diyorki tanrı herşeyi bilir herşeyin hakimidir. Peki şeytan bunu bilmiyormu? Hikayeye bakınca bilmediği ortaya çıkıyor. Çünkü sonucunda tanrının kazanacağı bir süreç içinde tanrıya karşı bir eylem için izin istemenin nafile olacağını bilmeliydi! Peki şeytan tanrının emrine karşı gelip ademin önünde eğilmediğinde ne bekliyordu? Tanrının emrine karşı gelen ve ezalandırılmayan başka örneklermi olmuştuki o da şansını denemek istedi. Şeytan emre itaatsizlik yaptığında ortaya iki seçenek çıkacağını biliyor olmalıydı. Tanrı neyse sen eğilmesende olur, özünde haklısın hadi işinin başına diyebilirdi, ya da lanetlendin defol diyebilirdi. İkincisi oldu!
                    Peki şeytan nereye gidecek? Niye yokolmuyorda bir yerlere def ediliyor? Daha öncede def edilenlermi vardır, onların özel bir yaşam yerimi vardır. Diyelimki vardır bu yaşam yerini yaratan kim.,Tanrımı? Tabiki O! E o zaman birilerinin isyan edeceğini bilerek önceden onların gönderileceği yeride hazırladı. E bu seçenek onun tarafından bilinmiyormuydu? Değerli arkadaşım hatasız, mükemmel ötesi, kusursuz olan bir tanrının hikayesi böyle başlamaz,hikayenin elde kalır hiç bir yanı yok. Denilene göre tanrı, kendi yazdığı kitabın filmini seyretmektedir!
                    Bunlar teferruat,
                    Önemli olan benim sorumdu ve yine tekrarlamak istiyorum çünkü inancın özü bu sorunun cevabında gizlidir!

                    En mantıklınıza soruyorum, her tarafı gizli kamerayla dolu bir dükkandan yüzünüzü gizlemeden gidip izinsizce bir eşya alabilecek cesarette (cezasını bilerek) kaç kişi var. O cesaret belkide alacağınız şeyin sizin için hayati bir anlam ifade etmesiyle ortaya çıkabilir.
                    Peki hiçbir şeye ihtiyacınız yoksa!

                    Sizi yaratan tanrıyla yan yana durup, gücüne şahitlik eden kişi siz olsaydınız, tanrının cennetinde,onun görüşünden kaçamayacağınız ruhunuza işlenmiş olduğu halde ve sizin yanınızda tanrının bütün ihtişamıyla şeytanı lanetlediğinine tanık olmuşken yine de şeytana uyarak onun size verdiği ilk emre karşı gelerek o elmayı yiyebilirmiydiniz? O cesaret sizde varmı?

  44. toro
    11/09/2013

    Varlığımızın kaynağına ulaşmak için yola çıkmışız, sonra bölünmüşüz (dinler) sonra bölünenler arasında bölünmüşüz (mezhepler,tarikatlar) ve varlığımıza ulaşmayı bırakıp ötekinin yolunu sorguluyoruz.Hani öteki tarafta tek başımızaydık, cennete gizlice cehennemden adam sokabilecekmisiniz,ya da cehennemden adam kaçırabilecekmisiniz, yapacakmısınız bunları, ya da yapmak isteyecekmisiniz? O halde şimdi birbirinizle derdiniz nedir? Birbirinize yönelttiğiniz öfke, gözlerinizde biriken kin, dillerinizden dökülen küfür nedir? Arkadaşlar tanrı inandığınız dinleri onların ücretli çalışan milyonlarca kadrolu ruhbanı olsun diye göndermiş olabilirmi? Hayatta kalabilmek için bulması gereken parayı sizden farklı olarak tanrıdan kazanan milyonlarca insan! Öğretmenlik-Din adamı, Mühendislik-Din adamı, Doktorluk-Dinadamı vs. Farkları ne. Milyonlarca çocuk, hani belli bir yaşa kadar sorumluluğu olmayan ve kredi kartları ve onları kullanacakları marketleri olmayan milyonlarca çocuğun görmezden geldiğiniz bir yerlerde, kıyılarda, köşelerde öldüğü bir dünyada birilerinin tanrının sözlerinden para kazanmasını kendinize açıklayamazsınız. Sizce o çocukların anneleri babaları tanrıya çocukları ölmesin diye,su için bir dilim ekmek için dua etmiyormu? Etmiyormu ki onları aşağıdaki gibi hikayelerle gözmezden geliyoruz?

    ”Ateist bir berbere gitmiş.Berbere demiş ki Allah varsa neden dünyada bu kadar aç hasta insanlar var neden her şey kötü?Allah olsa böyle insan kalmaz Berber de demiş ki : Sokakta çok uzun saçlı sakallı insan niye var o zaman, berber olduğuna göre sakallı insan olmamalı.Allah da öyle aç hasta insanlar Allah’a gitmezse Allah onlara nasıl yardım etsin?”

    Arkadaşım bu hikayede berber tanrının eşitimidir? Demek ki berber tanrısal güçlerle donanmış ve aslında bunun farkında olan biridir. Söylermisin sevgili kardeşim,Tanrı ile yarattığını aynı cümle içinde kıyaslayan, eşit örnekmiş gibi veren bir atesiz, deist,agnostik vs. olsaydı ne tepki verecektin?

    • Dark
      14/09/2013

      Konu cok yana kaydığı için buradan devam etmek istiyorum :)
      Son cevap yazınızla ilgili olarak eğer ki vaktiniz var ise aşağıda atmiş olduğum video yu sonuna kadar izlemenizi tavsiye ederim. İnsan ve Allah arasındaki ilişki çok güzel bir şekilde anlatılmış,kapsamlı ve aradaki bağlantılar çok güzel bir şekilde bağlanmış ve sormuş oldugunuz sorularla ilgili cevaplar da mevcut. Kesinlikle vakit kaybı olmayacaktır.

  45. toro
    16/09/2013

    Değerli dostum, videoyu 1 saatlik kısmını aralıksız ama son yarım saati atlata atlata ve son sözlerini dinleyerek tamamladım. Doğrusunu istersen keşke İngilizcem o kadar iyi olsaydı da kendisiyle yüz yüze tartışabilseydik. Ne yazık ki videoda benim beklediğim cevaplar yok. Acı içinde geçmiş bir çocukluğun yarattığı duygusal savrulmalarla, acılarından doğan sığınma ve korunma içgüdüsünün kendini ulaştırdığı yeri anlatıyor ve doğal olarak ulaştığı yeri anlamlandırmaya çalışıyor, konuşmacı. Ama kavramları ve olayları karıştırıyor. Kitap bir kerede inmiş ve bir anda bütün yaşamı kapsamış gibi davranıyor, ama öyle olmadı.
    23 sene sürdü. Ve tepkilerin çoğu Hz.Muhammed in karşılaştığı olayların değerlendirilmesi ve o olayların merkez alınarak sonuçların geçmişte olanlar ve olacak olanlarla ilişkilendirilerek kurgulanmasıydı. Unutmayalım ki Hz.Muhammed hayattayken birleştirilmiş ve ciltlenmiş bir yapıt yoktu ve ölümünden çok sonra ilki toplandı ve ondan sonra ikincisi toplanarak ilki yakıldı! Ve mirasını bıraktıkları ve her şeye şahit olanlar onun ölümünden sonra ikbal ve güç kavgasına tutuştu ve bu savaşın bir tarafında eşi diğer tarafında kızının çocukları yer aldı. Öyle iyi terbiye edilmişlerdi ki geride kalanlar neredeyse peygamberin soyunu kurutacaklardı! Mirası bırakan kadar mirası taşıyanlarda önemlidir, peygamberlik zamanının tamamında onun yanında bulunanların o öldüğü naşı henüz toprağa kavuşmamışken nehir kıyısında ilk halifenin kim olacağını tartıştıkları da bilinir. Bu zevat bu kafayla kuran ı toplamışlardır.
    Neyse benim konum bu değil. Ben mantığın peşindeyim.
    O soruyu sonunda yine soracağım ama konuşmacıda değinmişken bir figürü tekrar ele almak isterim. İblis ya da şeytan ve diğer melekler!
    Konuşmacı meleklerle insanlar arasındaki farkın akıl ve ahlak olduğunu söylüyor ve bu yüzden insanların onlardan üstün olduğunu ve meleklerin insanları iyiye yönlendirme
    Çabasında olduğunu gördüğünü söylüyor. Maalesef ki ezberlenmiş ve pekişmiş kavramlar üzerinden.
    Değerli arkadaşım, insanoğlu tarihinde bazı isimlere farklı özellikler yükleyerek sıfat gibi kullanmaya başlamıştır. Örneğin ASLAN gibi güçlü, ÇAKAL kadar kalleş, TİLKİ gibi kurnaz, AKBABA gibi leş yiyici, KEDİ gibi sinsi. Şimdi insanın en nefret ettiği figürü yazalım İBLİS ya da ŞEYTAN. Hemen üzerine yüklenilen anlamlar çağrışmaya başlıyor değimli zihinde adı duyulur duyulmaz. İçimizdeki bütün kötülüğü çağrıştıran kavramı İBLİS le vücutlaştırıyoruz. İnsanoğlunun bildiği bütün kötülük o isimle anılıyor. Peki itiraz eden CEBRAİL olsaydı? Onun yerinede İBLİS elçilik yapsaydı. O zaman ne olacaktı İBLİS ismi sizin için kötülüğü çağrıştıracakmıydı? Onun yerine yani ŞEYTANCA nın yerine CEBRAİLCE mi diyecektik? Öncelikle anlaşılıyor ki iblis ismini sonrada almıyor adı hep iblis idi. Dolayısıyla insanlara öğretilenin aksine ismi kötülüğün simgesi değil! Kötülüğün kaynağıda diyemeyiz. Çünkü kötülüğün kaynağı olması için kötülüğü yaratanın o olması gerekir. KÖTÜLÜĞÜN YARATICISI KİMDİR? Kötülük şeytan tarafından tanrı ya rağmen yaratılmış ve tanrı kendisini yarattığı ama kötülüğü yaratacağını bilemediği ve yaratmasına engel olamadığı şeytanın yarattığı kötülüğe karşı o kötülüğü alt etsin diye İNSAN ımı yaratmıştır? Videodaki konuşmacı meleklerde akıl olmadığını iddia ediyor, kendisi eğitimli bir insan ama yinede inancını savunmak adına karalama yapmaktan duramıyor. Bakara suresine dönelim bir daha bakalım;

    ‘’Hani, Rabbin meleklere, “Ben yeryüzünde bir halife yaratacağım” demişti. Onlar, “Orada bozgunculuk yapacak, kan dökecek birini mi yaratacaksın? Oysa biz sana hamdederek daima seni tesbih ve takdis ediyoruz.” demişler, Allah da, “Ben sizin bilmediğinizi bilirim” demişti. ﴾30,Bakara)’’
    Bakın Tanrı meleklere bir halife YARATACAĞIM diyor, YARATTIM değil! Yani iki bacak, iki kol, iki göz, bir burun vs. oluşan o insan ortada yok henüz ve melekler görmedikleri ve bilmedikleri bir varlık için gelecekte BOZGUNCU ve KAN DÖKÜCÜ olacağını tahmin ediyorlar. Kendilerinden o kadar emindirler ki bu tahmine dayanarak tanrının sözünün üstüne söz söyleme cesaretini kendilerinde bulabiliyorlar. Videodaki konuşmacı yorumlarını ve bu ayeti insan sanki o an var edilmiş ve konuşmalar onun üzerine yapılmış gibi anlatıyor, ama öyle değil. Peki olmayan bir şey üzerine tanrıyı karşısına almak pahasına yorum yapan ve aslında tanrıyı kendilerinin ibadetinin ona niye yetmediği konusunda eleştiren bu melekler için insandan aptaldır demek bu kadar kolay mı?
    Peki tanrı aptal olan (konuşmacı bütün inancı bunun üzerine kurgulamış) meleklerle fikrini neden paylaşıyor? Onlardan tasdik mi istiyor, düşüncelerinden faydalanmak mı istiyor? Değerli arkadaşım tekrar etmekte fayda görüyorum, her olasılığın bilindiği yerde özgür iradeden söz edilemez. Her şeyi bilme gücü olan tanrı için ne insan ne de herhangi bir melek muhatap alınacak noktada değildir, söyler misiniz karşındaki kişinin ne söyleyeceğini bildiğin halde onunla konuşur musunuz? Soracağınızın sorunun cevabını bildiğiniz halde(her ihtimal dahilinde kesin olarak) o soruyu sorarmısınız?

    Allah Adem’e bütün varlıkların isimlerini öğretti. Sonra onları meleklere göstererek, “Eğer doğru söyleyenler iseniz, haydi bana bunların isimlerini bildirin” dedi. ﴾31﴿
    Melekler, “Seni bütün eksikliklerden uzak tutarız. Senin bize öğrettiklerinden başka bizim hiçbir bilgimiz yoktur. Şüphesiz her şeyi hakkıyla bilen, her şeyi hikmetle yapan sensin” dediler. ﴾32﴿
    Allah şöyle dedi: “Ey Adem! Onlara bunların isimlerini söyle.” Adem, meleklere onların isimlerini bildirince Allah, “Size, göklerin ve yerin gaybını şüphesiz ki ben bilirim, yine açığa vurduklarınızı da, gizli tuttuklarınızı da ben bilirim demedim mi?” dedi. ﴾33﴿ BAKARA

    Allah ademe varlıkların ismini ÖĞRETİYOR (sadece ona) Sonrada meleklere dönerek kendisinin rakipleriymiş gibi hadi bakalım siz daha iyi biliyorsanız bunların ismini bildirin diyor. Şimdi arkadaşım meleklerinde cevaben söyledikleri gibi bir varlık bilmediği bir şeyi nasıl bilebilir, tek öğretici tanrı öğretmediyse nasıl bilebilir? Ama tanrı ADEM e öğretiyor sadece ona.Tabiki adem artık bildiği için anlatabiliyor. Melekler tanrının kendilerine öğretmediği bir şeyi nasıl bilecekti ki? Ve tanrı ademi yaratmasının haklı bir nedeni olduğunu meleklere göstermek için ademin bilgisini arttırarak meleklere karşı üsütün görünmesinimi sağlıyor?
    Ve diyorum ki önemli olan şu doğru yolu buldu, bu şunu söyledi, başkası bunu yazdı değil siz ne hissediyorsunuz? Tanrıya karşı avukatlarınız yok sadece siz varsınız. O yüzden ben yine soruma dönüyorum;

    Sizi yaratan tanrıyla yan yana durup, gücüne şahitlik eden kişi siz olsaydınız, tanrının cennetinde,onun görüşünden kaçamayacağınız ruhunuza işlenmiş olduğu halde ve sizin yanınızda tanrının bütün ihtişamıyla şeytanı lanetlediğine tanık olmuşken yine de şeytana uyarak onun size verdiği ilk emre karşı gelerek o elmayı yiyebilir miydiniz? O cesaret sizde varmı?

  46. Dark
    17/09/2013

    İlk olarak Kuranin değiştirilmiş olabileceği ile ilgili bir takım ifadeler söylemişsiniz. Kuranin tumu ile ilgili matematiksel bağıntıları incelediğnizde zaten değiştirilmemiş olduğunu anlarsiniz. 1 kelimenin eksik veya fazla olmasi tum bu bagintilari bozuyor.
    http://www.kutsalgizemler.com/ daki videoyu incelemeniz bu konu ile ilgli yeterli olacaktır.
    Kuranın kendi içinde de zaten bu konu ile ilgili birçok ayet vardir.
    Allahü teâlâ, Kur’an-ı kerimi hiç kimsenin değiştiremeyeceğini ve bunu bizzat kendisinin koruyacağını bildiriyor:

    (Rabbinin sözü doğruluk ve adaletle tamamlandı. Onun sözlerini [Kur'anı] değiştirebilecek [hiçbir şey, hiçbir kuvvet] yoktur.) [Enam 115]

    (Kur’anı biz indirdik, elbette yine onu biz koruyacağız.) [Hicr 9]
    (Kur’an, eşi benzeri olmayan bir kitaptır. Ona önünden, ardından [hiçbir yönden, hiçbir şekilde] bâtıl gelemez [hiçbir ilave ve çıkarma yapılamaz. Çünkü] O, kâinatın hamd ettiği hüküm ve hikmet sahibi Allah tarafından indirilmiştir.) [Fussilet 41-42]

    2. olarak iblis-cebrail karşılaştırması yapmışsınız. Bu hatali bir karşılaştırma olmuş. İblis bir cindir.Melekler asla isyan etmezler. Allahin emri disina cikmazlar.
    (Meleklere, Âdem’e secde edin demiştik. İblis’ten başka hepsi secde etmişti. O, cinlerden idi. Rabbinin emrinin dışına çıktı. Ey insanoğulları! Siz Beni bırakıp onu ve soyunu dost mu ediniyorsunuz? Halbuki onlar size düşmandır. Kendilerine yazık edenler için bu ne kötü mübadeledir, takastır) [Kehf 50]
    Melekler İsyan etme, herhangi bir yasağı çiğneme ve günah işleme gibi durumları olmayıp “İsmet” yani günahsızlık ve “Emanet” yani güvenilir olmak sıfatlarıyla vasıflandırılmışlardır.
    . şeytan cin türünden bir varlıktır. “Ben cinleri ve insanları ancak bana ibadet etsinler diye yarattım” ayetine göre cinlerin yaratılış gayesi de, insanlarda olduğu gibi, Allaha inanmak, ona ibadet ve onu tanıma yolunda terakki etmektir. İnsanlar içerisinde bu imtihanı kaybeden küfür ehli insanlar bulunduğu gibi cinlerde de bulunuyor. İşte şeytan bu ikinci kısım cinlerdendir. Kendisi Hz.Ademe (as.) secde etmediği için İlahi rahmetten kovulmuş ve kendi arzusu üzerine bir İlahî hikmet olarak, kendisine kıyamete kadar insanlara musallat olma, onları yoldan çıkarmak için çalışma izni verilmiştir.

    3. olarak konuşmacı burada Melekler ile insan arasındaki farkı vurgulamak istemiş. Melekler akıl, şuur, his ve kabiliyetlere sahip olmakla birlikte iyi ve kötüyü birbirinden ayıran iradeye de sahiptirler.
    Fakat melekler irade sahibi olmalarına rağmen insanlardan farklı olarak nefisleri yoktur. Meleklerin her birinin sabit bir makamı ve belirlenmiş rütbeleri vardır. Nefsin kötü arzularıyla mücadele etmek zorunda kalmadıkları için makamlarında alçalma veya yükselme olmaz. Kendi iradelerinin seçimi olarak severek, hoşlanarak büyük bir lezzetle sadece Allah için vazifelerini yerine getirirler. Allah’ın razı olmadıklarına karşı bir istek bir lezzet duymazlar.Meleklerin akılları, hisleri nefis ve şeytanın etkisinden uzak olduğu için iradelerini bir şeyi yapmak için kullanacaklar ise Allah’ın istediği şeyde severek kullanırlar. Eğer iradelerini bir işi yapmamak için kullanacak olurlarsa o da yine Allah’ın istemediği, yasak ettiği emirlerini yapmamakta kullanırlar. İnsanlar ise bir SEÇİM hakkına sahiptir. BU sebebtendir ki yücelmesi durumunda meleklerden üst mertebeye cikabilir alçalması da aynı derecede aşağıda olmaktadır.
    KOnuşmada da bahsedilen en önemli vurgu Allahın bir plan dahilinde bu olaylarin akışı meydan getirmesiydi. İlk olarak insana akıl ve ahlak verildi ve ilk SEÇİM hakkı tanındı. BU seçimin yapılması ile de insan melekten farkli kendi başına hareket edebileceğini gösterdi doğru ya da yanlış. Dünya ya hazır olduğunu göstermiş oldu.(En doğrusunu Allah bilir)
    En son sorunuza gelince gerek peygamberliklerinden önce, gerekse peygamberliklerinden sonra hiçbir şekilde büyük günah işlememişlerdir.Bizim onlarla kendimizi kıyaslamamız okyanusla su damlacığını karşılaştırmaya benzer.
    Hz. Âdem, yasak meyvelerden yemekle bizim bildiğimiz mânâda bir günah işlememiş, daha iyi olanı terk etmiştir. Çünkü, ağaçtan yemeleri kendilerine haram kılınmamıştı ki, bir günah şeklinde düşünülsün. Neticede de, bu hatalarından dolayı Cennet nimetlerinden mahrum kaldılar. Cennette günah ve sevap mefhumunun olmaması bu günahın, bilinenden başka bir şeklinin olduğu da anlaşılır.

    Hz. Âdem’in yasak ağacın meyvesinden yiyerek Cennetten çıkarılmasında kaderin hissesini unutmamak gerekir. Çünkü,Allah (cc) insanı yaratmasındaki hikmet ve maksadın gerçekleşmesi, ancak Hz. Âdem ve Havva’nın Cennetten yeryüzüne inmesiyle mümkün olmuştur.

    Bir diğer konuda;
    Allah elbetteki geçmişide geleceğide bilmektedir. Fakat bu insanin kendi özgür iradesini kullanmadığı anlamına gelmiyor.Her müslümanın kadere inanması gerekiyor fakat alın yazısının anlamını iyi idrak etmesi lazım.Allah doğru ve yanlışı insanlara bildirmiştir.Seçimi bize bırakmıştır. Örnek olarak önümüzde A,B,C,D diye 4 ayrı yol var.İstediğinizi seçebilirsiniz. Diyelimki siz C yi seçtiniz. Allah biliyor ki siz o dörtyola geldiğnizde C yolunu seçeceksiniz.Yani Allah o yazgıyı o yolu seçmen için değil sen seçeceğin için yazıyor.Allah onu seni seçtirmek için yazmıyor, geniş ilmi ile onu seçeceğini bildiği için yazıyor.Buradan da anlayacağımız Allah dilerse bunu kolaylıkla değiştirebilir.Ama insana özgür irade verdiği için de bu kararı bizim vermemizi istiyor.Bu hayat ahiret için bir sınavdır. [“Sizin hanginizin en güzel ameli yapacağını” imtihan etmek için ölümü ve hayatı yaratan O'dur. Ve O; Aziz'dir, Gafûr'dur] Mulk/2

    Yine Kuran derki ”Gaybın anahtarları O’nun katındadır, onları O’ndan başkası bilmez, karada ve denizde olanları O bilir ve bir yaprak düşmez ki, onu O bilmesin; ne toprağın karanlıklarında bir tane, ne de kuru ve yaş hiçbir şey yoktur ki, o herşeyi açıklayan Kitap’ta bulunmasın.” Enam-59
    Yani olan herşey Allahın özgür iradesi ile olmaktadır ama seçim ve karar sizindir.Seçimimize göre de cezalandırılacak ya da ödüllendirileceğiz.

  47. toro
    19/09/2013

    Değerli arkadaşım, yazdıklarını ilgiyle takip ediyorum ama özellikle birkaç defa sorduğum o soruya hala cevap vermediğin bunun yerine etrafında turlayarak başka konularla ilgili açıklamalar yaptığını fark etmiyorum sanma  Yazının sonunda o soruyu yine soracağım ama şu iblis meselesini bir açıklığa kavuşturalım.

    Öncelikle;
    ‘’Hani meleklere, “Adem için saygı ile eğilin” demiştik de İblis hariç bütün melekler hemen saygı ile eğilmişler, İblis (bundan) kaçınmış, büyüklük taslamış ve kâfirlerden olmuştu. ﴾34,Bakara)’’ ve senin verdiğin sure;

    ‘’Hani biz meleklere, “Adem için saygı ile eğilin” demiştik de İblis’ten başka hepsi saygı ile eğilmişlerdi. İblis ise cinlerdendi de Rabbinin emri dışına çıktı. Şimdi siz, beni bırakıp da İblis’i ve neslini, kendinize dostlar mı ediniyorsunuz? Halbuki onlar sizin için birer düşmandırlar. Bu, zalimler için ne kötü bir bedeldir! (50,Kehf)’’

    Bak iki surenin iblisla alakalı bölüme kadarı aynı. Birinde iblis cinlerdendi diyor diğerinde ise açıklama yok. Kehf Bakara’dan önce inen bir sure ama Bakara dan onu biraz daha geliştirmesini beklenebilecekken Kehf i bence anlam olarak geriye taşıyor. Şöyle çözümleyelim;

    Tanrı diyor ki; MELEKLERE eğilin dedik! İBLİS’ten başka HEPSİ saygı ile eğilmişlerdi!
    Şimdi eğilin emri MELEKLERE geldiğine göre cin olan İBLİS in eğilmesi mantık olarak zaten beklenemez! Ama tanrı İBLİS’ten başka hepsi eğilmişlerdi diyor. Yani anlam olarak İBLİS in meleklerin arasından isyan eden olduğu çıkıyor. Şimdi diyelimki İBLİS cinlerden biz ayeti şöyle okuyup,
    ‘’Hani meleklere, “Adem için saygı ile eğilin” demiştik de İBLİS HARİÇ BÜTÜN MELEKLER hemen saygı ile eğilmişler, İblis (bundan) kaçınmış, büyüklük taslamış ve kâfirlerden olmuştu.’’

    Tanrı melekler ve cinlere eğilin dedi MELEKLER eğildi ama CİNLER eğilmedi! Böylemi anlayacağız?
    İBLİS HARİÇ BÜTÜN MELEKLER denildiğinde ben iblisin MELEK olmadığını mı anlamalıyım? Tekrar ediyorum eğilme emri sadece MELEK’lere ise İBLİS’e ne oluyor? Kendisine verilmeyen bir emre itaat etmediği için mi KAFİRLERDEN oldu? Kuran da ve ya diğer kutsal kitaplarda herhangi bir yerde Tanrının ADEM in önünde MELEKLER’ in haricinde başkalarının da eğilmesini istediğine dair bir bilgi varsa bilmek hoşuma giderdi!

    Kehf suresinin devamında Tanrı İblis ve neslinden ve onların düşman olduğundan bahsediyor ve Kendisi yerine onların dost edinilmesinden rahatsız olduğunu söylüyor! Bak başka kaynağa gerek yok bu Tanrı nın sözleridir ama Tanrı nın edebi yaklaşımı ve hitabeti burada hatalıdır. Çünkü Tanrı birden bire bize İblis ve nesli diye birilerinden, onların çok kötü olduğundan bahsediyor, onlar düşmandırlar diyor ama bu düşman nesil Tanrı MELEKLER e en büyük eserini sunarken oracıkta olabiliyor ve tanrının sunumuna nifak sokabiliyor! Bu düşman nesil oraya Tanrı tarafından mı çağırılıyor, öyleyse niye? Ya da kendileri gizlicemi geliyor, öyleyse nasıl?
    Şimdi Tanrı her şeyin sahibi, çünkü her şeyi yaratan O. Peki her şeyi yaratan Tanrı insanlara ‘’Şimdi siz, BENİ BIRAKIP da İBLİS’i ve NESLİNİ, kendinize dostlar mı ediniyorsunuz’’ derken İBLİSİ ve NESLİNİ kendisinin ALTERNATİFİ olarak koyduğunun farkında değil mi? Beni bırakıp DA!

    Şimdi bu iki ayetten anlaşılıyor ki; kötülük,nifak,başkaldırı hatta öfke insan henüz dünyaya inmeden tanrının katında vücut bulmuş. Tanrının yarattığı bir nesil (cinler) tanrıyı görebildikleri, duyabildikleri halde (biz göremiyor ve duyamıyoruz) ona isyan etmişler ve o isyan edenler İBLİS ve NESLİ olarak kainatın en kötüsü hatta Tanrının gözünde kendisinin alternatifi haline gelmişler.
    Değerli arkadaşım bak eğer şunu diyorsak ben zaten tartışmayı uzatmam! Tanrı her şeyin sahibi kardeşim, ister yaratır, ister yok eder, ister oynar, ister hile yapar, ister yakar ister cennetine alır sonuçta onun bileceği şey, çünkü oyuncak onun. Eğer olayın özü buysa zaten kimse tartışmaz. Ama eğer buysa lütfen, O na sevgiden, ilahi adaletten, iyilikten falan bahsederek birbirimizi kandırmayalım!Girdiğimiz sınava girmek istiyor muyuz diye sorulmadan hangi adaletten bahsedilebilir? Ya da zaten hiçlikten OL durulan insan için sınavı kabul etmiyorum HİÇ olmayı seçiyorum deyip yine hiç olmak ne kaybettirir.
    Yaradılışın temelinde olmayan adalet yaşamın içinde olamaz! Yani özgür irade diyoruz ama başımızda cehennem sopası sallanıyor. Madem iyi olanlar Cennete gidecek tamam işte sana ödül, kötü olanlar giremeyecek işte sana ceza peki Cehennem nedir? Niye birileri illa yanmalı, işkence görmeli, çığlıklar içinde acı çekmeli? Bak görüyoruz ki İBLİS ve nesli gördükleri ve duydukları Tanrı ya isyan etmişler ama buna rağmen ellerini kollarını sallayarak onun yanına kadar sokulabiliyorlar hatta cennete girmek orada vakit geçirmek istiyorlarsa bunu sadece istemeleri yetiyor. Bakınız İBLİS elini kolunu sallaya sallaya cennete girip ADEM i etkileyebiliyor! Ama biz kendi neslimiz için cehenneme gitmeliler, orada yanmalılar bunu hak ediyorlar diye bağırıp çağırıyoruz. Neymiş mantıken öyle olmalıymış.Ödül varsa cezada olmalıymış. Biz o zaman her yer iyiyle kaplı olsun niye kötülük var dediğimizde ise her şey İYİ olamaz mantıklı değil diye çok MANTIKLI bir yanıt geliyor. Peki her şeyin iyi olması fikri mantıksızsa CENNET ne oluyor, nasıl oluyor? Cennet insanlar mantıklı olduğunu düşünsünler diye iyilikle beraber kötülüğünde olacağı bir yer mi olacak?
    Arkadaşlar ödülün tersi ödülsüzlüktür. Ne yani 100 metre yarışını 1.bitirene madalya verip, diğerlerini teselli edip (ödülsüz kaldılar) birde bacaklarından vurmamız mı gerekiyor. Bırak cezaysa ödülden mahrum kalarak çeksinler cezasını dediğimiz anda Tanrıya karşı gelen ama buna rağmen kıyamete kadar cezasını beklerken sıkılmasın diye insanları yoldan çıkarmak için karşı geldiği tanrıdan MÜHLET alabilen İBLİS ten daha fazlamı günahkar oluruz?

    Değerli arkadaşım, görüyorsun ki sana Tanrı nın sözleri! nden başka hiçbir kaynaktan faydalanmadan cevap veriyorum. OKU maksa okuyorum, aklını kullanmaksa kullanıyorum. Bu sayede Tanrı nın aslında ne olmaması gerektiğini anlıyor ve daha önemlisi ne OLDUĞUNU biliyorum.

    Peki Tanrının istediği aslında bunca seçenekle (dinler) ve anlamsızlıkla çevrili haldeyken O na ulaşılması ise! Öyle ya Tanrı sadece kendisine ulaşmalarını istediği kitleyi yanlışlıkla 3 e bölecek değil ya! Arkadaşım şu anda kitaplı üç dine mensup olanlar için dünyada 3 adet tanrı var.Ve bu 3 kitle birbirine kendilerinin tanrılarının diğerlerininkinden daha yakışıklı olduğunu iddia edip duruyor.Bunun için kan döküyor. Çözümlemeyi iyi yapar ve gerçekten objektif analiz edersen durumu bu 3 dine inananların her birinin aslında kendilerine ait tanrıları olduğunu görebilirsin. Bunu gördüğünde ise kendine Tanrı kendini 3 e bölüp aslında 1 taneyim diyebilir mi diye soracaksın!

    Söz verdiğim üzere sorumu yineliyorum,

    izi yaratan tanrıyla yan yana durup, gücüne şahitlik eden kişi siz olsaydınız, tanrının cennetinde,onun görüşünden kaçamayacağınız ruhunuza işlenmiş olduğu halde ve sizin yanınızda tanrının bütün ihtişamıyla şeytanı lanetlediğine tanık olmuşken yine de şeytana uyarak onun size verdiği ilk emre karşı gelerek o elmayı yiyebilir miydiniz? O CESARET sizde var mı?

    Burada konunun İBLİSL e alakalı yok konu tamamen CESARET ile alakalı.
    Kendine iyi bak değerli arkadaşım.

  48. Dark
    19/09/2013

    ‘Neden yaratıldık?’ sorusunu sormak, akıl sahibi olmanın bir alametidir.
    Fakat bu sorular ancak ‘bir insan olarak kainattaki vazifelerimizi öğrenmek’ amacıyla sorulabilir. Yoksa, ‘Neden yaratıldım ki(!) Beni yaratırken, Allah bana mı sordu?’ şeklinde insanın sonsuz kudret sahibi olan yaratıcısını sorgulamaya kalkışır gibi sorular sorması edebini ve haddini aşmasından başka bir şey değildir. Bir sinek kanadını dahi icat etmeye aklı ve gücü yetemeyen aciz insanın, sonsuz ilim ve kudretiyle tüm kâinatı yaratmış olan Allah’a ukalaca hesap sormaya kalkışması; üç yaşındaki bir çocuğun bir profesörü hesaba çekmeye kalkışmasından binlerce kez daha saçmalık olacaktır.
    İnsan, genel bir yanılgı ile Allah’ın, ‘insanın var olmasını istediğini ve sonra insanı yarattığını’ düşünüyor. Oysa ki zaman kavramı sadece insanlar (yaratılmış olanlar) içindir. Dolayısıyla Allah (cc) için ‘önce istedi ve sonra yaptı’ diye bir zamanlamadan bahsedilemez! Allah’ın ilminde her şey bir ‘an’ içinde vardır. O’nun ilminde her şey ezeli ve ebedidir, ‘sonradan’ var olmaz.

    Dünya üzerinde en fazla değer verdiğiniz, en çok sevdiğiniz bir insanın bir suç işlediğini düşünün. Ve kesin ceza görecek. Ya ‘müebbet hapis’ ya da ‘idam’ verilecek. Hangisini seçersiniz? Varlığı mı, yokluğu mu!?

    Bir de masmavi bir okyanus içerisinde müthiş güzellikte bir ada düşünelim. İçinde hiç görülmemiş çeşit çeşit ağaçlar, rengarenk çiçekler, insanı dinlendiren rahatlatıcı bir hava, büyüleyici güzellikteki hayvan türleri bulunuyor. Hem bu ada her türlü teknolojiye, gelişmiş bir hayat düzeyine sahip. Bu muhteşem ada, çok zengin ve çok cömert birine ait. Bu cömert zat çok sevdiği ve ihtiyaçlı- fakir birisini tüm sevdikleriyle beraber bir süreliğine o adaya göndermek istiyor. Adayı içindeki hizmetçilerle birlikte onun hizmetine verecek. Ondan hiç bir ücret istemiyor. Çünkü çok cömert ve çok zengin, hiçbir şeye ihtiyacı yok. Fakat bütün bu güzelliklerin yanında ona şart koyduğu bir şey var; ‘kendisine ve adaya faydalı olacak işler’ yapmasını istiyor. Bu şarta dikkat ederse, bu adadan daha mükemmel bir yaşam ödülü var. Hem orada vazife de, çalışmak da yok.

    Bu muhteşem adaya gönderilen kişinin; ‘Yaa.. keşke beni göndermeseydi, istemiyorum ben… Ne gerek vardı? Niye gönderdi ki beni buraya? Ben yok olmak istiyorum. Burada olmak da istemiyorum, buradan sonraki memleketi de istemiyorum…’gibi laflar etmesi acaba hangi aklın kabul edeceği bir durumdur!? Ve onu çok seven, o çok cömert zata karşı ‘hesap sorar gibi’ haksızlık etmesi bozulmamış bir vicdanın kabul edeceği bir durum olabilir mi? (!)

    Yaratılışın sebebi; var olmanın güzelliğidir. Allah (cc)sonsuz rahmetiyle varlığı dilemiş ve insanı yaratmıştır. Belki de insan ‘yokluğu’ anlayamadığı için ‘varlığın’ kıymetini idrak edemiyor(!) Akıl almaz bir şekilde ‘neden var olduk ki!?’ diye sorgulayabiliyor.

    EN son sorunuzu cevaplamistim aslinda ama cümle düşüklüğü olmuş üst cevabımda peygamberler gerek peygamberliklerinden önce, gerekse peygamberliklerinden sonra hiçbir şekilde büyük günah işlememişlerdir.Bizim onlarla kendimizi kıyaslamamız okyanusla su damlacığını karşılaştırmaya benzer. Yani insanın fıtrati gereği insan bunu yapmaya musait bir yapıda bir seçim hakkı var. Peygamber bile kandirilabiliyorsa biz neden kandırılmayalim.İnsan bir melek değil asla bunu unutmayalım.

    Aynı zamanda İnsan; Allah’ın isimlerini görmek ve göstermek için yaratılmıştır

    İnsan üç şekilde Allah’ın isimlerini görür ve gösterir;

    1. İnsan, Cenab-ı Hakk’ın isimlerini göstermek için yaratılmıştır

    İnsan; vücudu, terbiyesi, hisleri, maddi manevi sahip olduğu her şey ile Cenab-ı Hakk’ın isimlerine bir aynadir. Mesela; yaratılışı Allah’ın Sani’ (Sanatkar), Halık (Yaratıcı) gibi isimlerini gösterirken; güzel terbiyesi ile Kerim (yüksek şeref ve izzet sahibi, cömert olan), Latif (güzel, çok lutf edici) isimlerine ayna vazifesi görür.

    2. İnsan, kendi sıfatları ile Allah’ın sıfatlarını bilmek için yaratılmıştır

    İnsan, kendisine verilen sınırlı yetenekler ile Allah’ın sıfatlarını tanır. Mesela, insan evini idare eder, bilir, gözetir. Böylece anlar ki, bu kainat sarayını da idare eden, bilen, gören bir Zat vardır.

    3. İnsan, kendinde olmayanlar ile Allah’ın varlığını göstermek için yaratılmıştır

    Mesela; insan ölür. İnsanın ölümü, ‘Bakî (ölümsüz) olan bir zatın’ varlığını gösterir.
    Karanlık aydınlığın güzelliğini farkettirmek içindir. İnsanın ‘güçsüzlüğü, fakirliği, ihtiyaçları, zaafı’ da Cenab-ı Hakk’ın muhteşem sıfatlarının farkedilmesini sağlar. İnsan, yaşamını sürdürebilmek için neredeyse herşeye muhtaç yaratılmıştır. Fakat ‘küçücük bir mikroba bile söz geçirecek kadar’ kuvveti yoktur. İnsanın bu zaafı; bütün kainatı insana hizmetkar eden ‘Kadir-i Rahim’in (sonsuz güç ve merhamet sahibi Allah)’ varlığını göstermektedir.
    İnsan, Allah’a kulluk etmesi için yaratılmıştır

    “(Ben) cinleri ve insanları, ancak bana ibâdet etsinler diye yarattım!” (Zariyat, 56)

    Elbette ki cinlerin ve insanların yaratılışı belli bir gayeyle sabittir. Bu gaye Allah’ın emirlerini yapıp yasakladıklarından kaçmak demek olan ibadet vazifesi halinde ortaya çıkmaktadır. Vazifesini yapan varlığının gayesini yerine getirmiş olur. Yerine getirmeyen veya aksatan ise varlığının gayesini yitirmiş ve başıboş kalmış olur.

  49. Dark
    19/09/2013

    Ayrı olarak;

    bahsedilen ayet:

    ”Hani biz meleklere: Âdem’e secde edin, demiştik. İblis hariç hepsi secde ettiler. O yüz çevirdi ve büyüklük tasladı, böylece kâfirlerden oldu.” (bakara 34)

    Bu ayetin arapçasında kesinlikle iblisin bir melek olduğu anlaşılmıyor ! Bakara suresinin 34. ayeti türkçe mealde yanlış anlaşıldığı için ayetlerde çelişki olduğu sanılıyor. Bu ayette Arapçada ”tağlib sanatı” diye bilinen bir gramer kuralı mevcuttur. Tağlib sanatına göre çoğunluğa hitap edilir. Mesela bir sınıfta yüz öğrenci var ise ve bu yüz öğrencinin arasında yalnızca bir tane kız var ise… ve öğretmen bütün erkekler ayağa kalsın derse arapçadaki bu kurala göre o tek kızı ayrı belirtmeye gerek kalmıyor. yani bütün erkekler dediğin zaman otomatikmen o bir kızı da kapsıyor. (Tabi bu tersi için de geçerlidir. Bir tane erkek olsaydı da durum aynı olurdu)

    Aynı şekil ayette iblisi ayrı belirtmeye gerek kalmıyor. Dolayısıyla bu ayette iblisin melek olduğu anlaşılmıyor. Kehf suresinin 50. ayetinde iblisin açıkça cin olduğu yazıyor.

    sonuç: İblis bir cindir ve ayetlerde kesinlikle çelişki yoktur.

  50. toro
    20/09/2013

    Merhaba,
    Verdiğiniz örnekten başlayayım cevaplamaya;
    “(Ben) cinleri ve insanları, ancak bana ibâdet etsinler diye yarattım!” (Zariyat, 56)
    peki sonuç?
    Yaratılma sebepleri sadece yaratıcılarına ibadet etmek ise, nasıl olurda yaratıcılarına ibadet etmezler? Diyelim ki etmiyorlar, peki nasıl etmiyorlar? Yaratılma sebepleri Tanrı ya ibadet olan varlıklar yaratılma sebeplerini nasıl yadsıyorlar? Şimdi mantıksal kurgulamada bir hata ihtimali bile belirse savunma olarak TANRI nın PLANI vardı diyorsunuz! Peki söylermsiniz TANRI nın PLANI sadece ona tapsınlar diye yarattığı varlıkların onun haricinde bir şeylere tapmasına da izin verecek şekilde insanları ve cinleri kurgulamakmıydı? Ayet yaratılma amaçlarının kesinliğini üstüne basarak vurguluyor. Peki nasıl oluyorda bu varlıklar Tanrı dan başkasına yönelebiliyor? Tanrı onlara başka seçenek vermeseydi onlar Tanrı dan başkasına yönelebilirmiydi? Onların kendisine tapması bu kadar hayati bir gereklilikse tapmamalarını sağlayacak figürlere ne gerek vardı? Şimdi hem ”sadece bana tapsınlar diye yarattım” diyeceksiniz hemde farklı davranmaları için gerekli olan şartları da yaratacaksınız! Peki Tanrı kiminle yarışıyor, ya da kime neyi ispatlamaya çalışıyor ya da Tanrı çift kişiliklimi? Yani bir tarafı insanların sadece ona tapmasını isterken diğer yüzü inanmamaları için gerekli şartları hazırlıyor. İki durumuda kendisi yaratıyor ama sonuçta arada bıraktığı İnsan ve Cin ceza çekiyor. Bu nasıl bir PLAN’dır?
    Vereceğim örnek biraz ağır olabilir ama kusura bakma, bunu yapmak zorundayım.
    Diyelim ki bir insan yeni doğmuş bir köpeği sahiplendi.Doğar doğmaz annesinden alıp kendi evinde beslemey başladı. Köpek kendisini besleyen ve belli bir zamana kadar koruyan bu kişiye inanılmaz derecede bağlandı ve karşılık olarak onun bütün komutlarına uymaya hatta sadece onun elinden ve onun istediklerini yemeye başladı. Mümkün değil sahibi istemediği için ne başkasına yaklaşıyor, ne başkasının elinden yemek yiyer nede başkasının komutlarına karşılık veriyor. (biliyoruz ki köpekler sahiplerine yukarıda anlatılan hatta daha ileri seviyede sadık olabilirler, sahiplerinden şiddet görseler bile)
    Ama birgün köpeğin sahibi bu durumdan sıkıldı ve köpeğin başkasının elinden de yemek yemesi yolunda onu yönlendirmeye ve komutlar vermeye başladı. Köpekte sahibinin açtığı bu yola girdi ve başkasından da yiyecek almaya başladı. Sonuç olarak köpek artık beslenmesi için sadece sahibine ihtiyaç duymadığını beslenmesi için gerekli yiyeceği aslında başkasından da temin edebileceğini deneyimlemeye başladı. Çünkü o doğduğu andan itibaren beslenmesi için gerekli gıdanın sadece sahibinden gelebileceğini öğrenmişti. Yeni durum kafasını karıştırsa da duruma kısa sürede ayak uydurdu ve birgün kendisini en sevdiği yiyecek ile kandırarak evine götüren başka bir sahip buldu!

    Şimdi söylermisiniz köpeğin ilk sahibi bu durum karşısında kime kızmalı, köpeğemi?
    Yoksa kendisine mi? Öyle ya eğer işler yolunda giderken, sevgili köpeği sadece kendisine itaat ederken sırf kendi maceracılığından köpeği başkasınında peşinden gidebilecek yola sokan kendisiydi? Şimdi de ana fikri soralım, Köpeğin ilk sahibinin sadece kendine yönelmiş köpeğini farklı yönlendirmelere gark etmesini gerektircek SIKINTISI neydi? Köpeğin ilk sahibinin kendisini neredeyse annesi sanan, istediğinde gazetesini, terliklerini getiren ve evini davetsiz misafirlere karşı koruyan köpeğinden sıkıntısı neydi? Neydi de, kendisi yönledirmediği taktirde kesinlikle başka bir sahip arama gibi bir derdi olmayan köpeğinin kendisinden gitmesini sağladı.Ve Köpeğin ilk sahibinin şimdi kapının önündeki boş köpek kulübesine bakıp, kendisini bırakarak giden köpeğine NANKÖR deme hakkı varmı? Bu hikayede Tanrı, İnsan ve İblis karakterlerini istediğiniz gibi dağıtabilirsiniz?

  51. Dark
    20/09/2013

    Peki nasıl oluyorda bu varlıklar Tanrı dan başkasına yönelebiliyor? Tanrı onlara başka seçenek vermeseydi onlar Tanrı dan başkasına yönelebilirmiydi? diye sormuşsunuz. Allah (c.c) insanlara SEÇİM HAKKI vermiştir. İyiyi ve kötüyü birbirinden ayırmasını,kendisini tanimasini,ona kulluk etmesi gerektiğini tamamen onun iradesine bırakmıştır. YOKSA zaten melek olurduk, cehenneme ihtiyaç kalmazdi.

    Allah (cc), insanın kendisine ibadet etmesini istemiştir. Hayrı, iyiyi, güzeli SEÇMESİNİ ve manen yükselerek hadsiz manevi makamları kat etmesini emretmiştir. Ve Allah (cc) insanı bu emrine, bu isteğine en uygun bir kabiliyetle yaratmıştır.

    Dünya ise, insanın maddi-manevi bu muhteşem kabiliyetlerini ortaya çıkaracak, hayır ve şerrin karışık olduğu güzel bir imtihan yeridir. İnsan şayet cennette kalsaydı melekler gibi makamı sabit kalacaktı. Halbuki sabit bir makamla Allah’a ibadet eden melekler çoktur, bu tarz ibadet için insanlara gerek yoktur.

    “(Ben) cinleri ve insanları, ancak bana kulluk etsinler diye yarattım.” (Zariyat, 56)

    “Göklerde ne var, yerde ne varsa Allah’ındır. (Bütün bunlar,) kötülük edenleri yaptıklarıyla cezâlandırması, iyilik edenleri de daha güzeliyle mükâfâtlandırması içindir.” (Necm, 31)

    “(Biz) göğü yeri ve bunların arasında bulunanları oyuncular(ın işi eğlencesi)olarak yaratmadık.” (Enbiya, 16)

    Yani ” biz bu dünyayı boşuna yaratmadık. Aksine bunların her şeye gücü yeten, emrine uyulması gereken, kötülük işleyenin de, iyilikte bulunanın da yaptığının karşılığını veren bir yaratıcısının olduğuna dikkat çekelim diye yarattık. Bizler gökleri ve yeri insanlar birbirlerine zulmetsin diye, onların bir bölümü küfre sapsın ve emrolunduklarına bazıları muhalefet etsin, sonra da amellerinin karşılıkları verilmeksizin ölsünler, dünyada kendilerine hiçbir iyilik emredilmesin; çirkin ve kötü olan hiçbir şey de kendilerine yasaklanmasın diye yaratmış değiliz.” anlami çıkmaktadır.

    Bu dünyada insan iradesi serbest bırakılmıştır. Dileyen dilediği gibi yaşıyor, herkesin hakkı tam olarak dünyada verilmiyor. Çoğu zaman zâlimler izzetiyle, mazlumlar zilletiyle kalıp dünyadan göçüp gidiyorlar. Çünkü bu dünya ceza ve mükafat yeri değildir, imtihan yeridir.

    Fakat son derece adaletli ve merhametli bir Allah (cc), cehennemi yaratmamakla böyle bir adaletsizliği, merhametsizliği kabul edemez. Elbette mazlumlar hakkını alacak, zalimler cezalandırılacaktır.

    ”İnkâr edip âyetlerimizi yalanlayanlara gelince, işte onlar Cehennem ehlidirler!” (Maide, 10)
    “(Kendilerine denilir ki:) “İşte kendisini yalanlayıp durduğunuz ateş, budur!” (Tur, 14)
    “(Ki o gün kâfirlere şöyle denilir:) “Kendisini, yalanlamakta olduğunuz (azâb)a gidin!” (Mürselat, 28-29)

    “Bu o Cehennemdir ki, günahkârlar onu yalanlar! (O gün) onunla (o Cehennem ile) kaynar su arasında dolaşır dururlar!” (Rahman, 43-44)

    Allah (cc) kendisine iman etmeyenleri defalarca cehennemle uyarmıştır. Buna rağmen inkâra devam edenler, elbette cehennem azabını hak etmektedirler.
    Düşünün ki;bir memlekette serseri, kanunlara uymayan bir adam, o ülkenin hükümdarına: “Beni cezalandıramazsın, hapse atamazsın!” diyerek izzetine dokundursa, elbette o hükümdar, şehirde hapis olmasa da o edepsiz için bir hapis yapacak, onu hapse atacaktır.
    Kâfir de: “Cehennemi yaratamaz, beni cezalandıramaz” demekle Allah’ı âcizlikle suçlamış, hem de izzetine karşı çıkmış olur.

    Allah diğer kullarının hakkını korumak için kâfirleri cehenneme atacaktır
    Kâfir insan Allah’ı inkar etmekle, onun ebedî olan isim ve sıfatlarını ve dolayısıyla ona ibadet eden bütün varlıkların zikirlerini, tesbihatını inkar etmiş oluyor. Bütün varlıklar kendi diliyle “Allah birdir” derken, kâfir bunları yalanlıyor. Çokyüksek kıymetle ve sanatlayaratılmış varlıklara “manasız ve kıymetsiz” nazarıyla baktığı için hepsinin hakkına giriyor.
    Allah elbette sayısız mahlukunun hakkına giren kâfirden onların hakkını alacak, cezalandıracaktır. Ki bu hakların karşılığı ancak ebedi cehennem olacaktır.

    Son olarak ta Kâinatta zıtlar iç içe yaratılmıştır. Biri olmadan diğeri anlaşılmaz. Mesela sıkıntı olmadan ferahlığın ve lezzetin kıymeti anlaşılmaz. Karanlık olmadan aydınlığın, çirkinlik olmadan güzelliğin dereceleri ortaya çıkmaz. Cehennem olmadığında da cennetin pek çok lezzetleri gizli kalacak ya da kıymeti anlaşılmayacaktı.

  52. toro
    23/09/2013

    ((((Peki nasıl oluyorda bu varlıklar Tanrı dan başkasına yönelebiliyor? Tanrı onlara başka seçenek vermeseydi onlar Tanrı dan başkasına yönelebilirmiydi? diye sormuşsunuz. Allah (c.c) insanlara SEÇİM HAKKI vermiştir. İyiyi ve kötüyü birbirinden ayırmasını,kendisini tanimasini,ona kulluk etmesi gerektiğini tamamen onun iradesine bırakmıştır. YOKSA zaten melek olurduk, cehenneme ihtiyaç kalmazdi. )))) DİYE YANITLAMIŞSINIZ BENİ!

    Hangi seçim hakkı? SEÇİM HAKKI dediğiniz şey. Günlük hayatta karşılaştığınız her olaya kişisel olarak verdiğiniz tepkidir. Yani karşılaştığınız herbir olay için yaptığınız eylem ya da eylemsizlik halidir. Yani şöyle, yolda yürürken sizden para isteyen birine 1 Lira verirseniz o para KELEBEK ETKSİYLE bir gelecek üretir vermezseniz başka bir gelecek. Örneğin parayı verdiğiniz kişi o parayla 1 ekmek alabilir ve o ekmeği mesela 3 kişiyle paylaşır ve o gün için 3 kişinin karnı doyar. Öte yandan ekmek almak için fırıncıya verilen ara fırıncını o parayı küçük kızına verir küçük kız o parayla bakkaldan şeker alır, bakkal o para ile toptancısından mal alır, toptancı o parayı başkasına verir ve döngü içine belkide binlerce kişiyi alarak ilerler. Ya da dilenciye verdiğiniz parayı gören başka biri siz gittikten sonra dilenciyi döverek o parayı ondan alır. Siz o an orada o parayı dilenciye vermeseydiniz kötü niyetli olan başkası o adamı farketmeyecek ve dövmeyecekti. Yani yaptığınız iyilik bir kötüğün oluşmasının fitilini ateşlemiş oldu!Şimdi ben kendi TERCİHİM ile verdiğim para sadece benim tercihim ve sadece benim kaderim mi oldu? Tanrı benim verdiğim 1 lira için kaç kişiye kaç tane seçenek geliştirdi. Eylemi yapan bendim ama o eylem binlerce kişinin kaderini etkiledi! Şimdi bu simülasyonu kafanızda genişleterek yapın sonrada Tanrı size iyi ile kötü arasında TERCİH HAKKI veriyor cümlesini yine bu kadar kolay kurabiliyormuyuz bakalım. Sanki tercih yapıp öylesine dümdüz yürüyüp gidiyorsunuz!
    Siz kaderin aslında mantıksız olduğu noktada onu mantıklıymış gibi görmek için çözümler geliştirmeye çalıştırıyorsunuz.
    Bakın bir örnek daha; dünyanın yörüngesine yerleştirilmiş bir uydu var. Bu uydu yaklaşık 25 yıl önce yörüngeye yerleştirilmiş ve dönüyor. Neyse artık emekli olma zamanı başıboş gezecek yörüngede. Ama bir şey oluyor uydu atmosfere giriyor ve yere düşmeye başlıyor. Kadere bakın ki uydu bir ilkokula denk geliyor. O an okulda tenefüste oynayan yüzlerce çocuğun arasına düşen uydu orada hepsinin ölümüne sebep oluyor. Çocukların en büyüğü 12 yaşında uydu ise 25 yaşında yani onlar doğmadan o uydu var olduğuna göre uydunun kafalarına düşmelerine sebep olacak bir eylemi ya da TERCİHİ onlar yapmış olamaz. Peki kimin kaderi içinde oluşan bir TERCİH bu çocukların ölümüne yol açtı? Yaşam içinde bir birim insanın yaptığı her eylem ya da tercih adına ne drseniz deyin sadece kendisini etkilemez KELEBEK ETKİSİ ile milyonlarca insanın hayatını etkiler! Mesela Örümcek adama özenen 10 yaşındaki bir çocuk balkondan aşağı düşer ve ölür. Eğer örümcek adam olmasa o çocuk ona özenmeyecek ve düşmeyecekti. Diyelimki örümcak adam karakterini yaratan kişi bu çocuğun ölümüne sebep olan bu eylemi için kötü oldu! Peki ya çocuk? Şimdi tanrı örümcek adam karakterini yaratan kişinin bu eylemi sonucu yazdığı kaderin içine bu tercihi paylaşmayan ama tercihin sonucundan etkilenerek bir eylem yapan cocuğun kaderini birbiriyle çarpıştırıp çocuğu o senaryoda yanına mı alıyor?

    Kısacası ”Allah (c.c) insanlara SEÇİM HAKKI vermiştir” şekliinde 5 kelimeden oluşan ve kolayca yazılıp söylenebilen birşey değildir, söylediğiniz!

    ”’İyiyi ve kötüyü birbirinden ayırmasını,kendisini tanimasini,ona kulluk etmesi gerektiğini tamamen onun iradesine bırakmıştır. YOKSA zaten melek olurduk, cehenneme ihtiyaç kalmazdi”’ DEMİŞSİNİZ,

    Kimin ihtiyacı kalmazdı? Bizim mi yoksa tanrı nınmı? İHTİYAÇ derken bu ihtiyaç kimin? İnsan diyorsanız tartışırız, ama Tanrı diyorsanız daha sert tartışırız. Yani siz bana Tanrı nın İHTİYACI olduğunu mu söylemeye çalışıyorsunuz?
    Tanrı İHTİYAÇ duydu! Bu İHTİYAÇ duymak tanrısallığı sorgulatmazmı sizce. Devem edelim Tanrı insanları yaratmaya, onları test etmeye, onları ödüllendirmeye bazılarını da cezalandırmaya ihtiyaç duydu! Öyleya Tanrı bu kadar şeyi niye yaptı?
    İstedi diyebilirsiniz. İstemek eylemi sonucunda bir fayda beklemektir, istemek fiili kişisel veya toplumsal talebin gösteriliş biçimidir. Yani eylemin bir beklentisi vardır. Peki tanrı böyle olmasını niye istedi? İstediği şey kendini ve gücünü kendine ispat etmek, kendisini ve gücünü başkasına ispat etmek, kendisini ve gücünü kendi yarattıklarına ispat etmek!
    Bu 3 seçenektede Tanrı nın beklediği birşey vardır. Ama herşeyi olan bilinmezi bilen geleceğin ve geçmişin sahibi olan tanrı ”BEKLENTİ” sahibi olabilirmi? Beklemek aynı zamanda ummaktır. Tanrı UMUT un tarafı olabilirmi?
    Bakın lütfen dikkat edelim, tezinizi ispatlamak için tanrısal özelliklerle hiç alakası olmayan hatta o özellikleri sirkülase eden ”İHTİYAÇ” kelimesini kullanmanız diyaloğu nerelere getirdi!
    Devam edelim bu yaratma kurgusuna göre Tanrı nın kendisine kulluk edilmesine İHTİYACI” mı var? Tanrı bu kurguyu bir beklenti ve ya bir test için oluşturduysa söylermisiniz neye ihtiyacı var? İhtiyacı olan, ihtiyaç duyan bir Tanrı düşünülebilirmi?

  53. Dark
    23/09/2013

    Yine laf ebeligi yapiyorsunuz. :D Benim ne demek istedigimi gayet iyi anladiniz ama olayi farkli boyutlara getirmeye çalışıyorsunuz. Benim sizle bir laf yarışına girme gibi bir niyetim yok. Sizi inandırmak gibi bir amacım da yok. Cehennem e ihtiyac vardir lafindan Allahın cehenneme ihtiyacı oldugunu mu çıkarttınız şimdi. Allahın hicbir seye ihtiyacı yoktur. Bu kadar basit.Allahın ihtiyacı oldugunu da nerden çıkarıyorsunuz!

    Cenab-ı Hakk’ın bizim ibadetlerimize hâşâ muhtaç olduğu düşünülemez. Böyle bir düşünce, olsa olsa O’nun kudretini tanıyamama talihsizliğinin bir eseridir. O, ne bizim ibadetimize, ne kendisini yüceltmemize ne de adeta bir köle gibi önünde saygıyla iki büklüm olmamıza ihtiyaç duymaz.

    Onların ne etleri ne de kanları Allah’a ulaşır; fakat O’na sadece sizin takvanız ulaşır. Sizi hidayete erdirdiğinden dolayı Allah’ı büyük tanıyasınız diye O, bu hayvanları böylece sizin istifadenize verdi. (Ey Muhammed!) Güzel davrananları müjdele!” (Hacc 22/37)

    İhlas suresinde Allah, yukarıdaki ihtiyac meselesine, mealen, şöyle cevap verir:

    “De ki, Allah birdir. O SAMED’dir. Doğurmamıştır ve doğurulmamıştır. O’nun hiçbir dengi yoktur.”(İhlas Suresi, 112/1-4)
    Birinci ayet, Allah’ın bir olduğunu ve birden fazla olmadığını söyleyerek her türlü şirki reddediyor. İkinci ayet, O’nun hiçbir şeye muhtaç olmadığını, ancak her şeyin, her an, O’na muhtaç olduğunu ifade ediyor. Üçüncü ayet, teslis inancının yanlış olduğunu, doğan ve doğuran bir şeyin ilah olamayacağını belirtiyor. Dördüncü ayet, O’nun yaratıcı olarak, bütün yaratıklardan farklı olduğunu ifade ederek O’nu herhangi bir şeye benzetmenin doğru olmadığını söylüyor.

    Kur’an, her an yaratma halinde olan ve Kayyum isminin tecellisiyle kâinatı an be an varlık aleminde tutup devam ettiren aktif bir yaratıcıdan bahsediyor. Kainatı saat gibi kurup kendi haline bıraktığını iddia eden deistlere cevap verircesine Kur’an şöyle diyor:

    “Göklerde ve yerde bulunan herkes, O’ndan ister. O ise, her an yaratma halindedir.” (Rahman Suresi, 55/29)

    Ayet, ilginç bir şekilde, bütün mahlûkatın her an Allah’tan ihtiyaçlarının giderilmesini talep ettiğini ve Allah’ın da bu isteğe cevap verdiğini söylüyor. Ayeti sondan başa okuduğumuzda ise, sürekli yaratma olmasaydı, varlıkların dua etmesinin bir anlamı kalmazdı manası çıkıyor. Yaratılan kainatın her an Kayyum ismiyle varlık aleminde tutulduğunu şu ayetler haber veriyor:

    “Allah, kendisinden başka ilâh olmayan daima diri ve yarattıklarını koruyup idare edendir.” (Bakara Suresi, 2/255 ve Âli İmran Suresi, 3/2).

    Selametle..

  54. Dark
    24/09/2013

    Kaderle ilgili olarakta ;
    Bazı insanlar zengin, güzel ve sıhhatli doğarlar; bazıları da fakir, çirkin ve sakat. Bunlar, insan iradesinin karışmadığı “ızdırari kader”in konusudur.

    Bu farkı bahane ederek zulümden söz edenler vardır. Halbuki, zulüm bir hakkın çiğnenmesidir. Kulun ise, Allah’ta hiçbir hakkı yoktur. O, ne vermişse sırf lütfundan dolayıdır.

    Bize düşen, verilmeyen nimetleri düşünüp isyana yeltenmek değil, verileni hatırlayıp şükretmektir. Eksiklikler, kulun denenmesi içindir. Dünyayı bir imtihan salonuna benzetirsek, hoşa gitmeyen durumlar birer imtihan sorusudur. Kul isyan mı edecek, yoksa verilen nimetlere şükürle, mahrum kaldığına sabır ile mi karşılık verecek?

    Zengin bir tüccar düşünelim. Dükkanına gelen iki fakire, sırf merhametinden dolayı iyilik etmek istiyor. Birine gömlek ve pantolon giydirdi, diğerine ise, bunlara ilaveten ceket ile palto hediye etti. Sadece gömlek ve pantolon alan adam, “tüccar bana zulmetti, öbür adama fazla verdi,” diyebilir mi? Derse, bu sözü edepsizlik olmaz mı?
    Biz insanlar da bu fakirlere benziyoruz. Allah, sonsuz merhameti sebebiyle, tükenmez hazinesinden nimetler veriyor. Vücudumuzu, aklımızı, hayalimizi, soluduğumuz havayı, içtiğimiz suyu, yediğimiz gıdayı yaratan o. Çalışmadık, kazanmadık, hak etmedik. O, sırf lütfundan dolayı ikram ediyor. Eksik alan sabrederse ebedi nimetler kazanacak.

    Dikkat edilirse, kaderi bahane ederek, “benim ne suçum var” diyen kişinin, iradeyi yok saydığı görülür.

    Eğer insan, “rüzgarın önünde sürüklenen bir yaprak” ise, seçme kabiliyeti yoksa, yaptığından mesul değilse, o zaman suçun ne manası kalır? Böyle diyen kişi, bir haksızlığa uğradığı zaman mahkemeye müracaat etmiyor mu?
    Halbuki, anlayışına göre şöyle düşünmesi gerekirdi: “bu adam benim evimi yaktı, namusuma dil uzattı, çocuğumu öldürdü, ama mazurdur. Kaderinde bu fiilleri işlemek varmış, ne yapsın, başka türlü davranmak elinden gelmezdi ki.”

    İnsan yaptığından sorumlu olmasaydı, “iyi” ve “kötü” kelimeleri manasız olurdu. Kahramanları takdire, hainleri aşağılamaya gerek kalmazdı. Çünkü, her ikisi de yaptığını isteyerek yapmamış olurlardı. Halbuki hiç kimse böyle iddialarda bulunmaz. Vicdanen her insan, yaptıklarından sorumlu olduğunu ve rüzgarın önünde bir yaprak gibi olmadığını kabul eder.

    Bir film senaryosu tasarlayalım: dedektif, soygun planı hazırlayan üç adamı gizlice dinliyor. Zamanı gelince, soyulacak yere gidiyor. Maksadı suçüstü yakalamak. Fakat soyguna başlarken, adamlar planı değiştiriyorlar. Biri vazgeçiyor, ikisi başka türlü hareket ediyorlar. Eğer bir başkasının bilmesi soyguncuların hareketlerini engelleseydi, planın değişmemesi gerekirdi. Polisin önceden bilmesi olaya hiç tesir etmedi.
    Plan değişmese yine etmeyecekti. Çünkü onlar, bu işi polis öyle biliyor diye yapmayacaklardı. Zaten polisin neler bildiğini de bilmiyorlardı.
    Eğer planı uygulasalar, yakalansalar ve polis, yaptıklarını önceden bildiğini söyleseydi, “sen böyle bildiğin için, biz bu suçu işledik. Gerçek suçlu sensin. Biz masumuz” mu diyeceklerdi?
    Günah işleyip de suçu kadere, yani “o işi önceden bilen ilahi ilme” yüklemek isteyen günahkarın bunlardan ne farkı var?

    “kaderimden kaçamam, yazılan başa gelir, olacak denen olur. Öyleyse günahımdan dolayı niçin suçlu sayılıyorum?” diye düşünenler hiç de az değil.
    Bu mantığın, mesuliyetten kurtulmak isteyen bir suçluya ait olduğu gün gibi ortada. İşte formül: suçu kadere yükle ve rahatla! Adil bir hakem olan vicdanın, bu düşünüş biçimiyle huzura kavuşacağını sanmıyorum. Çünkü, yapıp ettiklerimizin dikkatli bir şahididir o. Şüphesiz bir “kader kanunu” vardır ve hükmünü yürütür, ama “irade” de bir kanundur. Her günahı isteyip dileyerek işlediğimizi nasıl unutabiliriz? Alınyazımızı okuyamıyoruz, kaderde olanı bilmiyoruz. Bizim bildiğimiz, önümüzde biri iyi, diğeri kötü iki yol bulunduğu. Asla inkar edemeyeceğimiz irademizle birinden gidiyoruz. Giderken de nefsimizden başka bir zorlayıcı olmadığını pekala hissediyoruz. Önce değil, ancak her şey olup bittikten sonra öğreniyoruz alın yazımızı.

    Şu misalin meselemize ışık tutacağına inanıyorum. Harika bir kameraman düşünelim. Diyelim ki, bu adam, bizim gelecekteki on günlük hayatımızı gizlice filme aldı. Yani o, on günlük yaşantımızı önceden bildi. Biz de film olayını öğrendik, ama bantta neler olduğunu bilmiyoruz. Onbirinci gün filmi bize gösterdi. İşlediğimiz hataları, günahları ve suçları seyrettik. Kameramana, “sen bizim on günlük geleceğimizi bilmesen, görüntülemesen, biz bu suçları işlemezdik” diyebiliriz miyiz?

    Bilmekle yapmanın çok farklı şeyler olduğunu vurgulamak gerekir. Bir misal vermiştik. Bizlerin bir çekirdeğin ağaç olacağını bilmemiz onun ağaç olmasına gerek olmadığı anlamına gelmez.
    Ayrıca bir makine veya bina için bir plan yapılsa, madem ki plan var öyleyse binaya ve makinaya ne gerek var denilebilir mi.
    Yarın bir yere gideceğimizi ve şunları yiyeceğimizi planlıyalım. Buna göre madem ne yapacağımız belli öyleyse ne gerek var gitmeye ve yemek yemeye diyor muyuz.
    Biz bile gündelik basit şeyler için bunu diyemezsek, Allah’ın sayısız hikmetlerle yarattığı insanı, madem ne yapacağını biliyordu öyleyse neden imtihan ediyor denilemez.

    Kaderin esas anlamı Allah’ın, olmuş olacak her şeyi bilmesi demektir. Dikkat edersek insan iradesini yok saymıyor. Bilmek ayrı yapmak ayrıdır. Bilen Allah’tır, yapan kuldur.
    Buradaki ince nokta: Allah bildiği için yapmıyoruz. Biz yapacağımız için Allah biliyor. Zaten Allah’ın geleceği bilmemesi düşünülemez. Bilmese veya bilemese yaratıcı olamaz.
    Teşbihte hata olmasın, Allah da, bizim ömrümüz boyunca yapacaklarımızı “ezeli kamerasıyla “levh-i mahfuz” denilen bir banda alıyor. Fakat biz o filmde neler bulunduğunu asla bilmiyoruz. Bu tespit hareketimize, niçin tesir etsin! Gerçek bu olunca, mesuliyet elbette bizimdir. Hür irademizle kötüyü seçip, günah işlediğimiz için suçlanıyoruz, başka şey için değil. “kaderimde yazılıysa suçum ne?” Demeye hiç hakkımız yok. İsteyerek suç işlemek “suç” değilse, suç ne peki?

    Bize düşen, günahımıza tövbe etmek, affı için yalvarmak ve güzel ameller işleyip cezadan kurtulmaya çalışmak. Suçu kadere yüklemeye çalışmakla ancak kendimizi aldatabiliriz. Allah’ı, asla.

  55. toro
    24/09/2013

    Laf ebeliği yapmasını severim :)) fakat şuan laf ebeliği yapmıyorum. Aynı şekilde ben de sizi birşeylerden vazgeçirmeye ya da birşeylere yönlendirmeye çalışmıyorum. Ben buraya sizin ve sizden öncekilerin sırf birbirinizin fikine iştirak etmiyorsunuz diye birbirinize yönelttiğiniz suçlamalar hatta hakaretleri gördüğümde yazmak istedim. Kimsenin kimseyi inanan ya da inanmayan diye ayırmaya hakkı yoktur, olamaz. Ne bir ateist din inancını yargılayabilir nede din inancı olan bir birey ateist olan başka bir bireyin inancını yargılayabilir! Kimsenin benim yolum doğrudur dayatmasını bir diğerine yapmasına ben kişisel olarak izin vermem. Benim yaptığım şey düşündürmektir, aklı yedekten çıkarıp kullandırtmaya çalışmaktır. Sırf bu yaklaşımlarımdan dolayı kaç tane müslüman arkadaşım Kur’an okumaya başladı sayısını hatırlamıyorum. Benim duruşum belli olduğu halde onların yönelimlerini beni üzmedi aksine sevindirdi. Çünkü kendisine müslümanım deyip kutsal kitabını hiç açmamış birisi düşünülemez! İkinci konu dinini savunacak kadar iyi bilenlere saygı duyarım çünkü onlar artık inançlarından emindirler ve hiç bir tartışma içerisinde karşıdaki karşıt görüşleri bertaraf etmek, yok etmek ya da zarar vermek zorunda hissetmezler. Bilirler ki kendi tercihleriyle bağlıdırlar diğerleri de kendi tercihleriyle. Ben size hitap ederken değerli arkadaşım demekten gocunmuyorum. Düşmanım değilsiniz! Hiç bir güç de sırf düşüncelerimiz, inançlarımız farklı diye beni size düşman yapamaz. Hiç bir egemenin yönlendirmesine ihtiyaç duymam çünkü kendi zekama güvenirim, yönetilmeye, yönetmek isteyenin yönlendirmelerine fırsat vermem! Sefil bilo nun dediği gibi ”başımıza ne geldiyse bu k.ç öpme sevdasından geldi”.
    Ben özellikle sizin karşınızdakilerin aslında ne düşündüğünü ne hissettiğini bilmenizi istedim. Öfkeden, nefretten bahsedişlerim boşuna değil.
    Ha şunu da söyleyeyim bir ateist, agnostik ya da deist inandığı şeyin altını dolduramıyor, savunamıyorsa onunda karşısındayım! Her birey yaptıklarının doğru ya da yanlış arkasında durmalı gerekiyorsa gurur duymalı ya da utanmalı ama yaptıklarını sahiplenmekten kaçınmamalıdır. Biz bu dünya da genel olarak yaptıklarımızın doğru olarak genel kabul görmüş kısımlarını paylaşıyororuz. Geri kalanını ise şeytana havale edip rahatlıyoruz!

    Şimdi inananlar tutturmuş ateist şöyle başkası böyle falan filan…
    Yahu size ne, kendinizi kurtardığınızdan bu kadar eminmisiniz ki başkasının inancını sorguluyorsunuz! İnancı sağlam olanlar başkalarının inancından korkmazlar, buna ihtiyaçları olmaz. Ama inanç sağlam değilse, temeli çatırdıyorsa birey etrafındakilere bunu söyleyip kendini sorgulatmaktansa etrafındaki diğer inançları sorgulayarak hedef saptırmaya çalışır. Belki de kendisindekinden başka bir seçenek kalmazsa kendini daha rahat hissedecektir. İnsan beyninin işleyişi genel olarak böyledir.

    Benim yine böyle bir sohbette ellili yaşlarda bana güvenip şamanist olduğunu eşi ve çocukları dahil hiçkimsenin bunu bilmediğini ve içinde bulunduğu durumun kendisinde yarattığı buhranları arkadaşlarımda oldu! Ben benim gibi olsun, olmasın her insanı önce anlamaya çalışırım.Konuşurum, dinlerim, paylaşırım. Ama dünya üzerindeki hiç bir din, mezhep,tarikat, din admı,cemaat lideri, beni bir başkasına düşman edemez, diş bilememi sağlayamaz. Nefretle Tanrı ya varamayız. Asıl zor olan bunca nefretin ortasında,bunların hiçbirinden atkilenmeden O na ulaşabilmektir. Gaza gelerek, nefret çukuruna düşerek,öfkenizi Tanrının ağzından çıkmış gibi gösterek O na varamazsınız.

  56. toro
    24/09/2013

    Konumuza dönecek olursak;
    Bakın artık anlamış olmalısınız ağzımızdan çıkan her kelime çok önemlidir. Biz şimdilerde bu kelimeleri kolaylıkla kullanıyoruz ama konuşmamaızı sağlayan her kelime insanoğlunun tarihinin köşe taşıdır. Her kelimenin bizdeki anlamının pekişmesi yıllar belki yüzyıllar almıştır. Dolayısıyla her kelime aslında bir hayattır. O yüzden anlamını yadsımadan gelişigüzel kullanmadan hayatımızı kolaylaştırmalarını sağlamaktan başka birşeye ihtiyacımız yok şuan. Umarım bizde atalarımızdan miras kalan bu sözcüklere kendi ürettiklerimizi ekleyebilir ve geleceğe miras bırakabiliriz!

    Şimdi, İHTİYAÇ kelimesi haddinden fazla önemlidir. Çünkü aslında ihtiyaç bilinen bütün canlıların adıdır. Her canlıyı var eden ve yaşam döngüsünde yürüten olgunun adı ihtiyaçtır. O yüzden konuyu değerlendirirken kelimenin önemini yadsımayalım.
    Kısacası varlıkların hayatlarını sürdürebilmeleri için gereken herşeyi tek kelimede yani İHTİYAÇ ta tanımlıyoruz. Şimdi tanrı hiçbir şeye ihtiyaç duymayan (bence ihtiyaç sahibi olmasında bir problem yok) ise, öyle söylüyorsanız bu durumun hiçbir istisansı olmadan kesin kanıtlarını duymamız gerekir.

    Mesela ben kendi düşüncelerimi yazayım,
    Öncelikle görülüyorki Tanrı nın kendi varlığını kanıtlamaya ihtiyacı var. Bunun için ayet yazmam gerekiyorsa yazarım ama o ayetleri zaten biliyorsunuz!

    Tanrının insanlarla iletişim kurmak için meleklere ihtiyacı var.(Cebrail)
    Canlarını alabilmek için Azrail’e ihtiyacı var!
    Doğa olaylarının takibi için Mikail’e,
    Sur borusunun çalınması içinde İsrafil’e ihtiyacı var.
    İnsanlara kendisini anlatmak için Peygamberlere,
    İnsanları kendisine yöneltmek için ödüle (cennet),
    Kendisinden başkasına yönelecekler için cezaya (cehennem) e ihtiyacı var.
    Sınavın başlamasıiçin şeytanın itirazına,Ademin yasak meyveyi yemesine, Kabil’in kardeşi Habil’i öldürmesine, Nuh tufanına, Firavuna ders vermek için Musa ve kavmine, Roma zulmüne karşı İsa,ya, İnsanlara son bir şans vermek için yoldan çıkmış Araplara ihtiyacı var! İnsanların amellerinin takibi için her iki omuzunda onları takip edecek katip meleklerine, geceye gündüze, cehennem zebanilerine, hurilere ihtiyacı var.
    İnsanların öfkesine, nefretine, kabeye gitmelerine, 5 vakit namaz kılmalarına, oruç tutmalarına, binlerce hayvanı bir anda kurban etmelerine, birbirlerini Kendisi için öldürmelerine, Deccale, kıyamete ve mahşer meydanına ihtiyacı var. Sırat köprüsünün kıldan ince olmasına, insanlar için mahşer meydanında kendisinden şefaat isteyecek birine, kıyamet günü İsa nın tekrar dünyaya inmesine ihtiyacı var.
    Tanrının insanların kimyasal silah icat etmesine, afrikadaçocukların açlıktan ve susuzluktan ölmelerine, birilerinin aynı din farklı mezhep üyesi olduğu için birbirinin kafasını kesmesine, ciğerini söküp yemesine, alışveriş merkezinin basılıp peygamberin annesinin adını bilmeyenlerin kadledilmesine, kiliseye intihar saldırısı yapılmasına, camilerin bombalanmasına, hiroşimaya, nagazakiye atom bombası atılmasına, endonezyayı (dünyanın en kalabalık müslüman ülkesi) her 2 yılda bir büyük bir depremin vurmasına, Birilerinin milyarlarca doları tek başına sahiplenirken diğerlerinin onların kölesi olmasına ihtiyacı var. Ebubekir hariç bütün halifelerin öldürülmesine, peygamberin torunlarının çölde katledilmesine, halifelerin cariye sahibi olmalarına, arakandaki müslüman katliamına, suriyede papazların kafalarının kesilmesine, hitler’e, 2. dünya savaşına, yahudilerin gaz odalarında zehirlenmesine, sabun yapılmasına, Kaddafinin öldürülmesine, Amerika nın dünyayı yönetmesine, Arapların Hac dan para kazanmasına, cennet vaadiyle kandırılan 13-14 yaşındaki çocukaların bedenlerinin canlı bomba olarak parçalanmasına, porno sektörüne, cocukların cinsel obje olmasına, tecavüzlere, katliamlara ihtiyacı var. Çünkü tanrının bizim iyiyle doğru arasındaki farkı bulmamıza, onu sürekli övmemize, şükretmemize, onun içn öldürmemize, onun için susmamıza, onun için yaşamamıza ihtiyacı var. Bizi sınamak için ölenlerin çığlıklarına, öldürenlerin katilliklerine ihtiyacı var.

    Yarattığı herşeyin sahibi olan ama yarattıklarının kendisinin varlığına inanmalarına ve sınanmasına ihtiyaç duyan…

    Bence Tanrı bunların hiçbirine ihtiyaç duymuyor. İhtiyaç duyan ihtiyaçları gideremez! Tanrının bize yaşayın demekten başka hiç birşey sunduğu yok. Tek bilmemiz gereken şey evrende hiç birşey yok olmaz. Şuan maddenin ete kemiğe bürünmüş haliyiz, sonrasında maddenin başka bir haline dönüşeceğiz ve bu dönüşüm evren sonlanana kadar sürüp gidecek. Artık şu üstün varlık olma fikrinden kendinizi sıyırıp atın, insanoğlu bu dünya içinde bu haliyele, bir virüsten, asalaktan daha farklı davranmadığı sürece hakettiği ama tanrının ihtiyacı olmayan şeyler yukarıda yazılıdır.

  57. Dark
    24/09/2013

    Bir doktor, bir hastaya bazı ilaçları mutlaka kullanması gerektiğini söylese, hasta da o doktora: Bu ilaçları benim kullanmama senin ne ihtiyacın var diyebilir mi? Hayır. Çünkü o ilaçlara doktorun değil hastanın ihtiyacı vardır. Bunun gibi ibadetlere de haşa Allah’ın değil bizim ihtiyacımız vardır.

    Yeryüzünün tamamını küçücük aynalardan oluşmuş farz edelim. Bu aynaların ışık ve sıcaklığı gökteki güneşten alacakları apaçık bir gerçektir. Gökteki güneşin aynalarda yansımasında, onları ışıklandırmasında bir ihtiyacı olduğu düşünülemez. Yani güneşin aynalarda yansıyıp yansımaması bir ihtiyaçtan dolayı değildir. Yansıma hadisesi olmasa da onun ışığından, sıcaklığından, yedi renginden hiçbir şey eksilmez. Güneş, ışığı ve kütlesi ile ne ise yine odur. Yansıma olayındaki bütün fayda ve menfaat, ancak aynalara aittir. Onlar, karanlıktan kurtulup, ışığa kavuşma hususunda güneşe muhtaçtırlar. Yoksa güneş, onların aydınlığa çıkmalarına muhtaç değildir.

    Şimdi yukarıdaki örneği biraz daha geliştirerek güneşi ilim, irade, kuvvet ve hayat sahibi; aynaları da akıl ve şuur sahibi olarak kabul edelim. Şimdi tekrar düşünelim, akıl ve şuur sahibi aynalar, güneşi sevmeleriyle güneşin mükemmelliğine, muhteşemliğine ne katabilirler? Yahut ona isyan ederek onun yüce şanından ne eksiltebilirler? Mesela güneşin bitki ve hayvanlara ışık vermesinde ne faydası olabilir? Yahut vermemesinde, onun için ne eksiklik düşünülebilir? Elbette hem fayda hem de zarar onlara aittir.

    Aynen yukarıdaki misaller gibi, Allahın varlık âlemini yaratmasında Onun sonsuz kemalinde bir fazlalık olduğu düşünülemez. Mevcudatı yaratmasaydı yine onun kemalinden hiçbir şey eksik olmazdı. Mesela hadsiz yıldızlarla yaldızlanmış şu gök kubbenin, üzerimizde bir çadır gibi çatılmasında ve yeryüzünün rengârenk çiçeklerle süslenmiş bir halı gibi ayağımızın altına serilmesindeki bütün faydalar bize aittir.

    Allah (cc) ne varlıkların yokluktan varlık âlemine çıkmalarına, ne meleklerin onu sena ve methetmelerine, ne de insanların ibadet ve itaatlerine muhtaçtır. Bunlar olsun ya da olmasın, O, zatında hamd ve senaya lâyık, eşi, misali, dengi olmayan bir Allahtır. Sonsuz zenginlik sahibi, her şey kendisine muhtaç ve o hiçbir şeye muhtaç olmayandır.

  58. toro
    24/09/2013

    İyi güzel de siz olmasını istediğiniz şeyi söylüyorsunuz,Tanrı nın söylediklerini değil. Söylermisiniz, Tanrı neden varlığının bilinmesini istiyor? Bundan yararı nedir?
    Tamam bende onun için birçok güzel söz söyleyebilirim, bende yapabilirim ama sonuç? Söylermisiniz ben o sözleri O bana öğretmese O na söyleyebilirmiyim? E O nun öğrettiği açık ise, bana kendi öğrettiği kelimelerle O na tapmama ihtiyacımı vardı? Bakın Tanrı nın varlığını ya da yokluğunu tartışmıyoruz. Ben Tanrı var diyorum, ama dinler yok diyorum. Çünkü dinlerin tarif ettiği şekilde bir tanrının varlığı yine benim Tanrımın bana verdiği mantığa ters!

    Bak eğer tanrı hiç kitap göndermemiş olsa idi, o ortamda ona tapınmak onun yönlendirmesi olmadığı için aynı zamanda onun ihtiyacı da olmayacaktı. Çünkü Tanrı yarattığına kendi varlığını ispat etmeye çalışmayacaktı. Tanrının kendinin bulunmasına ihtiyacı yok ki, insan tanrının var olduğunu bilse ne olur bilmese ne olur, Tanrı için ne farkeder? Ama tanrı kendi varlığının bilinmesi ısrarla istiyor ve ısrarla kanıtlamaya çalışıyor! Niye? Ben varım, ister inan ister inanma, senin inanmana muhtaç değilim ki, kulum! diyebilir. Ama; ”dağlara, taşlara andolsunki”diyerek hemde yemin ederek(tanrı kime, niye yemin eder) varlığını kanıtlamaya çalışıyor.
    Şimdi sen bana diyorsun ki, Tanrı bizimle peygamberleri aracığıyla konuştu! Bende diyorum ki ordamıydın? Sen diyorsunki ben o konuşmanın olduğuna inanıyorum, herkes de inanmalı! Şimdi söylermesinin Tanrı nın sadece bir kişiyle konuşup konuştuğu kişinin ağzıyla her söylediğinin doğru olduğuna inandırılmamız Tanrı açısından mantıklımıdır? Değilse bir oyunmudur? Söylermisin dünyanın her yerinde aynı anda bütün insanların şahit olacağı ve onun varlığını artık tartışmayacağımız bir yüzleşme olsa ne olur? Onu herkesin görmesi herkesi müslüman ya da başka bir dinden yapmayacak ki? Sonuç itibariyle şeytan ve adem doğrudan Tanrı yı gördükleri halde ona iteatsizlik edebilmişlerdir! Bu anlamda Tanrının planı! sekteye uğramaz sonuç itibariyle gelecek diğer nesiller görmeyecek atalarından duyacaklar bu yüzleşmeyi ama en azından kaynak insan milyonlarca olacak!

    Unutmayınki Firavunlar binlerce yıl mısırı tanrı olarak yönetmişlerdir! İnsanlar onları tanrı gibi görmüş, düşünmüşlerdir. Peki firavunun tanrı olduğunu halka kim söylemiştir! Firavunun kendisi! Bak ne kadar kolay inandırılıyor, inanmak isteyen!

    Sen diyorsunki, güneş var (dinlerin tanrısı içindir sözlerim) güneşin var olması O nun kanıtı!
    Ben diyorumki nereden biliyorsun?
    Sen çünkü onu oraya Tanrı koydu!
    Ben, koyarken gördünmü?
    Sen, böyle birşey olabilirmi?
    Ben, ona olamaz deyip ötekine nasıl olmuştur diyorsun?

    Öncelikle dinlerde anlatılan ve kendini sürekli ispat etmeye çalışan bir tanrı olamaz. Çünkü o tanrı kendini fiziksel örneklerle kanıtladığı anda artık Tanrı değildir!
    Eğer beynimizle ve birtakım algılanabilir kanıtlarla tanrının varlığını kanıtlayabilirsek Tanrı doğaüstü olmaktan çıkar ve tanrısal özelliğini kaybeder. Peki tanrı bunu bilmiyor olamazmı? Bence biliyor, bildiği içinde dağa taşa, güneşe yemin ederek varlık ispatına girişmiyor. Bir varlık varlığını kendi yarattığı şeyle kanıtlayabilirmi, kanıtlayabilmesi için onun yarattığına şahit olunması gerekmezmi? Diyelim ki buna rağmen diyor, peki ya konuşan aslında O değilde korunmamız gereken başka bir varlıksa!
    Bak Tanrı ÇABALIYOR. Bir din gönderiyor olmuyor, başkası geliyor o da olmayınca bir başkası! Niye bu kadar uğraşıyor Tanrı insana neyi ıspatlamaya çabalıyor?

    Şu tezat değilmi;
    Tanrıyı bizzat gören ADEM ve şeytan için onu görmek Tanrı ya karşı gelmeyi engellemediyse, onu hiç görmeyen milyarlarca insanın ona karşı gelmekten sakınmasını hangi Tanrı bekleyebilir. Böyle bir tezat olabilirmi? Tanrının varlığına şait olanlar Tanrıya açıkça,korkusuzca, fütürsuzca karşı gelebiliyor ama onu hiç görmemişlerin varlığını sorgulamasından daha fazla günahkar değiller!

    O yüzden arkadaşım tekrar ediyorum, bak ben depremi yaşadım o duyguyu unutamam, o anda bile kalbinin nasıl korkuyla çarptığını vücudunun nasıl irkildiğini düşün,sonra kendni ADEM in yerine koy ve Tanrı korkusunun deprem anında yaşadığın korkudan daha önemsiz olduğunu düşün ve git o ağacın meyvasını ye bakalım. Yiyebilirmiydin? ve lütfen artık etrafında dolanmayalım, soru basit ADEM deki cesaret sizde varmı? Var ya da yok, gerisi inan teferruat!

    Bu arada içilen ilacın doktora faydası vardır. Çünkü ilacın üreticisi ona hastalarına o ilacı yazması karşığı komisyon ödemektedir ya da o doktor hastalarını tedavi edebildiği kadar tercih edilecek ve hastalar tarafından ziyaret edilecektir. Dolayısıyla doktor hangi ilacı yazacağına dikkat edecek ve hastalarını tedavi edebilecek ilacı yazacaktır. Aldığı ücreti veya istediği ücreti aksi takdirde kazanamaz.

    İkincisi dünyada birsürü küçük ayna olması güneş ışınlarının yoğunluğunu arttıracağından ortaya çıkan yoğunluk ısıyı arttıracağı için her taraf yanar kavrulur.

    Ve ne doktor ya da ayna Tanrısal bir örneklemede tanrının eşiti olarak kullanılamazlar. Tanrının eşiti Doktor ya da ayna ya da güneş değildir. Tanrının örneklemede ki eşiti başka bir tanrı olabilir ama onada biz inanmıyoruz!
    O yüzden değerli dostum bence örnekler olmamış :))

  59. Dark
    24/09/2013

    ”Şimdi sen bana diyorsun ki, Tanrı bizimle peygamberleri aracığıyla konuştu! Bende diyorum ki ordamıydın? Sen diyorsunki ben o konuşmanın olduğuna inanıyorum, herkes de inanmalı! Şimdi söylermesinin Tanrı nın sadece bir kişiyle konuşup konuştuğu kişinin ağzıyla her söylediğinin doğru olduğuna inandırılmamız Tanrı açısından mantıklımıdır? Değilse bir oyunmudur? ” demişsiniz.

    İnancı sadece madde boyutuna indirme ile bir sonuca varamazsınız. İnanç öncellikle kalp işidir. Siz tanrının var olduğuna nasıl inanıyorsunuz o zaman, onu gördünüz mü veya onla konuşan birine mi şahit oldunuz !

    Deistlik felsefesi ;
    Kafasında bir tanrı kuruyor.
    Kurduğu tanrıya inanıyor.
    Özelliklerini yine kafasına göre oluşturuyor.
    Sonra bu var diyor.

    Yada neye göre var diyor tanrı.
    Var dediği şey gerçekte nedir?
    Ruh mu?
    Nasıl bir ruh?

    Ruh dediğin şey ne ?
    Üstelik vereceğin olası tanımın gerçeklik olduğunu nereden biliyorsun?
    Bildiğin bir BİL-Gİ mi var?

    Yoksa bir inançtan ibaret mii?
    Eğer öyleyse,
    Zaten kendi ön kabullerle ürettiğin bir şey değil mi?

  60. toro
    24/09/2013

    ”İnancı sadece madde boyutuna indirme ile bir sonuca varamazsınız. İnanç öncellikle kalp işidir. Siz tanrının var olduğuna nasıl inanıyorsunuz o zaman, onu gördünüz mü veya onla konuşan birine mi şahit oldunuz ! ”

    hele şükür, işte başından beri bunu yapmanızı bekliyordum! Bak şimdi aynı noktadayız şimdi söylermisin hangimiz haklı? :)) Şimdi ben inandığım tanrı beni peygamber yaptı desem ve buna binlerce insanı inandırsam ben öldükten 10 nesil sonra bu sayı 1 milyarı aşsa sırf 1 milyar kişi inanıyor diye benim kesinlikle doğru söylediğim sonucunamı ulaşırız? Fark nerede şimdi?

    Kalp meselesine gelince, örneğin birisi size 2 kişinin caddedeki bankayı soyduğunu söyledi ve o iki kişiden birinin sizin kardeşiniz olduğunu söyledi! Diğer adamı kardeşinizden daha çok önemsediğinizi söyleyebilirmisiniz? Kalbiniz kardeşiniz için suçluluğu kanıtlanan kadar suçsuzdur diye atar değilmi?
    İşi kalbe bırakırsak, yanarız!

    • Ferda Yamanoğlu
      25/09/2013

      İnanç ,öncelikle kalp işidir,diyorsunuz.Yanlış mantık yürütüyorsunuz.İnanç ,öncelikle akıl işidir.Yunus suresi 100-101 ayet’de inancın akıl işi olduğunu yazar.Kuranda o devrin bilgisiyle bilinmesi mümkün olmayan çok sayıda ayet var.Ben ,bunun nasıl olduğunu ateistlere hep soruyorum.Onların bir cevabı olmadığı için demogojiye ve iftiraya baş vuruyorlar.Dawkins dahi ,işin içinden çıkamayarak ,ilk canlı hücresinin uzaylılar tarafından yaratıldığını söylüyor.Yani,yaratılışa sığınıyor.En azından mantıklı bir yalan söylemeye çalışıyor.Ateistlerde,Kurandaki bilimsel ayetler için ucuz yalanlar söyleyeceğine,bu bilgilerin H.z Muhammed’e uzaylılar tarafından verildiğini söyleyebilir.

      • Dark
        25/09/2013

        Cümlem orda eksik kalmis mutlaka ki öyle. Uyarınız içinde teşekkürler.. Kuran her zaman insanin aklını kullanmasını düşünmesini ve sorgulamasını emretmiştir. Zaten bunu yapan kişi sorguladigi kitabin da cevabını alarak kalbi ile inanabilen insandir diye düşünüyorum.

        • Ferda Yamanoğlu
          26/09/2013

          Bazı insanlar,aklının değilde nefsinin istediği gibi görmek istiyorlar.Ama her şey big-bang’tan sonra 0=+1-1 kuantum mekaniği denklemine göre zıddıyla yaratılmış.Zıdlıklar sayesinde ,yokluk varlığa dönüşüyor.Yani ateizm olmadan inançda olmuyor.

      • toro
        25/09/2013

        Ben size bu konuda katılmıyorum. Bütün dinler tarihi akıl değil bilinmezliğin korkusu üzerinden şekillenmiş ve insanların ölümden sonrasına dair umutlarını beslemiş bu sayede de kendini de besleyerek yayılmıştır. İnsanoğlunun tezatı şudur, Sonsuz bir evreni yaratıp kontrol eden bir tanrı var ama bu tanrı ençok yarattığı evrende kapladığı alan bir hiç olan insana önem veriyor! Bu bir tezattır ve bu inancı akılla anlatamazsınız! Örneğin sadece son dine de bakamazsınız Tevrat’ta Yakup peygamberin insan kılığındaki tanrısı Yehova ile güreşerek onu yendiği yazar ve daha nicesi.Ama herşeye rağmen saygı duymuyorum da diyemezsiniz, yargılayamazsınız da! Sonuç olarak iyisine kötüsüne rağmen Tanrı insanoğlunun yarattığı en büyük ve en görkemli sanat eseridir!

      • Jean Luc Picard
        15/01/2014

        Siz dawkins in kinaye yaptığını bile anlayamamışsınız. Daha size ne söylenebilir. Kuranda akılcı şeyler elbette var, sonuçta muhammed zeki bir adamdı. Gidip sümer mitlerini yada sheakspere okusanız yine çok zekice konular veya mucizevi bilgiler bulabilirsiniz.

  61. Dark
    24/09/2013

    Ben sizi inandırmaya çalışmıyorum ki zaten :) Dedigim gibi herkes istediği şeye inanır. Ben size niye böyle yapıyorsunuz illa müslüman olacaksınız diye bir sey söylemiyorum zaten.Dünyada 5 müslüman kalsa geri kalan başka bir şeye inanıyor diye dinimden dönecek de degilim.Aynı şekilde sizde.

    Benim inancıma göre de Allah tan gelen kitap ile insanoğulunun yazdığı kitap farkli olacaktir. Allah kitabını kıyamet vaktine kadar koruyacağını da bizzat kendisi söylemiştir.

    Sizin düşünce şeklinize göre ; işi tamamen kalbe ve kendi aklınıza bırakmışsınız ama. Ne bir bilgi ne bir kaynak ,dünyadaki yaratılş amacınız bile bilinmiyor bu düşüncede.Tanrının varlığına inancınız vardır ama tanrının nasıl bir tanrı olduğu belli değildir. peygamber inancı yoktur, kutsal kitaplar yoktur, cennet yoktur cehennem yoktur, sevap yoktur, günah yoktur, ibadet yoktur, melek yoktur, şeytan yoktur. Kainat saat gibi kurulmuştur. Ne olacağı belli değil bir sistem yok kural yok.

    Her padişahın, her sultanın, her hükümdarın kendine itaat eden, nimetlerine karşı teşekkür eden raiyelerini mükâfatlandırması, memurlarına maaş vermesi, yurttaşlarını himaye etmesi, bunun aksine davranışlarda bulunan canileri, katilleri, zalimleri, hırsızları cezalandırması, onları hapse atması, toplumda anarşinin olmaması, otoritenin sağlanması için elbette çok gereklidir. Mevcut otoritenin masumları himaye etmesi onun şefkat ve merhametinin bir gereği olduğu gibi, zalimleri cezalandırması da bu otoritenin izzet ve haysiyetinin korunmasının gereğidir.
    Din olmazsa, iyi ile kötü insanı birbirinden kim ayıracak? Nasıl ayrılacak ? Ahiret hayatı olmazsa, zalime kim ceza verecek, mazlumun hakkını kim alacak?

    Eğer ölüm zalim ile mazlumu eşitliyorsa, katil ile maktulü aynı akıbete yolluyorsa, her ikisi de ölmekle ebedi olarak yok oluyorlarsa, hiçliğe gidiyorlarsa, o zaman dünyada numunelerini dünyada gözle gördüğümüz Allah’ın sonsuz adaletini, merhametini bile bile inkâr etmek gerekir.
    Adalet, dengelerin gözetilmesi manasına gelir. Gökleri ve yeri, atomları ve molekülleri, yıldızları ve sistemleri ve galaksileri harika bir düzen ve denge üzerine kurmakla sonsuz adaletini gösteren Allah’ın, öbür dünya hayatını yaratmayıp, zalim ile mazlumu aynı kefeye koyması mümkün müdür? Elbette her gecenin bir sabahı, her kışın bir baharı olduğu gibi, ölüm gecesinin de bir mahşer sabahı ve kıyamet kışının da bir haşir baharı olacaktır.

    Allah bu kainatı bir kere yapsın ve bütün işleri şuursuz, kör ve sağır sebeplere havale edip çekilmesi mi daha mantıklıdır.
    Yoksa bu kainatı sonsuz gücü ile yaratması ve her an tecelli edip kullarını duyması, görmesi ve cevap vermesi mi yaratılış maksadına daha uygundur. Zaten deizmin yaratılış gayesi konusunda bir fikri olmadığı da bilinmektedir. Örneğin, görmeyen, duymayan, aklı olmayan, bir kimseye bir bisikleti bisikletin bir milini bile yaptırmak bile mümkün değildir. Akıllı olan bir kimse, akılsız, kör ve sağır bir kimseye bu işi yaptırabilir mi?

    “Göklerde ve yerde bulunan herkes, O’ndan ister. O ise, her an yaratma halindedir.” (Rahman Suresi, 55/29)

    Dolayısıyla Allah ile âlem arasındaki yaratan-yaratılan ilişkisi, deizmin bir defa olup bitmiş ve artık söz konusu edilmemesi gereken bir yaratan-yaratılan ilişkisi değildir.
    Allah’ı âlemden ve insandan uzaklaştıran yanlış bir aşkınlık anlayışına sahip deist iddianın aksine Allah “yerin ve göklerin nurudur” (Nür 24/35) ve İnsana “şah damarından daha yakındır”. (Kaf 50/16)

  62. toro
    24/09/2013

    :)) Değerli dostum, yönetme erkini elinde bulunduranlar yönettikleri topluluklara yönetme erklerinin kaynağını göstermek zorunda kaldıkları an devreye dinler girmiş ve yöneticiler yönetme erkelerinin kaynağını dini referanslara ve dolayısıyla tanrıya danyandırarak hüküm sürmeye muktedir olmuşlardır. Şehir devletlerinden başlayarak her yönetici veya kral yönetme erkini tanrıya dayandırmış ve böylece toplulukların isyan etmelerine engel olmuştur. Çünkü halk kılıç tehdidinden daha çok din tehdidinden korkagelmiştir. Örneğin Musanın kavminin derdi firavunun baskısıdır ve firavunun o dine dönmesi değil kendi kavminin firavunun baskısı altında yaşadıkları mısırdan çıkarılması meselesine yoğunlaşmışlardır. Hristiyanlıığın tarihine baktığındada Roma nın k-halklar üzerindeki baskısının yayılmasında etkin olduğu ve sonrasında Roma imparatorunun hristiyanlıkla savaşmak yerine kullanmak istemesiyle imparatorluğun dini haline gelmiş ve haliyle hızla yayılmıştır.
    Kral george incili diye bir kral tarafından yazılmış incil nüshası bile vardır! Dolayısıyla bana göre din toplum içindeki bireylerin birbirleriyle eşit şartlarda yaşamasının önündeki en büyük engeldir çünküinsanlara haklarını öteki dünyaya havale etmelerini salık vermektedir. Sırtına din gücünü geçiren her yönetici yönetme gücünü halka değil dine dayandırarak aslında halkın haklarını gasp etmekte ve gerçekleri görmelerini engellemektedir. O nedenle yöneticiler halkların herhangi bir dine körü körüne inanmalarını ister ve bekler. Çünkü bu türlü toplumların yönetilmesi diğerlerine göre çok daha kolaydır. Ortadoğuya bakarsanız ne demek istediğimi görürsünüz, ortaçağın avrupasıda bu örneğe harfiyen uymaktadır.

  63. toro
    25/09/2013

    Değerli arkadaşım,
    Tanrı nın tarihini bilmeden insanın tanrı ile ilişkisini tanımlayamayız. Herşey insani bir ihtiyaçtan doğmuş ve bu güne gelmiştir. Ne kötülük ne de iyilik öylece ortada durmuyordu. Onları da biz yarattık. İşin tuhafı halende yaratmaya devam ediyoruz. Kendinize dürüst davranırsanız her insanın aynı tanrıya farklı şekilde inandığını göreceksiniz. Dolayısıyla her insanın tanrıyı hala kendine göre şekillendirmeye ve başkalaştırmaya çalıştığının farkına varacaksınız. Bence bu kötü bir şey değil sadece diğerlerini kendimize benzetme hırsına kapılmayalım yeter.

  64. Huseyin
    12/10/2013

    Merhabalar bende konuyla ilgili düşüncelerimi paylaşmak isterim. Ateist kesimden olsun, dindar kesimden olsun karşılıklı hakaretleşmeler olmuş öncelikle bunun yanlışlığına varmak lazım. Karşımızdakine küfrederek fikirlerimizi anlatamayız. Yada bizden farklı düşünüyor diye onu cezalandırmayız. Düşünceme gelirsem diğer dinleri ve islamı insanlar üretti. Aslında dinler toplamsal açıdan oldukça faydalı, tabi istismar edilmeye de bir o kadar müsait.
    İslama inanan kişiler dünyanın varoluşunun bilimsel olarak açıklanmasının mümkünatı olmadığını söylüyor genelde. Fakat fizik kuralları bilimsel teoriler insanoğlunun ve evrenin nasıl oluştuğunu açıklıyor. Tabiki evreni kim var etti ve fizik kurallarını kim koydu sorusu da sorulabilir, fakat evrenin var oluşunu dogmatik bir dine dayandırmak akıl karı değil benim düşüncemde. Bu şuna benziyor güneş tutulması olduğunda insanlar bunu tanrının bir cezası olarak düşündüler ama şuan hesaplayıp olacağı zamanı dahi önceden kestirebiliyoruz.
    Yine site yöneticisinin belirttiği bir durumda var ortada kitap herkes için indirilmiş iken neden sadece bazı kişiler okuyup yorumlayabiliyor. Kuranda tüm insanlar birleşse böyle bir kitap üretemez yazarken neden kitabın kendi tercümana ihtiyaç duyuyor bu da şunu gösteriyor o kadar mükemmel bir kitap değil demekki.

  65. Sanalkabus
    11/11/2013

    Allah vardır,Allah yoktur,Bunu şuanki zekamız ve bilgi birikimlerimizle çözebilmemiz imkansızdır.Bu yüzden ben bir agnostiğim :)
    Ama Dinlerin hikaye olduğu,yani yaratıcının sözleri olmadığı ispat edilebilir.Çünkü yaratıcı hata yapamaz,ve din kitaplarında bir sürü hatalar vardır.
    Bazı örnekler verecem bu konuda;

    1- Dinlerde ki anlatıma göre önce erkek yaratıldı,sonra erkekten kadın yaratıldı.Bu bilime terstir.Çünkü temel cinsiyet dişidir.dişi xx kromozomlu erkek xy kromozomlu.Eğer erkekten kadın yaratılmış olsaydı erkek yy kromozomlu dişi xy kromozomlu olmalıydı.her erkekte kadınlık mevcuttur :) (gerçek bu)örnek olarak memeler gösterilebilir…
    2- Dinlerde anlatılan mekanlar her zaman o dinin bulunduğıu coğrafyalar.Mesela yıl 600 bilmem kaç.O zamanlarda amerikada mayalar yada Kızılderililer veya avustralyada aborjinler yokmuydu? Sadece o zamanlar bilinen coğrafyalardan bahsedilir.
    3- Astronomi konusu; Kuran da anlatılanlardan dünya nın sabit olduğu,güneşin ve ayın onun etrafında dolaştığı fikri vardır.
    4- Kişiye özel o anki olaylara dair ayetler bulunması…(Hz Ayşe Hz Zeyd)
    5-Bazı ayetlerde geçen 7 katlı gök için,atmosferin 7 katman olduğunu söylüyolar,ama başka ayetlerde güneş ve ayın bu 7 katın içinde olduğu yazıyor,Ve bu 7 katlı göğün en yakınıda yıldızlarla süslenmiş
    6- Kadını dövün ayeti,Hz Muahmmedin ,evlatlığının karısı ile evlenebilme izninin verildiği ayet
    Daha sorunlu birçok ayet var aklıma gelen bunlar…
    Bunlar yaratıcının sözleri olamaz (bence)

  66. cem
    13/01/2014

    sevgili arkadaşlar tabiki de allah mekandan ve zamandan münezehtir. herşeyi yarattığını kabul ettiğimiz allah nasıl olurda mekana ve zamana kayıtlı kalır. delil olarak gösterilen ayeti kerimeler çok açıktır. bu ayetler 1400 sene önce araplara tebliğ edildiğinde ” yerleri göğü 6 günde yaratip arşı istiva etti’ kelamından yani varlık alemini yarattıktan sonra hükmünü tasarrufunu ilan etti… temsilen bir hakanın tahta oturup iktidarını ilan edip hükmünü icra etti manası gibi. yani cenabı hak burda anlamamız için temsil yapmıştır. yoksa zamansız ve mekansızlık alemindeki bir varlığın mekan ve zaman alemine kayıtlı mahluklara varlığın sahibi olduğunun beyanını başka şekilde nasıl yapmasını beklersiniz. kuranı kerimde cenabı hak ademoğullarının anlaması için benzetmeler ve temsiller örnekler verilmiştir… herkez inanıp inanmamakta özgürdür.. karşılıklı saygı lütfen… tıp ilmine hakim bir doktorun ilminin gerçek olmadığını iddia eden bir adam ve bu ilmi çürütmek için en az bir doktor kadar tıp ilminin inceliklerine hakim olması lazım gelir…

  67. Sorguladınmı.com
    06/03/2014

    Hâkka, 17. Ayet: “Melekler her yandadır. Rabbinin yönetimi o gün sekiz (evren) üzerinde egemen olacaktır.”

    Saçma sapan hadisperestçi mealleriyle islama sataşmayın…

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logo

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter picture

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook photo

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ photo

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s

Takip Et

Her yeni yazı için posta kutunuza gönderim alın.

Diğer 87 takipçiye katılın

%d blogcu bunu beğendi: